Kıymetli Okuyucum,
Günümüz dünyasının karmaşık uluslararası ilişkiler ağında ve hızla değişen küresel dengeler içinde, bir Müslümanın dünyayı okuma biçimi sadece teknik bir analizden ibaret olmamalıdır. Müslümanın bakışı, "feraset" dediğimiz o derin seziş ve "strateji" dediğimiz rasyonel planlamanın harmanlandığı eşsiz bir perspektiftir. Bu perspektif, aklı vahyin emrine vererek dünyayı bir imtihan sahası, siyaseti ise insanlığın saadetini inşa etme aracı olarak görür.
Stratejik bakışa sahip bir Müslüman; İçerisinde yaşadığı toplumun kendi kültürel, psikolojik, dini ve sosyal değerlerini doğru okuyan; meseleleri ibret, hikmet ve rahmet denkleminde mülahaza eden insandır.
Aynı zamanda bir Müslüman için bu denklem, köklerini Kur’an ve Sünnet’ten alan bir "Hak Nizam" arayışıdır. Haddizatında eğer akıl ve strateji, nefsin veya sömürgeci güçlerin elinde olursa bir felakete; ancak imanın emrinde olursa insanlığı kurtaracak bir fethe dönüşür.
Ferasetli bir bakış ise, Türkiye gibi ülkeleri sıradan bir ulus-devlet olarak değil, bir "merkezi ülke" ve imparatorluk bakiyesi bir güç olarak konumlandırır. Bu bakış açısı, Balkanlar’dan Orta Doğu’ya, Kafkasya’dan Kuzey Afrika’ya kadar uzanan gönül coğrafyamızla olan bağlarımızı sadece romantik bir özlem değil, stratejik bir zorunluluk olarak görür. Müslüman stratejist, haritaların "gerçek öyküyü anlattığını" bilir ve coğrafyanın sunduğu avantajları, küresel güç dengeleri içinde birer koz haline getirir. Örneğin, Kıbrıs’ın sadece bir ada değil, Doğu Akdeniz’de bir kilit taşı olduğunu; Boğazların ise dünya ticaretinin ve güvenliğinin şah damarı olduğunu kavramak bu ferasetin bir gereğidir.
Müslümanın stratejik vizyonu, dünyayı "Hak" ve "Batıl" mücadelesi üzerinden okumaktır. Necmettin Erbakan hocamın vurguladığı gibi, mevcut dünya düzeni faiz, adaletsiz vergilendirme ve karşılıksız para basma gibi yöntemlerle insanlığı sömüren bir yapıdadır. Müslüman, Batı’nın "çifte standartlı" yaklaşımlarını ferasetiyle sezer, yapılan övgülerin gayri hakiki olduğunu bilir ve bu oyunlara karşı kendi öz değerlerine dayanarak dik durur. Çatışma değil diyalog, sömürü değil adil paylaşım ekseninde "Yeni Bir Dünya" kurma ideali, bu stratejik derinliğin nihai hedefidir.
Bunun yanısıra; Yalnızca ekonomik kalkınma veya teknolojik ilerleme, ruhu olmayan bir ceset gibidir. Müslümanın stratejik bakışındaki "Önce Ahlak ve Maneviyat" ilkesi her şeyin temelidir. Kişisel ahlakın kolektif yapıları etkilediğini, ahlaki bir çöküşün askeri ve ekonomik başarıları da yok edeceğini bilir. Bu yüzden eğitimden sanayiye kadar her alanda milli ve manevi değerlerle teçhiz edilmiş nesiller yetiştirmek, en büyük stratejik yatırımdır.
Hülasa, Müslümanın feraset bilinci, olayları sadece seyreden değil, tıpkı Bedir'de olduğu gibi dua ederken aynı zamanda eyleme geçen bir mücahidin bilincidir. Özellikle feraset, sömürgeci güçlerin (Siyonizm, emperyalizm) planlarını önceden sezmek; strateji ise bu planları bozacak "Ağır Sanayi", "Yerli ve Milli Çözüm" bunun yanında ise "Müslüman Birliği" gibi somut adımları atmaktır.
Salih Kırmızı/TİMETÜRK