$

Dolar

47,7076

Euro

55,1823

£

Sterlin

64,4215

Frank

59,0506

Gram Altın

6.643,6400

Bitcoin

3.099.923

$

Dolar

47,7076

Euro

55,1823

£

Sterlin

64,4215

Frank

59,0506

Gram Altın

6.643,6400

Bitcoin

3.099.923

Makale 07.08.2026 4 dk okuma

Gazzeli bir çocuk

Paylaş:

“Yemin ederim korkuyorum, nefes bile alamıyorum.”

Bu sözler, Gazzeli bir çocuğa ait.

Gözlerindeki yorgunluk ve dudaklarından dökülen her bir kelime, içinde büyüyen derin bir küskünlüğün yansıması gibi.

Artık birilerinden medet ummaktan ziyade içindeki o büyük yılgınlığın isyanıyla sesleniyor.

“Yemin ederim korkuyorum.”

Sanki kendisinin de bir insan, bir çocuk, bir yaşam olduğunu haykırıyor gibi…

Belki de bu cümlede en acı olan şey korkunun kendisi değil; bir çocuğun, kendisinin de korkabileceğini dünyaya haykırmak zorunda kalması.Çünkü onun da korkmaya hakkı var. Ağlamaya, gülmeye, oyun oynamaya, hayal kurmaya... Sabah uyandığında okula gitmeyi, arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi, geleceğe dair umut beslemeyi istemek en doğal hakkı. Dünyadaki her çocuk gibi…

Fakat Gazze’de çocuk olmak, çoğu zaman çocukluğu yaşayabilmek anlamına gelmiyor. Gazze’deki bir çocuk için hayat; bombalar, siren sesleri, enkazlar, kayıplar ve her an gelebilecek ölüm korkusuyla örülü bir mücadele.

Bir çocuğun hafızasında oyuncaklardan çok yıkılan evler, kaybettiği yakınları ve açlığın izleri mevcut.

Bizler ise kilometrelerce uzakta, günlük hayatın telaşı içinde yaşamımıza devam ediyoruz. İşe gidiyor, sofralar kuruyor, planlar yapıyor, çocuklarımızı okula gönderiyoruz. Gazze’den gelen görüntüler ise çoğu zaman birkaç saniyeliğine ekranımıza düşüyor, ardından yeni bir gündemle yer değiştiriyor.

Belki de en büyük tehlike tam da burada başlıyor. Acının sürekli tekrar etmesi, vicdanlarımızı köreltmeye başlıyor. Öyle ki, Gazze’de yıkılan bir bina, hayatını kaybeden bir çocuk ya da enkaz altında kalan bir aile, zamanla sıradan bir haber başlığına dönüşebiliyor. Oysa burada bir çocuğun yere düşmesi bile içimizi acıtırken, orada binlerce çocuğun yaşam mücadelesi vermesine alışmış gibi davranıyoruz.

“Yemin ederim korkuyorum”

İşte bu sözlerle tam da bunu anlatıyor o küçük. Kendisinin de korkuları olduğunu bize göstermek istiyor. Belki de en çok şunu duyurmaya çalışıyor: “Ben de sizin çocuklarınız gibiyim.”

“Ben de geceleri karanlıktan korkuyorum, ben de yalnızlıktan korkuyorum, kimsesiz olmaktan, anne babasız kalmaktan ve sevdiklerimi kaybetmekten korkuyorum. Geceleri ani seslerden, kötü rüyalardan ve bir sonraki anımın ne olacağını bilmemekten korkuyorum”

Ama sanki bu sözlerinin hiçbir yere ulaşmayacağını bilircesine her şeyi içine gömüyor. Bu kabulleniş ve umutsuzlukla geriye son olarak bir cümle çıkıyor ağzından:

“Yemin ederim gitmek istiyorum.”

Dünyanın sessizliğine olan sitemiyle sadece gitmek istediğini söylüyor. Nereye gidiyor? Kime sığınacak belki de bilmiyor. Sadece -kısa ama anlamı binlerce hayatın yaşadığı trajediyi anlatacak kadar derin- şu iki mesajı veriyor bizlere:

“Yemin ederim korkuyorum ve yemin ediyorum gitmek istiyorum.”

Peki bir insanın hele ki bir çocuğun kendi yurdunda yaşayamayacak hale gelmesi, sadece bu toprakların değil, bütün insanlığın kaybı değil midir?

Bir çocuğun, “Ben de insanım!” diye haykırmak zorunda kaldığı bir dünyada, artık şu soruyu vicdanlarımıza sorma vakti!

Tüm bu vahşetin ortasında bize düşen ne?

Belki de artık cevap aramamız gereken yer tam da burasıdır.

Sena Yıldız/TİMETÜRK

Etiketler:
Sena Yıldız
Sena Yıldız

Köşe Yazarı

Sena Yıldız - Diğer Yazıları