Dolar

43,0383

Euro

50,4547

Altın

6.135,87

Bist

11.702,00

Venezuela'da yaşananları nasıl okuyabiliriz?

2 Gün Önce Güncellendi

2026-01-04 12:37:25

Yazar Doç. Dr. Eren Alper YILMAZ

ABD güçleri, Venezuela'da başta başkent Karakas olmak üzere, Miranda, Aragua ve La Guaira eyaletlerinde pek çok saldırı düzenledi. Venezuela'nın başkenti Karakas'ta yerel saatle 02.00 civarında en az 7 patlama sesi ve alçak uçuş yapan uçak sesleri duyuldu. Hedef alınan yerler arasında askeri üsler, petrol tesisleri ve havaalanları da vardı. Trump bu durumu “Hava, kara ve denizdeki ezici askeri gücümüz, muhteşem bir saldırı başlatmak için kullanıldı ve bu, insanların İkinci Dünya Savaşı'ndan beri görmediği türden bir saldırıydı” şeklinde tasvir etti. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi ABD Ordusu'nun Delta güçleri tarafından yakalanarak ülke dışına çıkarıldı. Hiç şüphesiz ki gördüğümüz bu tablo bağımsız bir devletin egemenliğine vurulan bir darbeydi.

Trump Dünyaya Ne Mesaj Veriyor?

Trump yönetiminin bu darbesi, bir nevi kendi arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika'da tehdit olarak sezdiği güçlere karşı sert bir mesaj niteliğinde. Dolayısıyla ABD kendi bölgesini istediği şekilde dizayn etmeyi ve Çin gibi rakip olarak gördüğü aktörlerin Güney Amerika'daki hareket kabiliyetini kırmayı hedefliyor. Trump, Monroe Doktrini çerçevesinde uzak mesafedeki Ortadoğu gibi coğrafyalara direkt olarak müdahale etmeyi bırakıp “dünyanın jandarması” rolünden vazgeçiyor gibi görünse de, öte yandan askeri maliyetleri azaltıp caydırıcılığını muhafaza ederek kendi coğrafyasını siyasi ve ekonomik açıdan kontrol altına almaktan, ABD'ye tehdit olarak gördüğü iktidarları devirip kendi kukla rejimini yaratmaktan ve rakiplerine göz dağı vermekten asla kaçınmıyor. Son yıllarda Rusya ve Çin'in Venezuela'ya artan askeri ve ekonomik desteği, ABD'nin ülkeye müdahalesini tetiklemiş görünüyor. Özellikle Çin'in enerji ve yapa zeka alanındaki ülkeye olan yatırımları, Washington'ı bölgedeki nüfuz kaybı konusunda endişelendiriyor.

Operasyondan henüz birkaç saat önce Çin heyeti ve Maduro arasında yapılan toplantıda iki ülke arasında imzalanan 600'den fazla ikili anlaşma gözden geçirilmiş, enerji, ticaret ve altyapı gibi alanlarda iki ülke arasında devam eden yakın işbirliği değerlendirilmişti. Bu görüşmeden 12 saat sonra ABD güçlerinin Venezuela'ya girerek askeri üsleri ve enerji altyapılarını bombalaması, bir nevi Çin'e karşı “benim bölgeme girme, haddini bil” mesajı olarak da okunabilir.

ABD'nin Asıl Hedefi Ne?

Trump'a göre; Venezuela üzerinden ABD'ye ciddi oranda bir uyuşturucu sevkiyatının olması, birçok ABD'li gencin uyuşturucu yüzünden zehirlenmesi, ABD şehirlerindeki suç oranlarının artması, cezaevinde kana susamış çetelerin Amerikan topluluklarını terörize etmesi tamamen Maduro'nun eseri. ABD'nin tarihsel süreçteki revizyonist politikalarını bilmeyenler için Trump'ın yaptığı açıklamalar çok masum gelebilir. Fakat Maduro'ya yönelik yürütülen bu operasyonun gerçekten uyuşturucu ile mücadele için mi yoksa ABD'nin bölgedeki petrol rezervlerini ve kıymetli nadir elementleri ele geçirmek için mi olduğu tartışılır. Hem Trump'ın ABD menşeli petrol şirketlerinin bölgeye gireceği yönündeki demeçlerinden hem de ABD'nin Irak örneğinde olduğu gibi tarihsel süreçteki hamlelerinden asıl mevzunun enerji kaynaklarının sömürülmesi olduğunu anlamak zor olmasa gerek. 2003 yılında kimyasal silahları bahane edip Irak'a giren ve “bölgeye demokrasi ve barış getireceğiz” diyen oğul Bush'un mirasını devam ettiren Trump, benzer bir üslup kullanarak uyuşturucu ile mücadele kisvesi altında “Venezuela halkına barış ve refah getireceğini” söyledi. Bu tür söylemler, ABD'nin emperyalist politikalarını ve ekonomik sömürge arayışlarını meşru hale getirmeye çalışmasının en büyük örneği. Görülüyor ki 23 yıldan bu yana pek bir şey değişmemiş, tarih tekerrürden ibaret.

Bundan sonraki süreçte ABD tarafından uyuşturucu üretiminin menşei olarak gösterilen ve Venezuela ile ilişkileri iyi olan Kolombiya, Meksika veya Küba'dan birisinin hedef tahtasına oturacağı kuvvetle muhtemel. Trump, bu hedeflerine sıra geldiğinde yine bölge halkına barış getirmek ve uyuşturucu ile mücadele bahanesinin arkasına sığınacaktır.

Uluslararası Hukukun Hiçe Sayıldığı bir Düzen

Üzerinde durulması gereken bir başka konu ise ABD'nin yaptığı bu darbenin uluslararası hukuk ile bağdaşan hiçbir yönünün bulunmaması. Dünya artık öyle bir noktaya geldi ki; askeri ve ekonomik açıdan sözü geçen ülkeler hiçbir uluslararası hukuk kuralına ve BM Güvenlik Konseyi kararlarına riayet etmeden kendisinden zayıf bağımsız bir ülkenin toprak bütünlüğüne saygısızlık yapabiliyor ve “egemen eşitlik ilkesi” ihlal edilebiliyor. İsrail'in Gazze'de yapmış olduğu insanlık zulmü, Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, üstelik bu işgalci politikaların ve Netenyahu gibi zorbaların herhangi bir yaptırıma maruz kalmaması uluslararası kurumların güvenilirliğini yeterince zedelemiş, evrensel insan hakları ilkelerine olan inancı ziyadesiyle sarsmıştı. Üstüne ABD'nin Venezuela'ya yaptığı bu darbe ve yalnızca 3 saat içerisinde bir ülkenin en tepesindeki ismi esir alması, hukukun üstünlüğü ilkesinin güçlü devletler için geçerli olmadığını bir kez daha kanıtladı. Zira uluslararası hukuk ilkelerinin ne zaman ve hangi koşullarda geçerli olacağını artık uluslararası sistemdeki başat aktörler bizzat kendileri belirliyor. Bu durum da artık orman kanunlarının geçerli olduğu bu konjonktürde zayıf devletlerin tarih sahnesinden silinip gideceklerini güçlü devletlerin ise tarihi şekillendireceklerini açık bir şekilde gösteriyor.

Öte yandan ABD'nin bu operasyonu bundan sonraki süreçte Çin'in Tayvan'ı işgal edebilmesinin, Rusya'nın da Ukrayna'daki hareket alanını istediği kadar genişletebilmesinin önünü açıyor. Zira ABD'nin bağımsız bir ülkenin topraklarında askeri operasyon yapabilmesi ve o ülkenin devlet başkanını uykusunda süründürerek yakalaması, hatta gözleri bağlı bir şekilde fotoğraflarını kamuoyuna servis etmesi, Çin ve Rusya gibi ülkelere de meşruiyet zemini kazandırıyor.

Venezuela'yı Bundan Sonra Ne Bekliyor?

Peki bundan sonraki süreçte Venezuela'da nasıl bir iklim bizi bekliyor? Trump, düzenlediği basın toplantısında Maduro sonrası ABD'nin Venezuela'da yönetimi ele alacağını duyurarak güvenli ve uygun bir geçiş yapılana kadar ülkeyi ABD'nin yöneteceğini ilan etti. Ve tabii ki büyük Amerikan şirketlerinin buradaki petrol tesislerini işleteceği ve Venezuela'nın enerji kaynaklarına yön vereceğini vurguladı. Bu açıklamalardan da anlaşılıyor ki aslında Trump, ABD'nin enerji rezervleri üzerindeki sömürgeci hedeflerini alenen dile getirdi.

Maduro sonrası kimin iktidara geleceği ise merak konusu. Nobel Barış Ödülü sahibi ve Trump'a yakın bir isim olarak bilinen Machado'nun bu yeni düzende başa gelip gelmeyeceği tartışma yaratırken, Trump bu konuda "İyi bir kadın ama ülke içinde desteği yok" yanıtını verdi. Bu sözlerden Machado'nun şansının zayıf olduğu çıkarımı yapılabilir. Altını çizmek istediğim nokta; Trump Venezuela halkının taleplerini görmezden gelerek kendi belirlediği bir kukla yöneticiyi atamayacaktır, şayet böyle bir yola giderse bu kez muhalif güçler arasında bir iç savaş başlayabilir. Bu sebeple geçiş sürecinde ABD Hükümeti; Venezuela halkı, sendikalar, halk örgütleri ve muhalefet partileri ile istişare yapacak, “Venezuela halkının kendi kaderini tayin etmesine imkân verdim” diyerek kendini demokrat bir aktör gibi gösterecek, fakat en nihayetinde ABD menfaatlerine en uygun olan şahısları başa getirecektir.

Doç. Dr. Eren Alper YILMAZ

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi

Tüm Yazıları

Haber Ara