Kıymetli Okuyucum
Günümüz dünyasında, insanlığı birbirinden ayıran, sömürgeci zihniyetin bir mirası olarak karşımıza çıkan en büyük engellerden biri de kuşkusuz ırkçılık ve onun beraberinde getirdiği ötekileştirme pratiğidir. Cemil Meriç’in o meşhur ifadesiyle söylersek; ideolojiler, yani “-izm”ler, idrakimize giydirilen deli gömlekleridir. Bu gömleklerin en dar olanı ve ruhu en fazla sıkanı ise şüphesiz biyolojik bir üstünlük iddiası güden ırkçılıktır.
Cemil Meriç’e göre Batı, kendi egemenlik alanını genişletmek ve sömürgeleştirdiği toplumları kontrol altında tutmak için "Oryantalizm" adı altında sistematik bir bilgi üretmiştir. Bu bilgi üretimi, Doğu’yu "karanlık, tehlikeli ve düşman bir yığın" olarak yaftalamış; Batılıyı ise "medeni" ve "üstün" olarak konumlandırmıştır. Meriç, bu durumu ontolojik bir reddediş olarak görür. Ona göre, "Bütün Kur'anları yaksak, bütün camileri yıksak bile" Batılının gözünde biz daima öteki, daima düşman ve daima "Osmanlı" yani "İslam" olarak kalacağız. Bu, biyolojik bir ırkçılıktan ziyade, kültürel ve dinsel kodlarla örülmüş bir "medeniyet ırkçılığı"dır. Batı’nın bu tutumu, Doğu insanını kendi öz değerlerinden kopararak bir "aşağılık karmaşasına" sürüklemiş, aydınlarımızı ise Batı’nın "azat kabul etmez sömürgesi" olmaya razı etmiştir.
Buna karşılık biz Müslümanlar için asıl mesele biyolojik bir soy birliği değil, "Anadolu" coğrafyasında bin yıldır İslam ile yoğrulmuş olan "manevi birlik"tir. Bir milletin büyüklüğü ırksal özelliklerinden değil, sahip olduğu ahlak ve irfan düzeyinden gelir.
Bizler için ırkçılığın panzehiri olarak "İrfan"ı ve "Ahlak" vazgeçilmezdir. "İrfan kendini tanımakla başlar"; önyargıların, yalanların ve ideolojik prangaların köleliğinden kurtulmaktır. Batı’nın "kültür"ü daha çok maddi üretim ve teknolojiye dayanırken, Doğu’nun "irfan"ı hem ilmi hem imanı hem de edebi kapsayan çok daha kucaklayıcı bir kavramdır. Irkçılık, insanı maddeye ve biyolojiye hapsederken; irfan, onu ruhun derinliklerine ve evrensel bir insanlık sevgisine taşır.
Haddizatında gerçek bir dindar ve ahlak sahibi insan, "başka insanların da kendisi gibi haklara sahip olduğunu asla unutmayan" ve "başka birine yapılan haksızlığı kendisine yapılmış gibi hisseden" kimsedir. Adalet ve merhamet, ırk gözetmeksizin her insan için geçerli olan evrensel değerlerdir. Bir öğretmenin ya da yöneticinin başarısı, sadece "iyilerle" öğünmesi değil, her bir ferdi ahlaklı ve adil yapabilme çabasında saklıdır.
Hülasa ırkçılık; insanın ruhunu kurutan, onu kaba kuvvetin ve materyalizmin esiri yapan bir hastalıktır. Unutmamak gerekirki; "Hiçbir milletin idraki başka bir milletinkinden, hiçbir ferdin zekâsı başka bir ferdinkinden daha üstün değildir". Bizlere düşen, Batı’nın taklitçisi olarak kendi tarihimize ve insanımıza yabancılaşmak değil; kendi irfanımızı, Anadolu’nun manevi mirasını ve evrensel ahlak ilkelerini yeniden ihya etmektir.
Salih Kırmızı/TİMETÜRK