Geçtiğimiz günlerde bir Kurban Bayramı'nı daha geride bıraktık. Öncelikle tüm İslam âleminin Kurban Bayramı'nı kutluyorum. rabbim yapılan ibadetleri kabul eylesin.
Bayram sabahı camilere koştuk. tekbirler getirdik. Kurbanlarımızı kestik. Etlerimizi paylaştırdık. Kıyma makineleri gün boyu çalıştı. Derin dondurucular doldu. Buzdolaplarına paketler yerleştirildi. Kemikler ayrıldı, parçalar dağıtıldı.
Peki ya sonra?
Bir an durup kendimize şu soruyu sorduk mu?
Kurban gerçekten neydi?
Kurban, sadece kesilen bir hayvan mıydı? Yoksa Allah'a yaklaşmanın, teslimiyetin, paylaşmanın ve nefsimizi terbiye etmenin adı mıydı?
Bugün kurban denilince birçok insanın aklına ilk olarak et geliyor. kaç kilo çıktı, ne kadar dağıtıldı, ne kadarı eve kaldı... Günlerce bunları konuşuyoruz. oysa kurbanın özünde et değil niyet vardır.
Hz. İbrahim'e baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Allah, Hz. İbrahim'den oğlunu istemişti. Buradaki hikmet bir evladı kurban etmek değildi. Allah'ın kullarından istediği şey kan da değildi, et de değildi. İstenen şey teslimiyetti.
İbrahim'in sınandığı yer bıçak değildi; gönlüydü.
Bir babanın evladına olan sevgisini Allah sevgisinin önüne koyup koymayacağı sınanıyordu. İşte kurbanın özü burada saklıydı.
Bugün ise kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
''Biz neyi kurban ediyoruz?''
''Öfkemizi kurban edebiliyor muyuz?''
''Kibrimizi kurban edebiliyor muyuz?''
Bencilliğimizi, hırslarımızı, kırdığımız kalpleri, yıllardır sürdürdüğümüz küslükleri kurban edebiliyor muyuz?
Hayır.
Çünkü çoğu zaman kurbanı kesiyoruz ama nefsimize dokunmuyoruz. Etleri paylaştırıyoruz ama sevgimizi paylaşmıyoruz. Bayramlaşıyoruz ama yıllardır konuşmadığımız akrabamızın kapısını çalmıyoruz.
Yoksula bir paket et veriyoruz ama onun yalnızlığını görmüyoruz.
Kurbanın asıl amacı sofraları değil, gönülleri doyurmaktır.
Bugün dünyanın dört bir yanında açlıkla mücadele eden insanlar var. Yetimler var. Savaşların ortasında yaşam mücadelesi veren çocuklar var. Bir lokma ekmeğe muhtaç milyonlar var.
Biz ise bazen kurbanı sadece bir gelenek, bir alışkanlık, hatta bir et organizasyonu gibi yaşamaya başladık.
Oysa kurban, insanın Rabbine verdiği sadakat sözüdür.
Paylaşmanın adıdır.
Fedakârlığın adıdır.
İnsanın kendisinden vazgeçebilmesidir.
Belki de bu yüzden her bayram sonrası derin dondurucularımıza değil, vicdanlarımıza bakmamız gerekiyor.
Dolaplarımız doldu da gönüllerimiz doldu mu?
Etler paylaşıldı da merhamet paylaşıldı mı?
Kurban kesildi de nefsimizden bir parça eksildi mi?
İşte asıl soru budur.
Çünkü kurban, bıçağın ete değmesiyle değil; insanın kalbine dokunmasıyla anlam kazanır.
Rabbim bizlere kurbanın sadece şeklini değil, ruhunu da yaşayabilmeyi nasip etsin. İNŞAALLAH...
Yeni yazımda buluşmak dileğiyle.
Saygılarımla
Burhan Yazıcı/TİMETÜRK