Dolar

43,9639

Euro

51,4285

Altın

7.523,29

Bist

13.346,43

Savaşın gölgesinde yalnız aktör İran – I

1 Saat Önce Güncellendi

2026-03-03 00:25:09

Yazar Doç. Dr. Eren Alper YILMAZ

Birkaç gün önce dünya Ortadoğu'nun yeni ve tehlikeli bir döneme girdiğini gösteren gelişmelerle uyandı. Henüz Cenevre'de yürütülen temasların umut verdiği konuşulurken, diplomasi kavramı yerini bir anda askeri harekâta bıraktı. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik geniş çaplı hava ve füze operasyonu, uluslararası ilişkilerde “müzakere” ile “güç kullanımı” arasındaki çizginin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Masada sürdürülen görüşmelerle eş zamanlı olarak sahada yapılan askeri planlamalar, devletler arası güven krizini derinleştiren bir tabloyu işaret ediyor. Bundan sonra verilen güvencelerin ve diplomatik taahhütlerin inandırıcılığının daha fazla sorgulanacağına şüphe yok.

Washington yönetimi saldırıyı “önleyici savunma” doktriniyle gerekçelendirdi. Bu kavram uluslararası kamuoyuna yabancı değil. 2003'te dönemin ABD Başkanı George W. Bush benzer bir söylemle Irak müdahalesini savunmuş, Saddam Hüseyin'in kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiasını öne sürmüştü. Bugün ise İran'ın nükleer faaliyetleri, balistik füze kapasitesi ve bölgesel nüfuzu İsrail ve ABD için “varoluşsal tehdit” çerçevesinde sunuluyor. Yıllardır siyasi retoriğin parçası olan bu iddialar, 28 Şubat itibarıyla fiili askeri müdahaleye dönüştü. Ancak ABD açısından meşruiyet tartışması ortaya çıkıyor. Kongre onayı olmaksızın ve kamuoyu desteğinin sınırlı olduğu bir ortamda uzun süreli bir askeri angajman sürdürmek süper güçler için dahi zordur. Bu noktada akıllara ister istemez şu soru geliyor: Amaç gerçekten nükleer riskleri bertaraf etmek ve bölgesel istikrarı sağlamak mı, yoksa İsrail'in güvenliği ve enerji hatlarının kontrolü mü? Tarihsel hafıza, bu tür senaryolara temkinli yaklaşmayı öğretiyor.

Operasyon yalnızca askeri altyapıyla sınırlı kalmadı; Tahran başta olmak üzere Tebriz, İsfahan ve Kum gibi şehirlerde kritik hedeflerin vurulduğu bildirildi. İran'ın üst düzey askeri isimlerine ve dini lideri Ali Hamaney'e yönelik nokta atışı saldırılar, ülke içinde ciddi bir sarsıntı yarattı. İlk bakışta bu durum İran'ı zayıflatmış gibi görünse de, İran devlet geleneğinin krizlere karşı dayanıklılığı göz ardı edilmemelidir, dolayısıyla bundan sonraki süreçte Tahran daha intikamcı ve radikal politikalar güdebilir. Hamaney'in ölümü rejim tarafından “şehadet” söylemiyle çerçevelenirse, bu durum toplumsal mobilizasyonu ve intikam duygusunu besleyebilir. Böyle bir atmosferde İran'ın doğrudan ya da dolaylı misillemelere yönelmesi olasıdır. Lübnan, Yemen ve Irak'taki müttefik gruplar üzerinden yürütülecek asimetrik hamleler, çatışmayı bölgesel bir yangına dönüştürebilir.

Krizin en kritik boyutlarından birisi ise enerji güvenliği. Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve LNG ticaretinin en hayati geçiş noktalarından birisi. Günlük 20 milyon varili aşkın petrolün bu dar su yolundan taşındığı düşünüldüğünde, bu miktar, dünya petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20'sine tekabül ediyor. İran Devrim Muhafızları'nın tanker geçişlerine yönelik tehditleri bile piyasaları sarsmaya yetiyor. Üstüne bir de Hürmüz Boğazı'nın tamamen kapatılması durumunda küresel petrol fiyatlarının hızla yükselmesi ve Avrupa başta olmak üzere enerji ithalatçısı ülkelerde enerji güvenliğinin sıkıntıya girmesi kaçınılmaz olacaktır. Bazı uzmanlara göre en kötü senaryoda petrol fiyatları varil başına yaklaşık 72 dolardan 100 dolara kadar yükselebilir.[1] Böylece enerji maliyetlerindeki artış, üretimden ulaşıma kadar geniş bir zincirde yeni fiyat baskıları yaratacaktır.

 

İran'ın saldırılara karşılık cevabı da sert oldu. Füze ve drone saldırılarıyla İsrail ve ABD üslerine yönelik karşı hamleler başlatıldı. ABD'nin Bahreyn, Katar, Ürdün, Kuveyt ve BAE'deki askeri üsleri vuruldu, dünyanın en çok turist alan şehirlerinden biri olan Dubai'deki stratejik noktalar bombalandı. Dolayısıyla İran'ın misilleme kapasitesi yalnızca kendi toprakları ile sınırlı kalmadı. Bu çerçevede İran, ABD'nin üs kurduğu ülkeleri endişeye sürüklemek ve Trump'a savaşı bitirmesi yönünde baskı yapmalarına zemin hazırlamak istiyor. Direkt olarak ABD'ye saldıracak kapasitesi bulunmayan, İsrail'e yaptığı füze ve drone saldırılarının da demir kubbe tarafından büyük ölçüde etkisiz hale getirileceğinin farkında olan İran, ibreyi ABD'nin stratejik ortaklıklar kurduğu müttefik ülkelere doğru çevirerek Trump üzerinde baskı gücü oluşturmak isteyecektir. Körfez'deki Sünni monarşilerin, bu savaşın kendi savaşları değil de İsrail'in çıkarları için başlatılan bir müdahale olduğunu anladıkları an birleşip ABD'yi savaşın bitirilmesi yönünde ikna etmeleri uzak bir ihtimal değil.

Savaşın en sarsıcı yüzü, resmi açıklamaların ve askeri brifinglerin ötesinde ortaya çıkmaktadır. Haritalar üzerinde “hedef” olarak işaretlenen noktalar, gerçekte insanların yaşadığı mekânlardır. Minab'da bir ilkokulun vurulması ve çoğunluğu çocuklardan oluşan sivillerin hayatını kaybetmesi, çatışmaların insani boyutunu bir kez daha acı biçimde hatırlattı. Askerî bir tesise yakınlık gerekçesi öne sürülse bile, ortaya çıkan tablo vicdanları yaralayan bir trajedidir. Korkarım ki bu trajedi, modern savaşların ve güçlülerin acımasızlığını simgeleyen bir görüntü olarak hafızalara kazınacak. Şayet bir savaşın gerekçesi güvenlik ise, neden hedefler arasında çocuklar ve masum insanlar yer alır? Neden bedel ödeyenler Filistin'de olduğu gibi savaş ile uzaktan yakından ilgisi olmayan siviller olur? Bu tür saldırıların ardında yatan stratejik hesaplar ne olursa olsun, insani maliyet her zaman siyasi hedeflerden daha ağırdır. ABD ve İsrail, kendi çıkarları için insani maliyetleri görmezden gelen, orman kanunlarını kendilerine referans alarak ahlaki ve vicdani değerleri hiçe sayan totaliler ülke örnekleridir.

Sonuç olarak şu 3 günlük süre içinde diplomasi yerine silahların konuştuğu bir düzende kazanan taraf yoktur; güç siyasetinin gölgesinde ezilen siviller, yıkılan şehirler ve derinleşen intikam duygusu galip gelmiştir. Yazının ikinci kısmında İran halkı arasındaki kutuplaşmaya ve bundan sonra sürecin nasıl şekilleneceğine yer vereceğim.

Doç. Dr. Eren Alper Yılmaz/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

Öğretmen Fatmanur Çelik cinayetinin detayları ortaya çıktı

Haber Ara