2026-2027 eğitim öğretim yılında, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından geliştirilen Ortak Yazılı Sınav Sistemi (OYSS), ortaokul ve liselerde Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin uygulandığı sınıf düzeylerinde uygulanmaya başlanıyor.
Bildiğimiz üzere ortaokul ve liselerde ölçme ve değerlendirme işlemleri ağırlıklı olarak ders öğretmenlerinin hazırladığı sınavlarla gerçekleştiriliyordu. Her dönem iki sınav yapılacak şekilde, eğitim öğretim yılı boyunca toplam dört sınav uygulanıyordu. Dil derslerinde ise bunlara ek olarak konuşma ve dinleme sınavları da ders öğretmenleri tarafından hazırlanıp uygulanıyordu.
Geçen seneye kadar MEB tarafından yayımlanan sınav senaryoları arasından dersin işlenişine en uygun olanı seçiliyor, ders öğretmeni de seçilen senaryoya göre sınavı hazırlayıp uyguluyordu. Bu sistemde her ne kadar senaryolar MEB tarafından belirlense de sınav sorularının zorluk derecesini belirleyen kişi öğretmen oluyordu.
2026-2027 eğitim öğretim yılında uygulanacak sınav sistemine baktığımızda, senaryoların yine MEB tarafından belirlendiğini görüyoruz. Ancak uygulanacak en uygun senaryoyu seçme görevi öğretmene bırakılıyor. Okul zümresi, uygulayacağı senaryo kapsamında iki öğrenme çıktısına yönelik açık uçlu soruları kendisi hazırlıyor. Geriye kalan sorular ise soru havuzundan geliyor. Sınavlar yine 100 puan üzerinden değerlendiriliyor. Ders öğretmeni, sınav puanlarını soru bazlı olarak e-Okul sistemine işliyor. Böylece öğrencilerin, sınıfların ve şubelerin başarı durumlarına ilişkin analizler ortaya çıkıyor.
Yeni sınav sisteminin temel amacı, beceri temelli sorular aracılığıyla okullar arasında ortak standartlar oluşturmaktır. Ortak ölçütlerin kullanılması, okullar arasındaki sınav hazırlama ve değerlendirme farklılıklarını azaltabilir. Bununla birlikte yeni sistemin beraberinde getirdiği bazı riskler de bulunuyor. Bunların başında okulların imkânları arasındaki eşitsizlikler ve açık uçlu soruların puanlanmasında nesnelliğin sağlanması geliyor.
Fırsat eşitliği yalnızca ortak sınavla sağlanabilir mi?
Ortak sınav uygulaması, öğrencilerin farklı okullarda benzer ölçütlerle değerlendirilmesine katkı sağlayabilir. Ancak öğrencilerin eğitim gördüğü okulların fiziki şartları, teknolojik altyapıları, öğretmen imkânları ve eğitim materyallerine erişimleri aynı değil. Bu nedenle sınavlarda ortak standartların uygulanması, eğitimde fırsat eşitliğinin kendiliğinden sağlanacağı anlamına gelmiyor.
Bir okulda öğrenciler araştırma yapabilecekleri, uygulamalı çalışmalar gerçekleştirebilecekleri ve dijital kaynaklardan yararlanabilecekleri imkânlara sahipken başka bir okulda bu imkânlar sınırlı olabilir. Dolayısıyla beceri temelli soruların öğrencilerin gerçek bilgi ve becerilerini ölçebilmesi için eğitim ortamları arasındaki farklılıkların da dikkate alınması gerekiyor.
Yeni sistemin dikkat edilmesi gereken bir diğer yönü, açık uçlu soruların değerlendirilmesidir. Açık uçlu sorular, öğrencilerin yalnızca ezberledikleri bilgileri değil, bilgiyi kullanma, yorumlama, analiz etme ve çözüm üretme becerilerini de ölçme fırsatı sunuyor. Ancak aynı soruya verilen farklı cevapların hangi ölçütlere göre puanlanacağı büyük önem taşıyor.
Bu noktada açık ve anlaşılır puanlama anahtarlarının hazırlanması, öğretmenler arasında değerlendirme birliğinin sağlanması ve öğrencilerin cevaplarının belirlenen ölçütlere göre puanlanması gerekiyor. Aksi hâlde aynı düzeydeki cevaplar farklı öğretmenler tarafından farklı puanlarla değerlendirilebilir. Bu durum, ortak sınavla oluşturulmak istenen standartların zedelenmesine neden olabilir.
Ortak yazılı sınav sisteminde soruların önemli bir bölümünün soru havuzundan gelmesi, öğretmenlerin ölçme ve değerlendirme sürecindeki rolünün ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Öğretmenler, uygun senaryonun seçilmesinden zümre tarafından hazırlanacak sorulara ve sınav sonuçlarının değerlendirilmesine kadar sürecin önemli bir parçası olmaya devam ediyor.
Bu nedenle öğretmenlerin yeni sisteme uyum sağlayabilmesi için gerekli bilgilendirme ve eğitim çalışmalarının yapılması önem taşıyor. Özellikle beceri temelli soru hazırlama, açık uçlu cevapları değerlendirme ve sınav sonuçlarını analiz etme konularında öğretmenlere destek verilmesi, uygulamanın başarısını doğrudan etkileyebilir. Sınav sonuçlarının soru bazlı olarak e-Okul sistemine işlenmesi, öğrencilerin hangi öğrenme çıktılarında başarılı olduğunu, hangi konularda desteğe ihtiyaç duyduğunu görme açısından önemli bir imkân sunuyor. Sınıf ve şube analizleri sayesinde öğrenme eksiklikleri daha ayrıntılı biçimde belirlenebilir.
Ancak bu verilerin yalnızca öğrencileri başarı sırasına koymak veya okulları karşılaştırmak amacıyla kullanılması yeterli olmayacaktır. Asıl hedef, elde edilen sonuçlardan hareketle öğrencilerin eksiklerini gidermek, öğretim yöntemlerini geliştirmek ve öğrenme süreçlerini daha etkili hâle getirmek olmalıdır.
Sonuç olarak, 2026-2027 eğitim öğretim yılında uygulanmaya başlanacak Ortak Yazılı Sınav Sistemi, ölçme ve değerlendirmede ortak standartlar oluşturma ve beceri temelli sorulara ağırlık verme açısından yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Ancak sistemin başarısı, yalnızca soruların ortak bir havuzdan hazırlanmasına bağlı değil. Okullar arasındaki imkân farklılıklarının azaltılması, öğretmenlerin sürece hazırlanması, açık uçlu sorularda objektif puanlama ölçütlerinin uygulanması ve sınav sonuçlarının eğitim kalitesini artırmak için kullanılması gerekiyor.
Unutulmamalıdır ki ölçme ve değerlendirmenin asıl amacı yalnızca öğrencinin ne kadar bildiğini belirlemek değil, aynı zamanda nasıl öğrendiğini ve hangi alanlarda gelişmeye ihtiyaç duyduğunu ortaya koymaktır. Ortak yazılı sınav sistemi de bu amaca hizmet ettiği ölçüde eğitim sürecine katkı sağlayacaktır.
Hanife Arslantürk/TİMETÜRK