Bazı hadiseler vardır; görünen tarafı küçüktür ama arkasındaki büyük problemi ele verir. Hilmi Tuna Kuriş ile Erhan Yılmaz’ın yurt dışına kaçma hazırlığındayken yakalanması ve bu organizasyonda kullanılan otomobilin eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin adına tahsisli çıkması da böyledir. Şahin, aracı İstanbul’a gittiğinde kullanmak amacıyla kiraladığını, kendisinin kullanmadığı zamanlarda otoparkta tutulması gerektiğini, bilgisi ve izni dışında kullanıldığını açıkladı. Şüphelileri tanımadığını belirterek aracı kiraladığı şirketin sahibi hakkında suç duyurusunda bulundu. Bu açıklama elbette dikkate alınmalıdır. Kimse gazete haberleri üzerinden suçlu ilan edilemez. Ancak eski bir İçişleri Bakanına tahsis edilen, çakarlı ve geçiş üstünlüğüne sahip bir aracın kaçış organizasyonunda kullanılabilmesi de “Benim haberim yoktu” cümlesiyle geçiştirilemez. Çünkü mesele yalnızca bir otomobil meselesi değildir. Mesele; devletin sağladığı bir ayrıcalığın kimler tarafından, hangi denetim altında ve ne kadar süreyle kullanıldığıdır. Daha önemlisi ise bu olayın, Türkiye’nin yıllardır yüzleşmekten kaçındığı büyük bir gerçeğin küçük bir tezahürü olmasıdır: FETÖ’nün siyasi ayağı bütünüyle ortaya çıkarılmamıştır. Elbette FETÖ ile mücadelede hiçbir şey yapılmadığını söyleyemeyiz. Binlerce operasyon gerçekleştirildi; askerî, yargısal, emniyet, eğitim ve finans yapılanmalarına ağır darbeler vuruldu. Çok sayıda insan yargılandı ve mahkûm edildi. Fakat devletin en kılcal damarlarına kadar sızdığı kabul edilen bir örgütün siyasete hiç uğramadığına inanmak mümkün müdür? Askerde vardı… Poliste vardı… Adliyede, okulda, üniversitede, bankada, belediyede vardı… Ama siyasette yoktu, öyle mi? Örgütün okullarına, şirketlerine, vakıflarına ve yurtlarına kapıları kimler açtı? Kamudaki atamalarda kimler referans oldu? Milletvekili listelerine, bürokratik görevlendirmelere ve belediye kadrolarına kimler aracılık etti? Devletin imkânlarını bu yapının önüne seren siyasi ve bürokratik bağlantılar neden bütün yönleriyle araştırılmadı? İşte asıl adaletsizlik burada başlıyor. Sıradan memurun, öğretmenin, öğrencinin, küçük esnafın geçmişi didik didik edilirken; örgütün büyümesine siyasi güç, makam ve nüfuz sağlayanların yeterince sorgulanmadığı düşüncesi toplumun adalet duygusunu zedeliyor. Aşağıdakine hukuk bütün ağırlığıyla uygulanırken yukarıdakine yalnızca “Geçmişte hata yapılmış olabilir” denilmesi, mücadeleyi inandırıcılıktan uzaklaştırıyor. Oysa adalet, terazinin iki kefesine de aynı ağırlığı koyabilmektir. Bir devlet; yalnızca emir alanları değil, o emirlerin uygulanabileceği ortamı hazırlayanları da araştırmak zorundadır. FETÖ’nün siyasi ayağına girilmedikçe benzer hadiselerle karşılaşmamız kaçınılmazdır. Çünkü karanlık ilişkiler bütünüyle tasfiye edilmezse yapılar isim değiştirir, tabela değiştirir, kıyafet değiştirir; fakat yöntemlerini değiştirmez. Bugün tahsisli bir araçta karşımıza çıkarlar… Yarın bir ihalede… Öbür gün bir atama listesinde… Sonra yine şaşırır ve aynı soruyu sorarız: “Bu insanlar devletin bu kadar yakınına nasıl gelebildi?” Aslında cevabı biliyoruz. Denetimsizlik, siyasetin dokunulmazlığı ve geçmişle samimi biçimde hesaplaşılmaması… Bu olay aynı zamanda tahsisli araç uygulamasının da yeniden ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bakanlık yapmış olmak, ömür boyu sınırsız ayrıcalık anlamına gelmemelidir. Görev sonrası güvenlik ihtiyacı bulunabilir; ancak bu ihtiyaç somut tehdit değerlendirmesine dayanmalı, tahsisler kısa ve belirli süreli yapılmalı, her yıl yeniden incelenmelidir. Aracın kim tarafından kullanıldığı kayıt altında tutulmalı; tahsisli plaka, çakar ve geçiş üstünlüğü yalnızca adına tahsis yapılan kişi araçtayken geçerli olmalıdır. Aracın üçüncü kişilerce kullanılmasına kesinlikle izin verilmemeli; amacı dışında kullanım ağır idari ve cezai yaptırıma bağlanmalıdır. Hülâsa; Bu bir imtiyaz düzenidir… Düzenlerin düzmeye devam ettiği, Düzülenlerin düzülmekten mutmain olduğu, Devletin sağladığı ayrıcalığı, kaçış koridoruna dönüştürenlerin düzenidir. Bu nedenle İdris Naim Şahin meselesi bir kişiyi peşinen suçlama konusu değil; tahsis sistemini, siyasi ilişkileri ve denetimsizliği sorgulama vesilesi olmalıdır. Devletin büyüklüğü, eski bakanlarını sorgulamamasında değil; gerektiğinde eski-yeni, güçlü-zayıf demeden herkesin kapısını çalabilmesindedir. Çünkü çakarın ışığı trafikte geçiş üstünlüğü sağlayabilir… Ama hukuk karşısında hiç kimseye üstünlük sağlamamalıdır.
Hakkı Balcı/TİMETÜRK