$

Dolar

46,2802

Euro

53,7013

£

Sterlin

62,1697

Frank

58,2361

Gram Altın

6.407,5700

Bitcoin

3.065.720

$

Dolar

46,2802

Euro

53,7013

£

Sterlin

62,1697

Frank

58,2361

Gram Altın

6.407,5700

Bitcoin

3.065.720

Makale 16.06.2026 6 dk okuma

Evinizin yeni ebeveyni: Sosyal medya

Paylaş:

Günümüzde evlerimizin başköşesine yerleşen görünmez bir misafir var. Ne sesi var, ne şefkati var, ne de kalbi. Buna rağmen evdeki herkesten daha çok dinleniyor. Aile bireylerinin üzerinde büyük bir etkisi var; herkes ona kulak veriyor, onsuz sıkılıyor ve zamanının önemli bir kısmını onunla geçiriyor. 

Daha da düşündürücü olan şu ki, birçok anne baba çocuklarını kendi elleriyle bu görünmez misafire teslim ediyor.

Fakat burada üzerinde durmamız gereken acı bir çelişki var.

Bugünün anne babaları çocuklarını kimseye emanet etmek istemiyor. Komşuya güvenmiyor, sokağa güvenmiyor, yabancılara güvenmiyor. Çocuklarını gözlerinin önünden ayırmamak için büyük bir hassasiyet gösteriyorlar.

Ancak aynı anne babalar, çocuklarının zihnini ve ruhunu dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca içerik üreticisine, fenomene ve algoritmaya farkında olmadan teslim edebiliyor.

Bir yabancının kapısını çalıp "Çocuğumu birkaç saat size bırakabilir miyim?" diye sormaya cesaret edemeyen insanlar, hiç tanımadıkları kişilerin ürettiği içeriklerin çocuklarını saatlerce etkilemesine sessiz kalabiliyor.

Oysa bir çocuğu sadece bedenen korumak yeterli değildir. Asıl korunması gereken; zihni, kalbi ve karakteridir.

Belki de tarihte ilk kez anne babalar, çocuklarını bu kadar korumaya çalışırken onları en büyük etkiye sahip yabancıya; yani sosyal medyaya teslim ediyor.

Ne zaman bir ekran, anne ninnisinin yerini aldı?

Ne zaman bir çocuk, dedesinin dizinin dibinde hikâyeler dinlemek yerine parlayan bir ekranın peşinden gitmeye başladı?

Kabul edelim ya da etmeyelim; ebeveynlik rolü sessizce el değiştiriyor. Evlerimizin içine giren, odaların kapılarını değil doğrudan ruhları aşan bu yeni ebeveynin adı: Sosyal medya.

Psikoloji bize şunu söyler: Bir çocuk dünyaya geldiğinde ilk olarak görülmek ister. Anne ve babasının gözlerinde kendi değerini bulur. Ağladığında teselli edilmeyi, güldüğünde karşılık görmeyi öğrenir. Güven duygusu böyle inşa edilir.

Ancak bugün birçok çocuk için bu sıcak bakışların yerini ekranlardan yayılan soğuk ışık aldı.

Peki anne babasının gözlerinde kendini göremeyen bir çocuk, aidiyet duygusunu nerede arayacak?

Beğeni sayılarında...

Yabancı insanların yorumlarında...

Sonsuzca kaydırılan videolarda...

Çünkü insan ruhu boşluk kabul etmez. Anne babanın dolduramadığı duygusal alanı mutlaka başka bir şey doldurur. Günümüzde bu boşluğu dolduran en güçlü araçlardan biri sosyal medyadır.

Sorun yalnızca psikolojik değildir. Aynı zamanda sosyal, kültürel ve manevi bir meseledir.

Eskiden çocukların ahlakını, dilini ve hayata bakışını büyük ölçüde aile şekillendirirdi. Saygıyı, merhameti, paylaşmayı ve sorumluluğu önce evde öğrenirlerdi. Hak, hukuk, vicdan ve edep gibi değerler anne babanın yaşantısından çocuğun ruhuna taşınırdı.

Bugün ise birçok çocuğun neye güleceğini, neye üzüleceğini, neyi normal göreceğini ve neyi değerli bulacağını çoğu zaman ailesi değil, algoritmalar belirliyor.

Biz çocuklarımıza kendi kültürümüzü, tarihimizin hikâyelerini ve inancımızın değerlerini anlatmayı ihmal ettikçe; ekranlar onlara başka hayatlar, başka doğrular ve başka kimlikler sunuyor.

Biz sustukça ekranlar konuşuyor.

Anne babanın sakin ve hikmetli sözü, hızlı tüketilen içeriklerin gürültüsü arasında kayboluyor.

Oysa çocuklar boşlukta büyümez. Kendi değerlerimizle beslemediğimiz bir ruhu, başkalarının değerleri şekillendirir.

Kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:

Çocuklarınızı Siz mi Büyütüyorsunuz, Yoksa Algoritmalar mı?

Gerçekten çocuklarımız bizim değerlerimizle mi büyüyor, yoksa algoritmaların önlerine çıkardığı içeriklerle mi?

Çünkü o algoritmalar çocuklarımızı düşündüğümüzden daha iyi tanıyor.

Neye güldüklerini...

Neyden korktuklarını...

Hangi görüntüde durduklarını...

Hangi videoda sıkıldıklarını...

Onların dikkatini neyin çektiğini ve neyin çekmediğini...

Her hareketlerini kayıt altına alan bir sistemle karşı karşıyayız.

Çocuğumuz huzursuz olduğunda onunla konuşmak yerine eline ekran verdiğimizde, farkında olmadan şu mesajı vermiş oluyoruz:

"Seninle ilgilenecek zamanım yok. Seni bu ekran oyalasın."

Oysa çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey, anne babalarının ilgisi ve varlığıdır.

Tam da bu noktada kendimize şu soruyu sormalıyız:

Bir çocuğun karnını doyurmak, onu okula göndermek, ihtiyaçlarını karşılamak ve istediklerini almak elbette önemlidir. Ancak anne baba olmak sadece bunlardan mı ibarettir?

Anne babanın görevi yalnızca bir çocuğun bedenini büyütmek midir; yoksa kalbine dokunmak, korkularını dinlemek, sevinçlerine ortak olmak, ruhunu beslemek ve karakterine yön vermek de bu görevin ayrılmaz bir parçası değil midir?

Çocuklarımızla bağ kuramıyor, onların dünyasına giremiyor ve yerimizi ekranlara bırakıyorsak; aynı evde yaşayıp birbirine yabancılaşan insanlara dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyayız.

Unutmamalıyız ki algoritmaların vicdanı yoktur.

Bir dini yoktur.

Bir vatanı yoktur.

Merhameti, fedakârlığı, sadakati ve insan sıcaklığını öğretemezler.

Onların amacı karakter inşa etmek değil; dikkat çekmek, daha fazla etkileşim almak ve daha fazla ekran süresi üretmektir.

Bu yüzden çocuklarımızı yalnızca ekranlardan korumamız yetmez. Onları yeniden sevgimize, ailemize, kültürümüze, inancımıza ve değerlerimize bağlamamız gerekir.

Çünkü hiçbir algoritma bir annenin bakışındaki güveni taklit edemez.

Hiçbir ekran bir babanın sesindeki huzurun yerini dolduramaz.

Hiçbir dijital dünya aile içinde kurulan gerçek bağların sıcaklığını veremez.

Evinizin ebeveynliğini ruhsuz ekranlara bırakmayın.

Çünkü çocuklar teknolojiyle değil; sevgiyle, ilgiyle, değerlerle ve kurulan bağlarla büyür.

Ayşegül Sert/TİMETÜRK

Etiketler:
Ayşegül Sert
Ayşegül Sert

Köşe Yazarı