Din vahyin yansımasıdır. İlahi kaynaklıdır. Manevi buhranların şifasıdır. Kur’an şifadır. Lakin safiyetini kaybetmiş şaibeli dindarlık afettir. Muhammed Gazali buna ‘et tedeyyün el mağşuş’ yani hileli dindarlık demektedir. Dindarlık dini anlama çerçevesinde beşeri bir çaba ve buna göre şekillenen davranışlardır. Dindarlık vahiyden beşeri alana geçişi temsil eder. İki alanın buluşması nasut ile lahutun buluşmasıdır. Elbette sosyal ve manevi hastalıklar da vardır. Bu meyanda dindarlığın da emrazı ve afetleri vardır. İbni Cevzi Telbisu İblis (İblis'in Karıştırması) adlı eserinde Gazali İhya-u Ulumiddin adlı eserinde bilhassa bu konulara değinir. İhya içinde ve müstakil biçimde de yayınlanan ‘el Beyanu ve't Tebyin fi Gururi'l Halki Ecmain’ eserinde (bu risale Türkçeye çevrilmiştir) her dini grubun aldanmalarına ve afetlerine temas eder. Fakihleri ve sufileri ve mütekellimleri çekiştirir, paylar. Ana fikri şudur: Sonuçta hiçbirimiz masum değiliz. Hepimiz onun rahmetine muhtacız. Birbirimize üstten bakacak halimiz yoktur. Hepimiz onun ipine sımsıkı sarılmalıyız. Bazen cehalet dinin yanlış anlaşılmasına ve algılanmasına hizmet eder. Dindar insan da yargılarında yanılır. Fransız filozof Blaise Pascal, Düşünceler adlı eserinde şöyle der: İnsanlar kötülüğü dini bir inançla adanmışlık seviyesinde ve tutkusuyla icra ederler. Bunu hiç olmadığı kadar zevkle ve eksiksiz yapmak isterler Bu ifade veya tespitleriyle dindarlık cihetiyle ya da şeytanın sağdan yaklaşmasıyla gelen bir tehlikeye işaret eder, parmak basar.
Blaise Pascal (19 Haziran 1623, Clermont-Ferrand – 19 Ağustos 1662, Paris), Fransız bilim insanı, mucit, düşünür ve din savunucusudur. Dindarlık müdafii olmasına rağmen dindarlık cihetiyle gelen tehlikeyi ve afetleri sezmiş ve önlem alınması için buna parmak basmıştır.
Endülüslü fakih ve filozof İbni Rüşd de buna benzer bir değerlendirmede bulunur. Ünlü bir söyleminde şöyle der: Cahili kontrol etmek ve kendine ram etmek istiyorsan yapacağın iş ona dindarlık cihetiyle yaklaşmandır. Her batılı din kılığına uydurman ve onun üzerinden pazarlamandır. Biri batı'dan diğeri de Endülüs'ten iki filozofun ortak görüşü budur ve aynı kapıya çıkmaktadır. Dindarlık su istimal edilebilir. Nitekim günümüzde bütün sınırları aşmıştır. Bunun için dindarların çok dikkatli olması gerekir. Hem kendi amellerine karşı hem de başkalarının amellerine karşı dikkatli olmak zorundadır. Yoksa sıkıntı, yapanla sınırlı kalmaz, dinin çeperini aşındırır ve sahasını itibarsızlaştırır. Bu durumu ifade eden ve İmam Gazali veya başkalarına atfedilen bir kelam-ı kibar şöyledir: Heleke'n nasu ille'l alimune ve heleke'l alimune ille'l amilun ve heleke'l amilune ille'l muhlisun ve'l muhlisune ala hatarin azim ( (Gazâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn, 3/414, 4/179, 362). Alimler dışında İnsanlar helakta ve ziyandadır. Alimler de ziyandadır amiller müstesna. İlmiyle amel edenler de tehlikededir. İhlas sahipleri müstesna. Onlar da büyük bir tehlike üzeredirler.
En doğrusu haddi bilmektir. Nitekim, Kur'an-ı Kerim'deki İsrâ Suresi 36. ayeti bize şöyle tavsiyede bulunur:"Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur."
Mustafa Özcan/TİMETÜRK