$

Dolar

48,6791

Euro

56,0226

£

Sterlin

65,1826

Frank

59,0479

Gram Altın

6.803,4100

Bitcoin

3.727.480

$

Dolar

48,6791

Euro

56,0226

£

Sterlin

65,1826

Frank

59,0479

Gram Altın

6.803,4100

Bitcoin

3.727.480

Makale 18.09.2026 4 dk okuma

Cuma Mesajı: Beyaz perde medeniyeti

Paylaş:

Kıymetli okuyucum,
Günümüz dünyasında kitle iletişim araçları, sinema ve televizyon dizileri; bireylerin zihniyet dünyasını, değer yargılarını ve toplumsal davranış kalıplarını biçimlendiren en etkili mecraların başında geliyor.
Bununla birlikte sosyolojik açıdan aile, toplumun bir minyatürü ve sosyal yapının en temel çekirdeği kabul edilir; zira dünyayı anlamak ve dönüştürmek ancak aileyi anlamak ve korumakla mümkündür. Maalesef  bugün ekranlar vasıtasıyla hayatın merkezine yerleşen görsel kültür, toplumsal eğitimin ve değer aktarımının mecrasını köklü biçimde sarsmış olduğu da acı bir gerçektir.

Modernleşme ve sekülerleşme süreçlerinin kitle iletişim araçlarıyla birleşmesi, toplumsal dokuda ciddi bir zihniyet değişimini tetiklemiştir. Ekranlarda sıkça işlenen temalar; fıtrata dayalı insani değerleri aşındırmakta, haz ve tüketim odaklı bir yaşam biçimini bireylere dayatmaktadır. Zihinlerin modern kültür tarafından adeta işgal edildiği zamandan geçiyoruz.

Kitle iletişim araçlarının ulaştığı devasa güç göz önüne alındığında; müstehcenliğin, şiddetin veya yozlaşmış ilişkilerin hâkim olduğu bir yayın anlayışı, binlerce eğitimcinin veya irfan ehlinin inşa etmeye çalıştığı değerleri kısa sürede tahrip edebilmektedir. Sinema ve diziler aracılığıyla sürekli olumsuz kalıplara maruz kalan çocuk ve gençler, manevi erozyona uğramakta ve kendi toplumsal değerlerine yabancılaşmaktadır.

Tarihsel tecrübe ve toplumsal düzen incelemeleri göstermektedir ki, bir toplumun kalıcı ve güçlü bir medeniyet inşa edebilmesi; yüzeysel hazlar ve bireysel çıkarlar yerine, ortak ahlaki değerler, adalet, emanet, köklü tarih bilinci, din inşaası, din terbiyesi ve insan onurunu merkeze alan kurumsal bir dayanışma geliştirmesine bağlıdır. Medya ve sinema sektörü topluma neyi sunarsa, toplumsal karşılık olarak da onu toplar. Nitekim hayatın ve toplumsal iletişimin bir "yankı" ilkesiyle çalıştığı unutulmamalıdır: "Hayattan ne umulur ve ona nasıl seslenilirse, hayat da insana o sesi geri yansıtır". Ekranlardan sürekli karamsarlık, yozlaşma, gayrimeşru ilişkiler ve şiddet sesleri yansıtıldığında, yetişen nesillerin bu olumsuzlukları davranışa dönüştürmesi kaçınılmaz hale gelir.

Hülasa, bir milletin istikbal hafızası ve hayalleri ve hatta devletin bekası bir dizi aksiyona emanet edilemez.
Batının kirlenmiş ve yırtılmış sinema perdesi ile bizim sinema ve haya perdemiz kıyas kabul etmeyecek kadar farklıdır.
Bizler ilim, irfan ve hikmet medeniyetinin yaşayan temsilcileriyken, batasıca Batı ise savaş meydanında kaybettiği, hezimete uğradığı, sömürdüğü ve yakıp geçtiği topraklardaki kanla yazdığı mağlubiyet gerçeklerini cinema ve dizileriyle kamufle ederek olmayan itibarlarını tamirden başka bir şey yapmamıştır.
O yüzdendir ki, kitle iletişim araçlarının ve dizi/sinema sektörünün toplumsal eğitim üzerindeki bu olumsuz tahribatına karşı duyarsız kalınamaz. Aile medeniyetini ve toplumsal ahlakı koruyabilmek, kendi öz değerlerimize, fıtrat gerçekliğimize ve manevi mirasımıza içeriden bir bakışla yeniden sahip çıkmayı gerektirmektedir. Sinema ve dizilerin yıkıcı etkilerini bertaraf etmek adına; ekranlarda sevgiyi, umudu, sorumluluğu, empatiyi ve yüksek ahlaki ilkeleri işleyen, yaşama sevincini ve manevi dayanıklılığı artıran yapıcı bir medya bilincinin hâkim kılınması ciddi bir zorunluluktur.

Salih Kırmızı/TİMETÜRK

Etiketler:
Salih Kırmızı
Salih Kırmızı

Köşe Yazarı