Geçenlerde gündem olan Mısırlı futbolcu Muhammed Salah’ın Trabzonspor’a transferi ülkede büyük bir yankı uyandırdı. Çokça konuşuldu, paylaşıldı ve tartışıldı. Bir arkadaşımın bunu paylaştığını görünce kendisine ‘bir sonraki yazım futbol endüstrisi ile ilgili olacak, hazırlıklı ol’ diye latife yaptım. ‘Vereceğin mesajı tahmin edebiliyorum, ne yapalım sigaramız kumarımız yok bizim de’ veya bir başkası ‘Trabzonspor’a ayrı bir parantez aç, onun misyonu daha farklı :) ’ diyerek dönüş yaptı. Evet, bir perspektiften yaklaşınca çok haklı. İnsanlar genel olarak hayatın ağır yükünü unutabilecekleri bir meşguliyet edinmek isterler. Kendilerini bir şeye ait hissetmek isterler. Eskiler ‘asabiye’ derlerdi buna. Toplumsal dayanışma, birlik ruhu, adanmışlık, bağlamak, sarmak. Peki ama bu meşguliyeti ve aidiyeti daha kalıcı, daha faydalı, daha nurlu, daha güzel ve hoş değerlere sarf etmek gerekmez mi?
Mesela geçenlerde yine arkadaşlarla stand-up ve TalkShow programlarının popüler olduğunu ve buna yönelik içeriklerin arttığını konuşuyorduk. O an şöyle bir soru sordum kendime: Stand-up veya TalkShow gibi programlara olan ilginin artmasının sebebi insanların gülmeye olan ihtiyaçlarının artmasından mı kaynaklanıyor? Eğer öyleyse bu ihtiyacı oluşturan şey nedir? Herhangi bir komik içeriği dinlediğimizde bunun sorunlarımızı unutturacağı avuntusu bize neden iyi gelir? Ya da gerçekten iyi gelir mi? Soru(n)un cevabını yanlış yerde arıyor olabilir miyiz?
Bu yazımda elbette size futbolun bütünüyle kötü bir şey olduğunu ve onu asla izlememeniz gerektiğini söylemicem. Nitekim ben de milli takımın dünya kupasındaki maçlarını izledim. Ama sonra keşke izlemeseydim dedim :) Çünkü o kadar kötü bir performans sergilediler ki izlediğime pişman oldum. Bir kere şunu bilmemiz gerekiyor: Türkiye, genç nüfusuna rağmen altyapıdan oyuncu çıkarma hususunda Avrupa ortalamasının gerisinde kalmaktadır. Bu durum yüksek bonservisli yabancı oyuncu transferlerine bağımlılığı artırmaktadır. Türkiye ligi, kadro yaş ortalaması yüksek ve net transfer harcamasında çoğunlukla eksi bütçe veren (ithalatçı) bir lig yapısını maalesef uzun yıllardır devam ettiriyor. Alt liglerde yer alan kulüplerin borçları milyonlarca doları bulurken bu durum süper ligdeki takımlarda milyarlarca doları buluyor. Ve bu kulüpler özellikle reklam ve sponsorluklardan milyonlarca dolar gelir elde etmelerine rağmen bütçelerini bir türlü denkleştiremediklerini görüyoruz. Kamu üzerinde çok büyük bir borç yükü bırakıyorlar. Kötü de oynuyorlar. Başarılı da değiller. Her türlü yolsuzluk, şike ve adil olmayan rekabet mevcut. Altyapıdan oyuncu da çıkaramıyorlar. Bunun sebebi de orada torpil olayının dönmesi. Zaten bana sorarsanız altyapılarda gencecik çocukların haklarını yedikleri için bir türlü muvaffak olamıyorlar. Öyleyse Türkiye’de futbola iyi bir ayar çekmek için daha neyi bekliyoruz? Daha neyi bekliyorsunuz?
Portekiz'i 1932-1968 yılları arasında diktatörlükle yöneten António de Oliveira Salazar'a atfedilen bir sözde; "Portekiz'i 36 yıl boyunca 3F ile yönettim" dediği rivayet edilir. 3F ile kastettiği de Futbol, Fado (müzik,eğlence) ve Fatima (din, inanç). Böylece kitlelerin enerjisini sahalara yönlendirerek bir deşarj alanı oluşturacak, müzik yoluyla bireylerin bazı duygularını besleyerek toplumsal kabullenişi artıracak ve Portekiz’deki katolik insanların dini duygularını ve muhafazakarlıklarını kullanarak iktidara yönelik sorgulama yetilerini zayıflatacaktı. Benzer bir yapının da İspanya'da Diktatör Franco döneminde "Fiesta, Siesta, Toros" (Eğlence, Uyku, Boğa Güreşi) veya Antik Roma'da "Panem et Circenses" (Ekmek ve Sirk) formülüyle de uygulandığına tanık oluyoruz. Zaman değişiyor, yöntemler değişiyor ama insanların duyguları üzerinden birtakım hesaplar yapanlar her devirde var olmaya devam ediyor.
Antik Roma'da köleler arenada dövüşüyordu, halk ise tribünlerde bağırıyordu. Bugün ise futbolcular sahada mücadele ediyor, milyonlar tribünde ve ekran başında bağırıyor. Arenalar stadyumlara, köle gladyatörler futbolculara, imparatorlar ise medya ve kulüp patronlarına dönüştü. O gün imparator halkın dikkatini siyasi ve ekonomik sorunlardan uzaklaştırmak için "ekmek ve sirk" siyasetiyle kalabalıkları nasıl yönettiyse bugün de modern toplumlar aynı amaçla dev bir gösteri endüstrisinin parçası hâline getirildi. İnsanlığa iki bin yıldır sadece dekorun değiştiği aynı oyunu izletiyorlar.
Esenlikle kalın..
Recep Çetin/TİMETÜRK