Kıymetli Okuyucum. Günümüzde "ifade özgürlüğü" ve "mizah" adı altında, toplumun en hassas değerlerinin, yani mukaddesatın birer alay konusu haline getirilmeye çalışıldığına şahit oluyoruz. Ancak bir toplumun ruh köklerini oluşturan değerler, her önüne gelenin "komedi" adı altında pervasızca saldırabileceği birer malzeme değildir. Bu durum, sadece dini bir hassasiyet değil, aynı zamanda toplumsal barışın, sosyal yapının korunması ve kalplerin muhafazası adına aşılmaması gereken kırmızı bir çizgidir. Necip Fazıl’ın sanat adına vurguladığı "İslâm’a muhatap anlayış", sanatın ve toplumun her alanında olduğu gibi komedi ve sahne sanatlarında da bir "edep" ve "gaye" olması gerektiğini öğretir. Bu anlayışa göre; basın, sinema ve sahne gibi kurumlar, toplumu ifsad eden değil, bilakis İslam'ın yüce ahlak prensipleri çerçevesinde şekillenen yapılar olmalıdır. "Büyük Doğu" mefkûresi, kaba ve nefsanî bir yaklaşımdan ziyade, "rüzgârdan hafif topuklarla içimizdeki iklimlere doğru ince ve ruhanî bir seferi" temsil eder. Dolayısıyla mukaddes olanla dalga geçmek, bu ruhanî seferin tam zıddı bir istikamette, yani nefsin ve basitliğin esiri olmaktır. Mizah ve espri kültürüne yabancı bir toplum değiliz. Bizler, usul ve çizgisi belli olan; güldürürken de düşündüren ve ders veren bir toplumun ferdi olarak mukaddesatla, ırkla, meşreple alay edilemeyeceğini biliriz. Bizler düğün görmüş oynamış, ölü görmüş ağlamış bir toplumuz. Nerede ve ne zaman hangi sözü söyleyeceğini, hangi espriyi yapacağını bilecek kadar olgun ve kendini bilen bir milletiz. Özellikle Hz. Mevlana’nın da ifade buyurduğu gibi; Neye güldüğünüz zeka seviyenizi, nasıl güldüğünüz ise ahlak seviyenizi ortaya koyar sözünü düstur edinmişiz elhamdülillah. İşini dürüst yapanları istisna tutarak; Son zamanlarda eline mikrofon alıp sahnelerde mizah adı altında soytarılık yapan yerden bitmeler türeyiverdi. Kimisi kabir hayatını ve azabını hafife alır, kimisi annesinin üzerinden mizah oluşturmaya çalışır, kimisi de mukaddesata saldırmakla mizah yaptığını sanır. Sormak lazım; Bu, kemikleri kesilince etrafına saldıran, aşısız, salyalı, ne idüğü belirsiz, soyu ve suyu tanımsız müsveddelere; Doğru bulmamak ve tasvip etmemekle birlikte; Mustafa Kemal hakkında mizah yapabilir misin? Kansızsınız. Omurgasızsınız. Sizde zerre kadar haysiyet ve onur yoktur. Sizin sanat anlayışınızı merhum Cengiz NUMANOĞLU çok güzel özetlemiş. Şeytan insana önce Allah’ı unutturur. Sonra çağdaş çöplükten ne bulursa yutturur. İşte sizler de çöplükten beslenensiniz. Sizler toplumun hafızasında bir sanatçı değil sahne soytarısı olarak kalacaksınız. Bakın şairler sultanı sanat konusunda ne söylüyor. Çile şiirinde sanat, "mutlak hakikat"i arama yolundaki bir heyecan olmalıdır. Bu hakikati ve o hakikatin sembollerini küçültmeye çalışan her türlü eylem, sanatın ve estetiğin ruhuna aykırıdır buyurur. Sonuç olarak; sanatın ve komedinin sınırı, başkasının kutsalı başladığında biter. Toplumun manevi dengesini koruyan bu mukaddes değerlerin komediye kurban edilmesi, sadece inananları incitmekle kalmaz, aynı zamanda cemiyeti bir arada tutan ahlâki nizamı da yerle bir eder. Gerçek bir medeniyet, mukaddesatına hürmet eden şahsiyetlerin omuzlarında yükselir.
Salih Kırmızı/ TİMETÜRK