“Ermeni’ye yer var, Yahudi’ye yer var da İslam’ın niye yeri yok?”
Azerbaycan’da başörtüsü yasağı nedeniyle kızının eğitim hakkı engellenen bir annenin bu sözleri, meselenin özünü anlatan çarpıcı bir soru.
Azerbaycanlı gazinin, kızının başörtüsü nedeniyle okula girememesine karşılık, “Ben bu kolu bunun için mi verdim?” diye sorması ise tartışmayı çok daha derin bir yere taşıyor.
Öğretmen Zahra Hasanova’nın başörtüsü nedeniyle artık derse giremeyeceğinin kendisine bildirildiğini açıklaması… Karabağ şehidinin kızının okula alınmaması ve daha niceleri…
Peki Azerbaycan’da tam olarak ne oluyor? Ne oldu da vatan toprağı için şehit olan babaların kızları okullara alınmıyor? Dün uğruna mücadele edilen değerlere, bugün kapılar kapanıyor?
Azerbaycan Devlet Televizyonu yaşanan son gelişmelerin ideolojik boyutunu şu şekilde açıklıyor:
“Devlet, milli kimliğimize Arap-Fars değerleri katmaya yönelik her türlü girişimin önüne geçecektir. Bizim kendi milli değerlerimiz var”
Yani bugün Azerbaycan, başörtülü kız çocukları ve öğretmenlerinin eğitim verme ve eğitim görme hakkının elinden alınmasını, İran nüfuzuna karşı bir tedbir olduğunu iddia ediyor.
Peki, İran Azerbaycan devleti üzerinde bu kadar mı etkili? Azerbaycan, kendi egemenliğini ve milli kimliğini korumak için kız çocuklarının eğitim hakkını kısıtlamak, öğretmenlerini başörtüleri nedeniyle sınıflardan uzaklaştırmak zorunda kalacak kadar dış etkiye açık, kendi politikalarını belirleyemeyen bir devlet mi?
Bir devlet, kendi kimliğini korumak için neden kendi vatandaşlarının inancını tehdit olarak görmek zorunda kalsın?
Birkaç yıl öncesine kadar Karabağ zaferini elde etmiş Azerbaycan, küçük bir devlet mi ki dış sorununu kendi dini değerlerini yok ederek çözmeye çalışıyor?
Bir tarafta İran etkisi diğer tarafta Müslüman bir kadının başörtüsü takması. Peki, Aliyev yönetimine göre İslam sadece İran ya da Arap topluluklarına mı ait? Yüzde 90’ı Müslüman olan bu topraklarda İslam, İran ya da Arap kavramından sonra gelen bir durum mu ki sorun olarak nitelendirilen bir durumun çözümünde ilk seçenek olarak eleniyor?
Nitekim AĞ Parti Genel Başkanı Tural Abbaslı’nın gündeme getirdiği bir soru da bu noktada önemli:
“Yahudilere kipa takmak serbest de Müslüman kız çocuklarına başörtüsü neden yasak? Laiklik ilkesi sadece Müslümanların inancına karşı mı işletiliyor?”
Yani aslına baktığımızda ne kadar örneklendirirsek örneklendirelim bugünkü meselenin laiklik, başörtüsü gibi başlıklarla sınırlı olmadığı kesin. Burada İran’ın siyasi nüfuzuna karşı tedbir alınmasını bir kenara bırakarak meselenin derinine inmeli ve asıl sorulması gereken soruları sormalıyız.
Aliyev hükümeti ne yapmaya çalışıyor? Laiklik adı altında getirilen bu yasakların alt metninde neler yatıyor? Bu durum bölgede ne gibi sonuçlar doğurur? Azerbaycan’ın İsrail ve İran’la ilişkileri ve bölgesel güç dengeleriyle nasıl ilişkilendirilebilir? Bu gelişmeler Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini, Türkiye’nin bölgesel çıkarlarını ve Türk dünyasındaki birlik anlayışını nasıl etkiler?
Meseleye ilk olarak, “İki devlet, bir millet” anlayışı çerçevesinde şekillenen Türkiye ve Azerbaycan arasındaki doğal bağı göz önünde bulundurarak yaklaşmak gerekiyor.
Ortak dil, kültürel miras ve toplumsal değerlerle iki ülke birbirlerine güçlü köklerle bağlı. Öyle ki bu bağ, politik koşulların ve siyasi figürlerin ötesinde, daha derin kardeşlik bağlarına dayanıyor.
Kafkasya’ya açılan kapı konumundaki Azerbaycan, diğer taraftan Türkiye için yalnızca bir komşu değil; enerji hatları, ulaştırma koridorları ve bölgesel güvenlik açısından da güçlü bir ortak.
Yani Türkiye ve Azerbaycan, tarihi kardeşlik bağları ve ortak kültürel mirasının yanı sıra hem stratejik bir ortaklığa sahip hem de jeopolitik konumu bu ortaklığı daha önemli hale getiriyor. Tüm bunları ele aldığımızda aslında bu iki devletin puzzle parçası gibi bir bütün oluşturmasını her devletin aradığı çok büyük bir güç bağı olarak nitelendirebiliriz.
Bu denli güçlü bağlarla birbirine bağlı ve birlikte hareket ettiklerinde bölgesel ölçekte büyük bir güç oluşturabilecek iki ülke... Bu nedenle, böylesine stratejik bir ülkenin rakip güçlerin nüfuz alanına çekilmeye çalışılması ve komşularıyla kurduğu bağların zayıflatılmasının hedeflenmesi şaşırtıcı değil.
Öyleki Azerbaycan’ın çok yakın bir tarihte gerçekleşen Türkiye ortaklı Karabağ zaferini hepimiz hatırlarız. Böylesine güçlü bir bağın toplumun en can alıcı noktasından zayıflatılmaya çalışması çok olağan. Türkiye ile hem din hem kültür hem dil ortaklığı bulunan Azerbaycan’ın jeopolitik, bölgesel güvenlik ve enerji hatlarıyla güç olarak tam bir bütün oluşturması diğer ülkeler açısından hem tedirgin edici hem de bölgesel gücün kimin eline geçeceğini pek tabi gösteriyor.
Bugün Türkiye açısından Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ne ise Azerbaycan’da öyle bir konumda yer alıyor. Hem de daha güçlü bir ortaklıkla…
Bölgesel cepheleşme ve değişen ittifaklar…
Ortadoğu, Akdeniz ve Kafkasya, aynı anda birden fazla güç mücadelesinin yürütüldüğü bölgeler. İran’ın nüfuz alanı, İsrail’in güvenlik politikaları, Körfez ülkelerinin yeni ittifak arayışları, Türkiye’nin bölgesel konumu ve Azerbaycan’ın stratejik tercihleri birbirinden bağımsız değil.
Peki tüm bunları ele aldığımızda bu gelişmenin bölgesel güç mücadelesiyle bağlantılı olması veya belirli bir gücün doğrudan yönlendirmesiyle gerçekleştiğini düşündürmez mi?
Son dönemde gündeme gelen bölgesel ittifak arayışları, İran ile İsrail arasındaki gerilim ve Körfez ülkelerinin güvenlik kaygıları, bölgedeki dengelerin ne kadar hızlı değişebildiğini gösteriyor. Bu nedenle Azerbaycan’daki iç siyasi gelişmelerin bölgesel sonuçları olabileceğini düşünmek bütünüyle temelsiz değildir. Bugün atılan adımların Azerbaycan’ın gelecekte hangi bölgesel aktörle yakınlaşacağının belirleyicisi olabilir.
Peki tam da bu yüzden Azerbaycan’daki başörtüsü tartışmasının belirli bölgesel aktörler tarafından Azerbaycan’ın geleceğini şimdiden kendi amaçları uğruna kullanmak istemeleri olarak ileri sürülebilir mi?
Bu sorunun cevabını aramak, komplo iddialarını peşinen kabul etmeyi gerektirmez. Aksine, iddiaları kanıtlardan ayırmayı ve siyasi sonuçları dikkatle değerlendirmeyi gerektirir.
Yine de şu soruyu sormak gerekir: Bölgesel cephelerin yeniden şekillendiği bir dönemde, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki toplumsal ve kültürel bağların zayıflaması kimin işine yarar?
Tam bu noktada Aliyev yönetiminin siyasi tercihlerini anlamak açısından İsrail ile geliştirdiği ilişkilere de dikkat çekmek gerekir.
Azerbaycan’ın İsrail’le savunma sanayisinden silah tedariğine, istihbarattan petrol ticaretine kadar stratejik ortaklıkları bulunuyor.
İsrail açısından Azerbaycan, yalnızca bir ticaret ortağı değil, İran’ın kuzeyinde bölgesel etkisini artırabildiği önemli bir ortak. Azerbaycan açısından da İsrail, hem önemli silah tedarikçilerinden biri hem de İran ile olan gerilimlerde bir destek.
Böyle bir tabloda İsrail’in Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bütünleşmenin güçlenmesini istememesi ve Azerbaycan’ı kendi tarafında konumlandırmaya çalışması, içeriden etki oluşturacak stratejiler geliştirmesini pek tabi olağanlaştırıyor.
Diğer taraftan Türkiye’nin, hükümetlerden ibaret olmayan, tarihi, kültürel ve dini bağlarla zaten güçlü olan Azerbaycan ilişkisini korumak ve bu güçlü bağı değerlendirmek istemesi de oldukça doğal.
Azerbaycan’ın varlığı, yönetim ve siyasi dengelerden çok daha üst bir seviyede yer alıyor. Türkiye ve İsrail açısından kolayca gözden çıkarılabilecek bir ülke değil. Hükümetin ve ülke içindeki siyasi dengelerin bu güç dengesinden etkilenmesi şaşırtıcı değil.
Asıl mesele, Azerbaycan’ın tüm bu ilişkiler arasında nasıl bir denge kuracağı ve diğer ülkelerin bölgede nasıl bir strateji geliştireceğinden ziyade bu dengeyi içeride kimin, nasıl ve hangi çıkarlar doğrultusunda şekillendireceği.
Bugün alınan başörtüsü kararının kimin çıkarına hizmet ettiği ve hangi siyasi sonuçları doğurabileceğini tartışmak önemli. Ancak kesin olarak söylenebilecek bir şey var ki; Aliyev’in Azerbaycan’da nasıl bir gelecek inşa etmeye çalıştığı mevzusu aslında nasıl bir bölgesel konumda yer alacağıyla aynı düzlem üzerine çıkıyor.
Sonuç olarak Aliyev, ya Türkiye ve Türkistan bağlantısıyla kendi dini, kültürü ve idealleriyle devam edecek ya da Fars etkisinden uzaklaşmak ve milli kimliğini korumak iddiasıyla başörtüsü yasağı getirirken İsrail ile yol alarak Azerbaycan’ı kendi kimliğinden uzaklaştıracak. Ve belki de en büyük çelişki burada ortaya çıkacak.
Peki tam bu noktada Azerbaycan buna nasıl karşılık verecek?
Ne olacağını pek tabi zaman gösterecek. Ancak bugüne baktığımızda Azerbaycan’da tüm yaşananları şairin şu sözüyle noktalayabiliriz:
“Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya”
Sena YIldız/TİMETÜRK