$

Dolar

47,3540

Euro

53,8877

£

Sterlin

62,9857

Frank

57,8210

Gram Altın

6.205,3100

Bitcoin

3.071.543

$

Dolar

47,3540

Euro

53,8877

£

Sterlin

62,9857

Frank

57,8210

Gram Altın

6.205,3100

Bitcoin

3.071.543

Makale 28.07.2026 6 dk okuma

CHP’de asıl mücadele daha yeni başlıyor

Paylaş:

Cumhuriyet Halk Partisi, yüz yılı aşan geçmişiyle Türk siyasetinin en köklü kurumlarından biridir. Beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz; bu gerçeği değiştiremezsiniz. Bu partiye gönül veren, nesilden nesile aktarılan kemikleşmiş bir taban vardır. Kimisi CHP’yi Atatürk’ün emaneti olarak görür. Kimisi laik Cumhuriyet’in teminatı kabul eder. Kimisi sosyal demokrasinin adresi olarak benimser. Kimisi sisteme muhalefetin merkezi sayar. Kimisi devrimci geleneğin temsilcisi olarak bakar. Bu farklı damarların tamamı, yıllardır CHP’nin içinde birlikte yaşamaktadır. Seçmeni de bu farklılıklardan şikayetçi değildir… İşte bu sebeple CHP, sıradan bir siyasi parti değildir. Zaman zaman ağır yenilgiler almış, sert iç kavgalar yaşamış, bölünmüş, küçülmüştür. Demokrat Parti, Anavatan Partisi, Demokratik sol parti, milli Selamet gibi partiler silinmiş gitmiştir. Ama CHP hiçbir zaman Türk siyasetinden silinmemiştir. Adeta küllerinden yeniden doğmayı başaran bir siyasi gelenektir… Bugün yaşanan tartışmaları da bu tarihsel perspektiften okumak gerekir… CHP’nin parti içi mücadeleleri yeni değildir. Geçmişte de liderlik kavgaları, ideolojik ayrışmalar ve farklı siyaset anlayışları partiyi defalarca karşı karşıya getirmiştir. Rahmetli Aydın Menderes’e, yıllar önce Beyşehir Yakamananastır’da göle karşı yaptığımız röportajda, “Bugün İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü’de aktif siyasetin içinde; siyaseten bile olsa; abanızın intikamını almayı hiç düşündünüz mü?” diye sormuştum. Verdiği cevap hâlâ hafızamdadır… “Benim intikam almama gerek yok. Onlar zaten birbirlerini yer.” Aradan yıllar geçti ama görünen o ki CHP’nin kendi iç dinamiği yine benzer bir süreci yaşıyor… Ama bu kez yolsuzluk, irtikap, usulsüzlük, ihaleye fesat karıştırma gibi iddiaların, itirafların gölgesinde… Bugünkü kırılmanın başlangıcını yalnızca son birkaç aya bağlamakta eksik olur… İstanbul seçimlerinin ardından oluşan siyasi atmosfer, Ekrem İmamoğlu’nun şahsında yeni bir siyaset üretmeye başladı. Özellikle ilk seçimin iptal edilmesi sonrasında toplumun verdiği demokratik tepki, İmamoğlu’nun oylarını ciddi şekilde artırdı. Fakat bu sonuçlar; zamanla CHP’nin önüne geçen bir “İmamoğlu siyasetini” doğurdu. Bugün gelinen noktada parti politikalarının önemli bir bölümü, İmamoğlu’nun siyasi geleceği etrafında şekilleniyor… Oysa siyaset yalnızca bir kişi üzerine inşa edildiğinde, o kişinin yaşadığı her kriz partinin de krizine dönüşür. CHP bu gerçeği hala farketmemiş ve krizi besleyen atraksiyonlara imza atmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere bazı CHP’li belediyelere yönelik soruşturmalar, tutuklamalar ve kamuoyuna yansıyan iddialar da tam böyle bir dönemde ortaya çıktı. Bu iddiaların hukuki sonucu bağımsız mahkemelerin vereceği kararlarla netleşecektir. Ancak dosyaların kapsamı ve soruşturmaların genişleyerek devam etmesi, siyasi tartışmaların gittikçe büyümesine neden oluyor. İşte tam bu noktada CHP içinde iki farklı eğilim belirginleşiyor. Birinci eğilim, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu etrafında kenetlenerek yaşanan süreci tamamen siyasi bir mücadele olarak gören ve mevcut yönetimle devam edilmesini savunan anlayıştır… İkinci eğilim ise Kemal Kılıçtaroğlu’nun başını çektiği Mutlak Butlan kararının üzerine oturan ve CHP’yi yeniden ayağa kaldırmayı savunan anlayıştır. Bu iki kesimin çekişmesi CHP’den yeni bir parti, YENİ PARTİ’nin doğmasına sebeb olurken; Kılıçtaroğlu, Özgür Özel ve İmamoğlu etrafında dönüp duran iç siyasete üçünçü bir eğilimin de müdahil olacağı kanaatindeyim… Bu eğilim; Kemal Kılıçtaroğlu, Özgür özel ve İmamoğlu bloklarından bağımsız; geçmişte yapılan hatalarla yüzleşilmesini, parti içinde bir arınma yaşanmasını, ancak bunun CHP çatısı altında gerçekleşmesini isteyen üçüncü eğilim olacaktır… Herhangi bir lidere bağlı olmayan çok sayıda partili de bu düşünce ile bir süre sessizliğe bürünüp uygun zamanı kollayarak aidiyet duygusunu gün olup güçlü bir şekilde yansıtacaktır. Üçüncü eğilim; CHP’nin mevcut yapısıyla ve Yeni Parti ile yol alamayacağını düşünen kesimdir. Şahsen ben; bu ikinci seçeneğin yani CHP’den ayrılıp ‘Yeni Parti’ ile yola devamın İmamoğlu siyaseti gölgesinde akamete uğrayacağı, bir hayal kırıklığı yaşanacağı ve beklenildiği kadar güçlü bir toplumsal karşılık bulacağı kanaatinde değilim. Çünkü CHP seçmeni, tarih boyunca kriz dönemlerinde partisini terk etmekten çok partisine sahip çıkmayı tercih etmiştir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde asıl hareketin yeni bir parti kurmak şeklinde değil, “CHP bizimdir.” diyen ve partiyi yeniden yapılandırmayı hedefleyen bir arayış şeklinde gelişmesi bana daha güçlü bir ihtimal gibi görünüyor. Kılıçdaroğlu’na geçmişte yöneltilen eleştirilerden ders çıkaran, aynı zamanda bu yönetimin siyaset tarzını da yeterli görmeyen yeni bir kadro ortaya çıkabilir. Bu hareketin temel sloganı ise ayrılık değil, arınma olabilir. Özgür Özel’in bugün meydanları doldurması, bu sürecin tek belirleyicisi olmayabilir. Aynı şekilde Ekrem İmamoğlu’nun siyasi geleceği de tek başına CHP’nin geleceğini belirlemeye yetmeyebilir. Çünkü kişiler gelir geçer. Partiler ise köklü gelenekleriyle ayakta kalır. Bugün esen siyasi rüzgârın yarın aynı yönden eseceğini kimse garanti edemez. Türk siyasetinin tarihi bunun sayısız örnekleriyle doludur. Benim gördüğüm tablo şudur: CHP yok olmayacaktır. Ancak bugünkü haliyle de yoluna devam etmeyecektir. Önümüzdeki yıllarda parti içinde, mevcut yönetime destek verenler, Yeni Partiyl kuranlar ve CHP’yi yeniden inşa edelim” diyenler arasında ciddi bir mücadele yaşanacaktır. Ve bana göre Türkiye’nin önümüzdeki dönemde konuşacağı asıl siyasi mesele, CHP’nin bölünüp bölünmeyeceği değil, CHP’nin hangi anlayış tarafından yeniden şekillendirileceği olacaktır.

Hakkı Balcı/TİMETÜRK

 

Etiketler:
Hakkı Balcı
Hakkı Balcı

Köşe Yazarı