$

Dolar

49,2779

€

Euro

55,3129

£

Sterlin

65,2749

₣

Frank

59,1713

₺

Gram Altın

6.503,2200

₿

Bitcoin

4.092.043

$

Dolar

49,2779

€

Euro

55,3129

£

Sterlin

65,2749

₣

Frank

59,1713

₺

Gram Altın

6.503,2200

₿

Bitcoin

4.092.043

Makale 08.10.2026 5 dk okuma

Cümlelerim çürüdü

Paylaş:

Bugün yazmak istedim.

Yazamadım.

Cümlelerim çürüdü.

Tıpkı içinde yaşadığım toplum gibi.

Başakşehir’de bir ortaokula giren on beş yaşındaki bir kız çocuğunun, on yaşındaki bir çocuğu öldürdüğü, yedi çocuğu yaraladığı haberini okudum.

Sonra o kızın fotoğrafını gördüm.

Baktım.

Bir daha baktım.

Misler gibi güzel bir kız çocuğu.

On beş yaşında.

Daha başlamamış sayılır hayatı.

Fakat bir başka çocuğun hayatını bitirmiş. Başka çocukların bedenlerini yaralamış. Kendi ömrünün geri kalanını da birkaç korkunç dakikanın içine hapsetmiş.

Aklım almıyor.

Hafızam almıyor.

Vicdanım hiçbir yere koyamıyor.

Sonra başka bir şey çöktü içime.

Benim de on yaşında bir kızım var.

Onun da, rızkı varsa bu dünya hayatında, geleceği bir on beş yaşı var.

Beş yıl.

Yalnızca beş yıl.

Bir baba için beş yıl nedir?

Daha dün elinden tutup okula götürdüğün çocuk, beş yıl sonra on beş yaşında.

İşte o zaman haber olmaktan çıktı bu benim için.

Ölen çocuğun babasını düşündüm.

Sabah evinden çıkan on yaşındaki evladının bir daha eve dönemeyeceğini öğrenen bir babayı…

Sonra kendi kızımı düşündüm.

Sonra bıçağı tutan eli düşündüm.

O el de bir çocuğun eli.

Ve burada dağıldım.

Çünkü yalnızca öfkelenebilseydim kolaydı.

Nefret edebilseydim kolaydı.

“Canavar” deyip fotoğrafı kapatabilseydim belki bu kadar acımayacaktı.

Ama yapamadım.

Fotoğrafta bir canavar göremedim.

Bir çocuk gördüm.

Yaptığının dehşeti küçülmedi.

Ölen yavrunun masumiyetinden zerre eksilmedi.

Ama içimde başka bir soru büyüdü:

Biz bu çocuklara ne yaptık?

Sevgisizliğimizle…

Görüsüzlüğümüzle…

Birbirimizi dinlemeyişimizle…

Tahammülsüzlüğümüzle…

Öfkemizle…

Her gün birbirimizi biraz daha aşağı çekişimizle…

Birbirimizin yarasını görmek yerine yeni yaralar açışımızla…

Biz ne yaptık?

Bilmiyorum.

Belki de hiçbirimizin tek başına cevabını veremeyeceği kadar büyük bir soru bu.

Ama kendimi dışarıya da koyamıyorum.

“O yaptı” deyip kurtulamıyorum.

Çünkü o çocuğun yaşadığı memlekette yaşıyorum.

Aynı sokaklardan geçiyorum.

Aynı öfkeyi soluyorum.

Aynı sevgisizliğin, aynı hoyratlığın, aynı tahammülsüzlüğün içinde çocuklarımızı büyütüyoruz.

Bugün kendimi tuhaf biçimde iki tarafta da hissediyorum.

O bıçağı tutan el gibi suçlu hissediyorum kendimi.

Ve o evladı kaybeden baba kadar çaresiz.

Bu iki cümlenin yan yana gelmemesi gerektiğini biliyorum.

Ama bugün içimde yan yana duruyorlar.

Çünkü ben bir babayım.

On yaşında bir kızım var.

Onu bu dünyaya hazırlamaya çalışırken bazen dünyanın kendisinden korkuyorum.

Kötülüğün ona ulaşmasından korkuyorum.

Ama bugün ilk defa başka bir şeyden de korktum:

Çocuklarımızın yalnızca kötülüğe uğramasından değil, bir gün kötülüğün kendisine dönüşmesinden…

İşte bunu düşünmeye dayanamıyorum.

Bir çocuğu yalnızca bıçaktan korumak yetmiyor demek ki.

Bıçağı tutacak hâle gelmekten de korumamız gerekiyor.

Nasıl?

Bilmiyorum.

Bugün bilmiyorum.

Bugün aklım yok buna.

Bugün çözümüm yok.

Bugün köşe yazarı değilim.

Bugün cümle kuramıyorum.

Bağırasım geliyor.

Feryat edesim geliyor.

Birilerine “Çocuklarımıza ne oluyor?” diye haykırasım geliyor.

Bir çocuğun mezarının başında susmak, diğerinin karşısına geçip “Sana ne oldu?” diye sormak geliyor içimden.

Sonra kendi kızımı sarıp hiçbir yere bırakmamak…

Ama biliyorum.

Büyüyecek.

Rızkı varsa on beş yaşına da gelecek.

Ve ben onun önüne çıkacak bütün insanları, bütün sokakları, bütün acıları, bütün öfkeleri engelleyemeyeceğim.

Belki beni bugün asıl ezen budur.

Acizliğim.

Bir baba olarak acizliğim.

Bir insan olarak acizliğim.

Bu toplumun bir ferdi olarak acizliğim.

Bugün cümlelerim çürüdü.

Çünkü içinde yaşadığımız yerde bir çocuk öldü.

Çocuklar yaralandı.

Bir başka çocuk, çocukluğundan çıkıp tarif edemediğim bir karanlığın içine yürüdü.

Ve biz yine buradayız.

Yetişkinler.

Anneler.

Babalar.

Öğretmenler.

Komşular.

Yazarlar.

Konuşanlar.

Susup geçenler.

Hepimiz.

Ben bugün kimseyi suçlayacak kadar kendimi masum hissedemiyorum.

Sadece paramparçayım.

Ve galiba ilk defa bir yazıyı güzel bitirmek istemiyorum.

Çünkü bazı şeylerin güzel bir son cümlesi olmamalı.

Bazı yazılar toparlanmamalı.

Bazı cümleler yarım kalmalı.

Bazı acılar olduğu yerde durmalı.

Bugün benim cümlelerim de orada dursun.

Çürüdüğü yerde.

İsmail Yurdseven/TİMETÜRK

Etiketler:
İsmail Yurdseven
İsmail Yurdseven

Köşe Yazarı