Eğitim bilimlerinde davranışçı ekolün babası olan psikolog John B. Watson (1878–1958) şöyle der: “Bana bir düzine sağlıklı bebek verin. Onları yetiştireceğim çevreyi ben seçeyim. İçlerinden herhangi birini, yetenekleri ve eğilimleri ne olursa olsun, istediğim mesleğe dönüştürebilirim.”
1950 yılında Amerikalı gazeteci Edward Hunter, Kore Savaşı sırasında Çin hükümetinin uyguladığı ideolojik yeniden şekillendirme tekniklerini tanımlamak için "Beyin yıkama" (brainwashing) terimini kullandı. Beyin yıkama aynı zamanda zihin kontrolü veya düşünce biçimlendirme olarak da geçmektedir.
Beyin yıkama nedir?
Beyin yıkama veya zihin kontrolü, bireyin inançlarını, tutumlarını ve düşünce yapısını değiştirmek amacıyla uygulanan sistemli bir yönlendirme sürecidir. Son zamanlarda sinirbilim (neuroscience) alanında yapılan çalışmalar da gösteriyor ki insan beyninin kontrol altına alınabilme, yıkanabilme ve istendik yönde şekillenme özelliği vardır. Bir başka ifade ile insan zihni manipüle edilebilir. Böylece bireylerin veya grupların düşünme ve davranış biçimleri, duygusal ve psikolojik durumları kontrol altına alınabilir ve değiştirip dönüştürülebilir.
İnsanlık tarihi boyunca kullanılmış olan ve hala uygulanmakta olan beyin yıkama teknikleri özellikle tarikatlarda, siyasette, medyada, pazarlamada, ilişkilerde ve hatta eğitimde etkili olmuştur. Diğer yandan dini temelli veya ideolojik temelli örgütlenmelerde, özellikle terör örgütlerinde çok etkili olan beyin yıkama teknikleri en uç uygulamalarla ne kadar etkili olduğunu göstermektedir.
Beyin yıkama teknikleri
Bir eğitimci olarak benim bir insanın beyninin nasıl yıkayabileceğimi soran olursa psikolog John B. Watson kadar cesaretli olamayacağım kesin. Fakat gözlem, deneyim ve araştırmalarıma dayalı olarak bazı teknikleri açıklayabilirim. Günümüzde özellikle ticaret ve siyaset alanında çok yaygın olarak kullanılan en etkili tekniklerden birkaçını açıklamak yeterli olacaktır.
Öncelikli olarak kişisel veya toplumsal güvenlik ihtiyacına dayalı olarak korku ve suçluluk duygusunu kullanırım.
Beyin yıkama uygulaması yapılacak bir birey için en etkili yol o bireyde korku ve suçluluk duygusu yaratmaktır. İnsanda yaratılan korku ve suçluluk duygusu, bağımlılık veya yükümlülük hissini meydana getirir.
Bu tekniği kullanan bir siyasi lideri “Beni desteklemezseniz, ülkemiz veya kentimiz mahvolacak" dediği zaman bu lideri dinleyen birey ülkenin veya şehrin mahvolmasından korkar ve kendini bu sorumluluktan kurtarmak için bu adaya destek verir. Diğer yandan bir iş ortağı veya eşin ayrılmasını engellemek için “ayrılırsan ileride pişman olursun” demesi yeterli olur.
Her iki durumda da beyin yıkama tekniği duygular üzerinde temellenerek insanın yapısında zaten var olan korku ve suçluluk duygusunu harekete geçirir. Bu süreçte aşırı uyarılan korku ve suçluluk duygusu ile akıl veya mantık devreden çıkar. Neticede kişisel veya toplumsal güvenlik söz konusudur.
Her insanın doğası gereği temel ihtiyacı olarak bilinen sevgi ve övgüyü hediye ile pekiştiririm.
İnsanın yapısında olan ve eksikliğinde sorunlara yol açması beklenen duygusal ihtiyaçlar da beyin yıkama tekniklerinde elverişli hale gelir. Bu süreçte sevgi, övgü veya hediye etkili araçlar olarak kullanılır. Bu duygusal ihtiyaçların yoksunluğunu çeken bireylerin beynini yıkamak ve kullanışlı hale getirmek daha kolaydır. Tarikatlar, cemaatler ve diğer sosyal grupların etkili biçimde kullandığı bu teknik ile yeni olan katılımcıya aşırı sevgi gösterilir, yüksek övgüye mazhar olur. Üstelik bir de hediyelerle taltif edilirse geriye yapacak birşey kalmaz. Kendisini yeterli, önemli, kıymetli hisseden bu yeni üye da kullanılmaya hazır hale gelmiştir. Övgü ile desteklene sevgi ihtiyacı hediye ile güçlü hale getirildiği zaman artık tümüyle kullanıma hazır bir üye kazanılmış olur.
Ancak, sevgi ve övgü karşılık bulmaz ise işler iyi gitmiyor demektir. Yapılması gereken şey sert eleştiriye başlamak, böylece korku ve yükümlülük duygusunu harekete geçirmek gerekir. Bu da işe yaramaz ise artık yapacak bir şey kalmamıştır. Nezaket ve zarafet aşaması sona erer, yalıtma ve dışlama işlemi devreye girer.
Belirlediğim ifadelerin, sloganların veya fikirleri sürekli tekrar ederim.
Halk arasında “Bir adama kırk gün deli dersen deli, akıllı dersen akıllı olur” şeklinde ifadesini bulan beyin yıkama tekniği sürekli tekrar esasına dayalıdır. Sürekli tekrar veya telkin ile bir kişinin bilinçaltına birtakım inançlar, fikirler ve duygular yerleştirilebilir.
Özellikle günümüzde dijital medya ve sosyal medya dikkate alınırsa katılımcıların kapalı bir sistem içinde iletişim kurmak suretiyle sürekli aynı görsellere ve içeriklere maruz kalındığı bir gerçektir. Bu türlü tekrara maruz kalmak önceden var olan inançları güçlendirir, inançları pekiştirir. Aynı zamanda karşıt inançlar ve görüşler de süreç içinde dışlanarak istenen yalıtılmışlıkta bir ortam yaratılabilir.
Sonuçta, özellikle kapalı bir iletişi ortamında sürekli aynı fikirlere maruz kalmak, o fikirlerin sorgusuz sualsiz kabullenmesine yol açar. Siyasetçilerin aynı mesajları veya sloganları sürekli tekrarlanması, aynı olayları veya hikâyeleri tekrar tekrar anlatması bu nedenledir. Yanlış da olsa aynı şeyin sürekli tekrarlanması doğrul olduğu inancına dönüşebilir.
Başlangıçta doğruluğuna inanılmasa da aynı ifadelerin, sloganların veya fikirlerin tekrar tekrar duyulması, alternatif bakış açılarına veya eleştirel düşünmeyi devreden çıkardığı için beyin tekrar edilen ifade, slogan veya fikir artık doğru olarak kabul eder.
Robert Kane Pappas’ın ifadesi ile “Bir yalanı yeterince sık tekrarlarsanız, insanlar ona inanır. Bu gerçekten de halkın beynini yıkamak ve yanlış bilgilendirmektir.”
Muhatabımı etkilemek ve baskılamak için yüklü anlamları ve çağrışımları olan terimlerin yer aldığı cümleler kurarım.
Bilindiği gibi bir milletin kültürü ile kullandığı dilin sözcükleri arasında yakın bir ilişki vardır. Özellikle sosyolojik ve tarihsel geçmişe ait kültür yüklü terimler tek başlarına bile çok etkili bir beyin yıkama aracı olarak kullanılabilir. Bu terimlerde tarih, toplumsal kültür ve duygu yüklüdür.
Düşünceleri manipüle etmek tarihsel, kültürel ve duygusal ağırlığı olan terimler kullanılır. Dini açıdan anlam yüklü olan beynamaz, münafık, kötü, şeytan, kafir gibi terimler çok yararlı beyin yıkama araçlarıdır. Olumlu anlam yüklü terimler arasında alim, Müslüman, şehit, melek, imam, gavsı azam terimleri sayılabilir.
Diğer yandan tarihsel anlamı ile yüklü olan gavur, düşman, Türk düşmanı, vatan haini, zalim gibi terimler hep karşı taraftan yalıtmak için kullanılan terimlerdir. Karşıt olarak dahi, iyi, müceddit, alim, mürşid, kahraman, önder, aydın, mücahit, paşa, komutan gibi terimler de yükleri ile bir tarafı yüceltme aracı olarak yaygın olarak kullanılan araçlardır.
Son zamanlarda özellikle okullarda meydana gelen saldırılar ve toplumda yaygınlaşan şiddet olaylarının nedenleri üzerinde durulurken, özellikle sosyal medya ve diğer iletişim araçlarında kullanılan dilin öncelikli olarak incelenmesi gerekir. Diğer yandan siyasi liderlerin kullandıkları dilin içinde yer alan terimler analiz edilmelidir.
Kimlik ve kişilik
Sonuç olarak, beyin yıkama, bir kişinin ruh sağlığı üzerinde uzun süreli etkileri olan güçlü ve yıkıcı bir psikolojik manipülasyon biçimidir. Bu süreçte kişi kimliği ve kişiliğini kaybeder, eleştirel düşünme becerilerini kullanamaz. Böylece yanlış inançlar ve düşünceleri kolayca benimser.
Unutulmamalıdır ki eğitim sistemleri dahil olmak üzere aileden başlayarak sosyal çevre ve içinde yaşanılan ekosistemin kendisi beyin yıkamada etkili unsurlardır. İnsan beyni yıkandığına göre inanma ve düşünme biçimi de şekillendirilebilir.
Beyin yıkamaya maruz kalan insanın özgür iradeden bahsetmesi ne kadar anlamlı bilmiyorum. “Özgür irademle karar verdim” demek ne kadar inandırıcı olur ki!
“Bir insanın ne istediğini bildiğiniz zaman, onun kim olduğunu ve onu nasıl etkileyeceğinizi de bilirsiniz.”
Prof. Dr. Mehmet Şahin/TİMETÜRK