“Nerede o eski şarkılar, o anlamlı melodiler” deyip içimizden koskocaman derinden bir “ahhh!” çekeriz. Gerçekten de öyle değil midir?!...
Toplumun her alanında olduğu gibi siyaset mecrasında da dillere pelesenk olan bir şarkı vardır. Sözlerini hep birlikte hatırlayalım mı;
“Beraber yürüdük biz bu yollarda,
Beraber ıslandık yağan yağmurda.
Şimdi dinlediğim tüm şarkılarda,
Bana her şey seni hatırlatıyor.”
Sözleri Aşkın TUNA’ya, bestesi (müziği) Selçuk TEKAY’a ait olan bu şarkı her ortamda rahatlıkla söylenebiliyor. (Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın da birçok ortamda seslendirdiği bu şarkı bir zamanlar merhum ÖZAL’ın söylemekten zevk aldığı “Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek. Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek” sözleriyle unutamadığımız “Samanyolu” adlı şarkıyı da hatırlatmaktadır.) Siyasette bir yerlere mesaj vermek – vefa göstermek istiyorsanız bundan daha iyi bir “başvuru” kaynağı olamaz. Referans olarak gösterilecek bu şarkı son günlerde neredeyse birçok kez kendini hatırlatmaya başladı.
TBMM eski başkanı Bülent ARINÇ’ın eski başbakanlardan Ahmet DAVUTOĞLU’na yapılanlar karşısında eleştirilerini dile getirip ona sahip çıkmaya ve bunun üzerinden de ABB eski başkanı Melih GÖKÇEK’e ayar vermeye kalkması, bu eleştirilere karşılık hem külliye ve hem de AK Parti genel merkezinden anında cevap verilmesi ve sonrasında yaşanılacak olanlar; birkaç gün gündemi oyalar ve sonrasında da rafta ait olduğu yere kaldırılır ama bunlar kışı geçiren kurdun ayazı unutmaması gibi unutulmaz, yeri geldiğinde de yüzünüze vurulur.
Siyaset; vefa gerektirdiği kadar aynı zamanda da çok acımasızdır. Hele hele oturduğunuz o koltuğa alışmak ve ondan kalkmamak, sürekli olarak protokolün en önünde yer almak gibi zaaflarınız varsa ve bu zaaflarınız ömrünüzün sonuna kadar pranga gibi ayaklarınıza yapışıp sizi esareti altına almışsa işte o zaman konuştuğunuz yerlerde ağzınızdan çıkanları kulaklarınızın da duyması lazım. Bir de geçmişten gelen “alkışlanmak” gibi bir hastalığınızın pençesine düşmüş ve bunun etkisine göre konuşmalarınızı sürdürüyor, büyük bir gazla frene basmadan – sonunu düşünmeden paldır küldür konuşmaya devam ediyor ve “biz bu yolları beraber yürümedik mi, bu dikenli yolları beraber çiğnemedik mi?” diyorsanız işte o zaman boş teneke sesleri çıkartıyorsunuz demektir. Böyle bir durumda beraber yola çıktıklarınızı yolda bulduklarınızla değiştirdiğiniz zaman suç yolların mı yoksa sizin mi oluyor? İnsanın aklına; “o kalabalıkta yürürken siz şarkıyı mı düşündünüz yoksa sonrasında yapacağınız tilkilikleri düşünerek mi yürüdünüz” gerçeği de gelmiyor değil. (Her zaman yapamazsanız bile yalnız kaldığınız zaman bazen de empati yaparak daha da olgunlaşabilir ve özeleştiri yapmanın hazzını yaşayabilirsiniz.) İşte bu muammayı çözen tek şey de “zaman” olmuştur. Bu “zaman” o kadar hızlı bir şekilde ilerledi ki içinizdekiler deşifre edilip tilkilikleriniz de ortaya çıkartmış oldu, yapmayın bunu artık, hem ayıp ve hem de gülünç oluyor.
Hitabet bir yere kadar olur ama bazen de temkinli konuşmak lazım. Temkinli konuşmak, boş konuşmak veya bir şey bilmemek değildir. Sükutun “altın” olduğu bir ortamda boş konuşarak veya hedefine varmayacak kelimeleri sarf ederek kendinizi “hurda” yerine koymayın. Bu, kişinin kendisine yapabileceği en büyük kötülüktür. “Taş yerinde ağırdır!” misali eski ama eskimeyen değerler olarak kalmak istiyorsanız Yahudiler gibi “eski defterleri karıştırmak” yerine bırakın her şey yerli yerinde ve tadında kalsın, hatıranız da değerinizce anılsın ve bir “abi” olarak sürekli aranılan olun, olun ki abiliğinizin değeri bilinmiş olsun!...
Ülke siyasetimiz, parti sayısı ve kurumsallaşmadaki zayıflık – zaaflıklardan, boş beleş işlerden dolayı iyice kalitesiz bir hâl aldı. Gelecek yüzyılımızı şekillendirecek politikaların belirlenmesi, devlet ve siyaset yapısının yeniden dizayn edilmesi, başta kalkınma hamleleri olmak üzere silah ve savunma sanayi ile iletişim ve uzay teknolojilerine yapılacak yatırımlar ile yeni kurulacak “blok güçler” deki aktif görevlerimizin olması bizim için daha önemlidir. Kişilerin kendi heva – heves – kapris ve söyledikleriyle uğraşacak zamanımız yoktur. Milli menfaat ve politikalarımızı da bunların önünde tutmamız gerekir. Aksi takdirde merhum Barış MANÇO’nun da demesi gibi “Ali yazar, Veli bozar” şarkısını sürekli söyleyip dururuz. Bu, kime ne fayda sağlar ki?!...
Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK