Yapay zekâ eğitim dünyasının kapısını çoktan çaldı. Şimdi asıl soru, bu teknolojiyi öğrencinin yerine düşünen bir makineye mi, yoksa öğrencinin daha iyi düşünmesini sağlayan bir yardımcıya mı dönüştüreceğimizdir. Bilimsel araştırmalar, cevabın teknolojinin kendisinden çok nasıl kullanıldığına bağlı olduğunu gösteriyor.
Eğitim dünyası yeni bir dönemin eşiğinde.
Yapay zekâ, öğrencilere bilgiye hızlı ulaşma, kişiselleştirilmiş öğrenme ve kendini geliştirme imkânı sunarken düşünme, araştırma ve problem çözme becerileri açısından bazı riskleri de beraberinde getiriyor. Bilimsel araştırmalar, belirleyici unsurun teknolojinin kendisinden çok nasıl kullanıldığına işaret ediyor.
Eğitim dünyası, yapay zekânın etkisiyle büyük bir değişimden geçiyor. Geçmişte kütüphanelerden, kitaplardan ve ansiklopedilerden bilgi edinen öğrenciler, bugün birkaç saniyede özetler hazırlayabiliyor, sorularına cevap bulabiliyor ve ödevlerini tamamlayabiliyor. Ancak bu kolaylık, önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor: Yapay zekâ öğrencinin öğrenmesini mi kolaylaştırıyor, yoksa onu düşünmekten uzaklaştırıyor mu?
Aslında yapay zekânın eğitimde hem fırsatları hem de riskleri var. Doğru kullanıldığında öğrenciye anlamadığı konuları farklı biçimlerde açıklayabiliyor, matematik problemlerini çözüm adımlarıyla anlatabiliyor, yabancı dil pratiği yaptırabiliyor ve eksiklerini fark etmesine yardımcı olabiliyor.
Nitekim 2025 yılında Computers & Education dergisinde yayımlanan, 69 deneysel çalışmayı inceleyen bir meta-analiz, ChatGPT kullanımının akademik performans, motivasyon ve üst düzey düşünme üzerinde genel olarak olumlu sonuçlarla ilişkili olduğunu ortaya koydu. Ancak araştırmacılar, yöntemsel sınırlılıklar ve uzun vadeli etkiler nedeniyle sonuçların dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini de vurguladı.
Asıl tehlike, öğrencinin düşünme sorumluluğunu yapay zekâya devretmesiyle başlıyor.
Öğrenci kompozisyonunu kendisi yazmak yerine hazırlatıyor, problemi çözmek yerine cevabını istiyor, kitabı okumak yerine özetini alıyor. Böylece ödev tamamlanıyor ancak öğrenme aynı ölçüde gerçekleşmeyebiliyor.
Bu riski ortaya koyan 2025 tarihli bir araştırmada, 120 lisans öğrencisinin uzun süreli bilgi hatırlama performansı karşılaştırıldı. Araştırmanın 45 gün sonraki testinde ChatGPT kullanan grubun doğru cevap oranı yüzde 57,5, geleneksel yöntemlerle çalışan grubun ise yüzde 68,5 olarak ölçüldü. Bu sonuç, yapay zekâdan alınan kısa vadeli yardımın her zaman kalıcı öğrenmeye dönüşmediğini gösteren önemli bir bulgu olarak değerlendirilebilir.
Çünkü öğrenmek yalnızca doğru cevaba ulaşmak değildir. Düşünmek, yanılmak, sorgulamak, hatayı fark etmek ve yeniden denemek de öğrenmenin bir parçasıdır. Öğrenci bu aşamaları bütünüyle yapay zekâya bıraktığında zihinsel becerilerini yeterince geliştiremeyebilir. Nature Reviews Psychology dergisinde 2025 yılında yayımlanan bir değerlendirme de performans artışının her zaman derin ve kalıcı öğrenme anlamına gelmediğine dikkat çekiyor.
Bununla birlikte yapay zekâyı öğrenciyi tembelleştiren bir araç olarak görmek de doğru değil. Öğretmen, öğrenciden yapay zekânın verdiği cevapları incelemesini, yanlışlarını bulmasını, kaynaklarını kontrol etmesini ve alternatif çözümler üretmesini isteyebilir. Böylece teknoloji, öğrencinin yerine düşünen bir sistem olmaktan çıkarak eleştirel düşünmeyi destekleyen bir araca dönüşür.
Peki, yapay zekâ öğretmenin yerini alabilir mi?
Öğretmen yalnızca bilgi aktaran kişi değildir. Öğrencinin gelişimini gözlemler, motivasyonunu takip eder, sosyal ilişkilerini değerlendirir ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışır. Yapay zekâ farklı seviyelerde sorular hazırlayabilir, ders materyalleri oluşturabilir ve öğretmenin iş yükünü azaltabilir; ancak eğitimdeki insani ilişkinin ve rehberliğin bütün işlevlerini üstlenemez.
Bu nedenle öğretmenin rolü ortadan kalkmaktan ziyade değişmektedir. Öğretmen, bilgiye ulaşmanın tek kaynağı olmaktan çıkarak bilgiyi değerlendirmeyi, sorgulamayı ve doğru kullanmayı öğreten bir rehber haline gelmektedir.
Burada asıl dikkat edilmesi gereken, çocukların hazır cevaplara alışmasıdır. Araştırmadan bilgiye ulaşmak, okumadan özet elde etmek ve kendi cümlelerini kurmadan metin hazırlatmak; öğrencilerin araştırma, okuma, ifade ve problem çözme alışkanlıklarını geliştirmelerini zorlaştırabilir. Üstelik yapay zekâ zaman zaman yanlış veya doğrulanmamış bilgiler de üretebilir. Bu yüzden kaynak kontrolü ve eleştirel düşünme, eğitimde daha fazla önem kazanmalıdır.
Asırlardır aktarılan ve Hz. Ali’ye atfedilen, “Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacağı zamana göre yetiştirin” sözü de bu tartışmada anlamlı bir hatırlatma niteliği taşıyor. Sözün Hz. Ali’ye aidiyeti kesin olmamakla birlikte verdiği mesaj açıktır: Çocukları geleceğin dünyasına hazırlamak zorundayız.
Bugünün çocuklarına yalnızca yapay zekâ kullanmamalarını söylemek yeterli değildir. Onlara bu teknolojiyi nasıl kullanacaklarını, verilen bilgiyi nasıl doğrulayacaklarını ve kendi düşüncelerini nasıl geliştireceklerini öğretmeliyiz.
Teknolojiyi kullanalım, aklımızı devretmeyelim
Eğitimde mesele yapay zekâyı tamamen yasaklamak ya da sınırsız biçimde kullanmak değildir. Önemli olan, teknolojiyi öğrenmenin önüne değil, yanına koyabilmektir.
Öğrenci ödevini yapay zekâya teslim etmek yerine ondan fikir almalı, cevapları doğrudan kopyalamak yerine sorgulamalı ve karşılaştığı bilgilerin doğruluğunu araştırmalıdır. Öğretmenler ve aileler de çocuklara yalnızca teknoloji kullanımını değil, sorumluluk bilincini ve bağımsız düşünmeyi kazandırmalıdır.
Nasıl ki hesap makinesi matematik öğrenme ihtiyacını, internet kitap okuma gerekliliğini ortadan kaldırmadıysa yapay zekâ da düşünmenin yerini almamalıdır.
Geleceğin eğitiminde amaç, yapay zekâdan daha hızlı cevap veren öğrenciler yetiştirmek değil; verilen cevabın doğru olup olmadığını sorgulayabilen, araştıran, üreten ve kendi aklını kullanabilen nesiller yetiştirmektir.
Hanife Aslantürk/TİMETÜRK