$

Dolar

47,5428

Euro

54,8595

£

Sterlin

64,0572

Frank

58,8175

Gram Altın

6.193,9100

Bitcoin

3.027.639

$

Dolar

47,5428

Euro

54,8595

£

Sterlin

64,0572

Frank

58,8175

Gram Altın

6.193,9100

Bitcoin

3.027.639

Makale 04.08.2026 4 dk okuma

Eş misin, ev arkadaşı mı?

Paylaş:

Hiç aynı odada oturup kendinizi kilometrelerce uzakta hissettiğiniz oldu mu?

Bir zamanlar "Seni özledim." diye başlayan cümleler, ne zaman yerini günlük hayatın telaşına bıraktı?

"Çocuğu servisten kim alacak?"

"Elektrik faturası ödenmiş mi?"

"Akşama ne pişireyim?"

Fark etmeden, aynı hayatı paylaşan eşler olmaktan çıkıyor; sadece aynı evi yöneten iki kişiye dönüşüyoruz.

Oysa bir zamanlar nasıl da başkaydı her şey…

Hatırlıyor musunuz o ilk günleri, evlilik hazırlığının tatlı  telaşlarını? Gözü sevdiğinden başkasını görmeyen, onunla sadece beş dakika daha fazla vakit geçirebilmek için dünyayı karşısına alan, yolları aşan, fırsatlar yaratan o adamlar, o kadınlar neredeler şimdi? Bir mesajıyla içi kıpır kıpır eden, sesini duyunca bütün yorgunluğu silinen o âşık insanlara ne oldu?

Hangi ara birbirimizin gözlerinin içine bakarak kurduğumuz o derin cümleler, yerini sadece evin ve çocukların ihtiyacını karşılayan  kısa konuşmalara bıraktı?

Büyük bir heyecanla, kalbimizde birazı da midemizde uçuşan kelebeklerle aynı hayata adım attığımız o insanla; ne zaman aynı buzdolabını, aynı faturayı ve çocukların bakımını paylaşan iki ev arkadaşına dönüştük?

Belki de en acısı şu…

Biz çoğu zaman birbirimizden uzaklaştığımızı bile fark etmiyoruz.

Çünkü kavga etmiyoruz.

Evimizi geçindiriyoruz.

Çocuklarımızla ilgileniyoruz.

Aynı sofraya oturuyor, aynı yatağa uzanıyoruz.

Ama uzun zamandır birbirimizin kalbine uğramıyoruz.

Zaman geçtikçe sadece sohbetler değil, dokunuşlar da azalıyor. Bir zamanlar özlemle beklenen ten teması, bazen yapılması gereken bir göreve dönüşüyor; bazen de fark edilmeden hayatın dışına çekiliyor.

Oysa bir çifti birbirine bağlayan sadece aynı evi paylaşmaları değildir; aynı duyguyu, aynı heyecanı ve aynı sıcaklığı paylaşabilmeleridir.

Geçtiğimiz günlerde danışmanlık odamda bir kadın danışanım, gözleri dolarak bana şöyle dedi:

"Babam anneme öyle güzel bakardı ki… Eve geldiğinde önce anneme gülümserdi. Ona hiçbir zaman kırıcı konuşmazdı. Ben bütün evliliklerin böyle olduğunu sanarak büyüdüm. Şimdi kendi evliliğime bakıyorum… Eşimde bunların hiçbirini bulamıyorum. Galiba ben en çok çocukluğumda gördüğüm sevgiyi özlüyorum."

O an bir kez daha anladım ki…

Çocuklar sadece anne ve babalarının aynı evde yaşadığını görmez. Birbirlerine nasıl baktıklarını, nasıl konuştuklarını, sevgilerini nasıl gösterdiklerini ve sorunları nasıl çözdüklerini de öğrenir.

Çünkü çocuklar nasihatten çok ilişkiyi izler.

Bir kız çocuğu, nasıl sevilmesi gerektiğini; bir erkek çocuğu ise sevgisini nasıl göstermesi gerektiğini önce kendi evinde öğrenir.

Farkında olmadan sadece bugünkü ailemizi yaşamıyoruz. Çocuklarımızın yarın kuracakları evliliğin provasını da her gün kendi evimizin içinde yapıyoruz.

Peki ya biz…

Onlara nasıl bir prova izletiyoruz?

Aynı yatakta sırt sırta yatarken hissedilen o sessiz yalnızlık, tek başınayken hissedilen yalnızlıktan çok daha ağır değil mi?

İlişkiler bir günde bitmez.

Yuvalar da bir gecede dağılmaz.

Sinsice, yavaş yavaş çekilir hayatımızdan o dokunuşlar.

Önce sebepsiz sarılmalar azalır.

Sonra birbirimizin gününün nasıl geçtiğini gerçekten merak etmeyi bırakırız.

En sonunda da anne ve baba rollerinin arkasına saklanıp "çift" olmayı unuturuz.

Ama durup bir düşünmek gerekiyor…

Kalbimizi ısıtan, o beş dakika için dünyayı karşısına alan eski "biz" gerçekten kayboldu mu?

Yoksa sadece çocukların koşturmacasının, hayatın telaşının ve yorgunluğun altında mı kaldı?

Eş olmak; sadece aynı evi aynı yatağı  paylaşmak değildir.

Eş olmak; fırtına koptuğunda birbirinin elini biraz daha sıkı tutabilmektir.

Şimdi bir an durun…

Evliliğinize dışarıdan bakın.

Siz hâlâ eş misiniz?

Yoksa fark etmeden birbirinizin ev arkadaşına mı dönüştünüz?

Ayşegül Sert/TİMETÜRK

Etiketler:
Ayşegül Sert
Ayşegül Sert

Köşe Yazarı