Çocukken babam televizyonda haber veya tartışma programlarını açarken oldukça canım sıkılırdı. Kendisini sanki izlenmeye değer başka bir şey yokmuş da bunları izliyor diye eleştirirdim, hatta bir çocuk masumluğunda hemen kızardım. Ama şimdi ise ben bu programları daha çok izlemeyi tercih ediyorum. Ne garip şey değil mi? Her şey aslına mı rücu ediyor? Yoksa başka bir şeye mi dönüşüyor?
Uzun zamandır gerçekleşen bir takım hadiselerle karşı karşıyayız. Artık her şey baş döndürücü bir hızla dönüşüyor. Gün geçmiyor ki yeni bir siyasi, sosyal veya fikri tartışmanın içerisinde kendimizi bulmayalım. Bir olayla ilgili tartışmamızı, teşhis ve tedaviyi ortaya tam anlamıyla koymadan gündem yeni bir vaka ile hemen değişiveriyor. Değişen sadece gündemler mi? Yoksa başka şeyler de değişiyor mu? Bu değişim bizi neye sevk ediyor? Buna her birimiz nasıl, ne cevap verecek bilmiyorum ama Türkiye değişiyor, çok değişiyor.
Özellikle üniversite döneminde Türkiye’nin muhtelif sivil toplum kuruluşlarında gönüllü faaliyetlere çokça iştirak etmiş biri olarak bu kurumların devletin eksik kaldığı noktalarda milletin birçok ihtiyacına cevap vererek nasıl tamamlayıcı bir rol oynadığını yakinen gördüm. Bu nedenle STK’ların varlığı hiç şüphesiz ki çok önemli. Memlekette ise yüz bini aşkın faal STK mevcut. Ve neredeyse her konuda çalışmalara imza atıyorlar. Özellikle yurt içinde ve yurt dışında aktif ayni ve nakdi yardım yapan dernek ve vakıflarn sayısı da azımsanmayacak seviyede. Bir insana veya kuruma yardım etmek için yeter sebep ise güvendir. Güven olmazsa olmazdır. Ama ne yazık ki Haluk Levent’in AHBAB’ı bu güven duygusunu derinden yaraladı. Halkın özellikle sol-seküler kesimi bu adama güvendiler. Sanatçıların veya medyatik isimlerin büyük bir bölümü halkı bu adamın başkanlığını yapmakta olduğu AHBAB derneğine bağış yapmak üzere yönlendirdiler. Adeta sol - seküler cenahta bir kahraman yaratılıyordu. Fakat bu çakma ‘kahraman’ her zamanki gibi ellerinde patladı. Kamu yararına o kadar kurum ve kuruluş varken dolandırıcı ve kumar bağımlısı olduğunun dünya alem tarafından bilindiği birine milyonlarca lira emaneti teslim etmek kelimenin tam anlamıyla yapabildikleri en ‘iyi’ iş. Ehliyet ve liyakatin özellikle sol-seküler kesim tarafından çokça sorgulandığı bir çağda emaneti gerçek sahibine teslim edemiyor olmaları da ‘kandırılmaları’ da trajik ironinin başka bir versiyonu. İnsan gerçekten iddiasından vurulurmuş. Neticesi ve etkileri ne olursa olsun son gelişmeler gösteriyor ki ne kurumlarda, ne onları idare edemeyen yöneticilerde ne de insanlara ‘akil adam’ diye anlatılan, sanatçı diye geçinen alık tayfada hikmet, basiret diye bir şey yok, kalmamış. Kalp gözü kapanınca hatalar çoğalıyor. Tercihler hüsranla neticeleniyor. Allah akıbetimizi hayretsin.
Kalın sağlıcakla.
Recep Çetin/TİMETÜRK