Dolar

44,6085

Euro

51,5238

Altın

6.684,83

Bist

13.112,31

İran Savaşı'nın ekonomik etkileri ve gelecek senaryoları

2 Saat Önce Güncellendi

2026-04-07 02:09:02

Doç. Dr. Eren Alper YILMAZ

2026 yılında ABD-İsrail ile İran arasında tırmanan askeri çatışma, küresel enerji piyasalarında ciddi dalgalanmalara yol açtı. Petrol gaz sahalarına dönük saldırılar ile Hürmüz boğazına yönelik blokaj savaşın 37 gününde halen sürüyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20'si Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşiyor. İran savaşıyla birlikte bu geçiş hattının kapanması veya riskli hale gelmesi, arz şokuna yol açtı. Özellikle petrol fiyatlarında gözlenen hızlı artış, uluslararası ekonomi-politik dengeleri yeniden şekillendiriyor. Petrol, modern ekonominin temel girdilerinden biri olduğu için bu tür jeopolitik krizler yalnızca enerji piyasalarını değil, aynı zamanda enflasyon, büyüme ve ticaret dengelerini de doğrudan etkiliyor.

Trump, Pazar günü yaptığı sert üsluplu sosyal medya paylaşımında İran'ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması durumunda "cehennemi yaşayacakları" uyarısında bulunmasının ardından ham petrolü fiyatları varil başına 114 doları aştı. Mart ayında Brent petrol fiyatları % 60'ın üzerinde artarak 1988'den bu yana en güçlü aylık performansını kaydetti. Birçok ülkede benzin ve dizel fiyatları %40'ın üzerinde artıyor, akaryakıt satışlarına sınırlama getiren ülkeler de mevcut. Bazı Hükümetler halkı toplu taşımaya yönlendirmeye çalışıyor. Örneğin, OPEC'in ikinci büyük üreticisi Irak'ta üretim neredeyse çöktü; sektör kaynaklarına göre ülkenin güneyindeki üç ana petrol sahasındaki üretim yüzde yetmişin üzerinde düşerek günlük 1,3 milyon varile geriledi. Savaş öncesinde bu sahalar günde 4,3 milyon varil üretiyordu.

Savaşın ekonomik etkileri yalnızca enerji piyasalarıyla sınırlı kalmıyor. Hürmüz Boğazı'ndaki aksaklıklar gübre arzını tehdit ederken, küresel tarım ve gıda fiyatlarında da yeni bir şok dalgası riski belirginleşiyor. Ayrıca alüminyum piyasasında da maliyet baskıları yükseliyor. Dolayısıyla tarım, hayvancılık ve hizmet sektörü de bu savaştan büyük yara alacak gibi görünüyor.

Savaş yalnızca ekonomik olarak değil, toplumsal ve siyasal olarak da ciddi bir boyut kazanıyor. Örneğin Pakistan, petrol kıtlığına istinaden benzin ve dizelin fiyatlarını artırınca halk sokaklara dökülmeye başladı. Bunun üzerine Hükümet tepkilerden çekinerek geri adım attı ve bir ay boyunca toplu taşımayı serbest bıraktı. Unutmamak lazım ki, petrol fiyatları domino taşlarını hareket ettiren ilk taş gibidir, zira fiyatlar aşırı artarsa veya petrolde bir kıtlık meydana gelirse ekonomiler çok ağır hasarlar alır, bunun sonuncunda da halk sokaklara dökülür. Yani etki sadece iktisadi boyutta kalmaz toplumsal ve siyasal ayaklanmalara da zemin hazırlar.

Savaş sürdüğü müddetçe Hükümetler artan petrol fiyatlarını sübvanse edebilmek için ya borçla alacaklar ya da kitlesel protestoları göze alıp enerji fiyatlarına zam yapacaklar. İkinci durumda halk ile iktidarlar karşı karşıya gelecektir. Petrolün iktidarları devirdiği görülmedik bir şey değildir. 1973'te OPEC Petrol krizi sonrasında yüksek fiyatlarla başlayan kriz Amerika'da ve Avrupa'da dünyanın pek çok ülkesinde insanları sokaklara dökmüştür.

Savaş, küresel petrol tarihinin en büyük arz krizini doğurdu. Boğazın kapalı kalma süresi, fiyatların 150–200 dolar bandına taşınıp taşınmayacağını belirleyecek kritik etken olmaya devam ediyor. Savaş sona erse bile uzmanlar fiyatların kısa vadede eski seviyelerine dönmeyeceği konusunda hemfikir. Analistler, dünyada savaş nedeniyle günlük 4,5–5 milyon varil petrol kaybedildiğini ve bu rakamın Nisan ortasında iki katına çıkarak tarihin en büyük ham petrol arz açığına dönüşebileceğini öngörüyor. J.P. Morgan analistlerinin hazırladığı temel senaryo (base-case), krizin belirli bir tedarik darboğazı ve stoklardaki erimenin ardından en nihayetinde müzakereler yoluyla çözüleceği varsayımına dayanıyor. Bu senaryo kapsamında fiyatların yılın ikinci çeyreği boyunca varil başına sürekli olarak 100 doların üzerinde seyretmesi bekleniyor. Raporda, ancak 2026'nın ikinci yarısında Hürmüz Boğazı'nın kısmen yeniden açılması ve küresel petrol stoklarının bir miktar normalleşmesiyle fiyatlarda geri çekilme yaşanacağı öngörülüyor. Yüksek enerji fiyatlarının kalıcı olması halinde, bunun küresel talebi ciddi şekilde baskılayacağı ve potansiyel bir resesyon (ekonomik durgunluk) riskini artıracağı ifade ediliyor.

Nobel ödüllü ekonomist Paul Krugman, CBS News'e verdiği röportajda "Korkutucu senaryolar ne yazık ki son derece gerçekçi. Varil başına 150 dolarlık bir senaryo anlatmak hiç de zor değil; 200 dolara gitmek de akıl dışı sayılmaz" diyerek durumun ciddiyetine vurgu yaptı.[1] AB Enerji Komiseri Dan Jørgensen ise bir AB enerji bakanları toplantısının ardından düzenlediği basın toplantısında, "Yarın bile barış sağlansa, öngörülebilir bir gelecekte normale dönemeyeceğiz" uyarısını yaparak[2] ekonomik tablonun kısa vadede normale dönmeyeceğine dikkat çekti

AB ise, İran savaşının sona ermesi halinde bile petrol ve gaz fiyatlarının yakın zamanda düşmeyeceği uyarısında bulundu. Birlik, akaryakıt tedariki üzerindeki baskı ve küresel piyasalardaki sıkışıklığı gerekçe gösterirken, hane halkı ve şirketlere yönelik destek önlemleri hazırlıyor. Buna göre savaşın başlamasından bu yana Avrupa'da doğal gaz fiyatları yaklaşık % 70, petrol fiyatları ise % 60 arttı. Bu olumsuz tablo, Avrupa'da halihazırda savaş karşıtlarının tepkilerini daha güçlü şekilde dile getirmelerini tetikledi.

Sözün özü, mevcut durumdan ve gelecek tahminlerinden mütevellit bunlar daha iyi günlerimiz. Trump çılgınlıklarına son verip savaşı kısa sürede bitirmez ise tüm dünyanın ödeyeceği fatura her geçen gün şişmeye devam edecek. Korkarım ki bu durum yalnızca ekonomik açıdan infial yaratmayacak, toplumsal ve siyasal kaosa ve çatışma ortamına da zemin hazırlayacak.

Doç. Dr. E. Alper Yılmaz/TİMETÜRK

Tüm Yazıları

SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail ve ABD gemilerine saldırı

Haber Ara