Bir zamanlar dünyanın farklı bölgelerindeki Yahudileri Filistin topraklarına toplamak için yasa çıkaran İsrail, bugün geldiği noktada kayıp mı yaşıyor?
İsrail Filistin’i terk eden ve terk etmeye hazırlanan yeni bir Yahudi göçüyle karşı karşıya.
Peki İsrailliler nereye kaçıyor? Yeni göç dalgasının adresi neresi?
ABD mi? İngiltere mi? Yunanistan mı?
Aslında tüm bu noktada asıl sorulması gereken soru İsrail’i destekleyen hangi topluluk onları kabul etmeye tam olarak gönüllü? Dünya üzerinde hangi devlet gerçek anlamda bir Yahudiye kapılarını açıyor?
Çünkü İsrail’in kurulmasında en büyük rolü olan İngiltere bile kendi topraklarına yerleşmiş bir Yahudi akımına karşı duruyor.
Kimse onları kabul etmiyor. Peki nereye gidiyorlar?
Yahudilerin önemli bir bölümü başta Yahudi diasporasının bulunması ve uyum süreci nedeniyle Kanada ve ABD gibi ülkelere yöneliyor. Bu, sadece İsrail için büyük bir kayıp olarak görünse de aslında göçün yaşandığı ülkeler açısından da pek sağlıklı bir durum teşkil etmiyor.
Burada dikkat çekilmesi gereken İsrail’in yıllardır Yahudileştirmeye çalıştığı Filistin topraklarında yaşadığı göç trajedisi değil. Çünkü İsrail’in Yahudileri ülkeye çekmeye yönelik politikalar yürütürken bugün kendi vatandaşlarının bir bölümünü neden kaybettiği apaçık ortada.
Bu meselenin asıl boyutu, dünya üzerinde istenmeyen bu topluluğun bazı ülkeler tarafından her ne kadar destekleniyormuş gibi görünsede aslında düpedüz istenmediğidir. Bugün İsrail’e destek veren tüm ülkeler aslında bir nevi Yahudi toplumunu çok sevdiği ve sahiplendiği için değil ‘Benden uzakta ne yapıyorsan yap’ mantığıyla ilişkilidir.
Zaten geçmişi çocuk kaçırma skandallarıyla dolu bir topluluğu kendi topraklarında sahipleniyor olmak başlı başına bir trajedi olurdu.
Çok yakın bir tarihte ortaya çıkan New York’taki Yahudi tünellerini hepimiz hatırlarız. Çocuk kaçakçılığı, insan ticareti ve gizli suç faaliyetleriyle ilgili çeşitli haberler yapılmıştı.
O dönem bir çok spekülasyona neden olan bu olayın ardından Yahudilerle bağlantısı bulunan Epstein skandalı patlak verdi. Çocuk kaçırma, insan ticareti, zorla hamile bırakma ve tecavüz gibi suçları bulunan
Jeffrey Epstein'in, Mossad bağlantılarına ilişkin raporlar yayımlandı. FBI’a bilgi veren gizli bir muhbirin Epstein’in eski İsrail Başbakanı Ehud Barak tarafından “casus olarak eğitildiği” ve Mossad’a kazandırılmış bir ajan olduğunu skandalı da ortaya çıktı.
Epstein’in İsrail bağlantılarının belgelerle ortaya konduğu, ancak o dönem ABD ve İngiliz medyasının bunu gizlediği bir çok gazeteci tarafından ortaya atıldı.
Bunlar çok yakın tarihimizde gelişen ve ortaya çıkmış olaylar silsilesi…
Ancak tarihsel kaynaklara baktığımızda benzer olayların çok daha eski dönemlerde de karşımıza çıktığını görüyoruz.
Bunlardan en bilineni Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’ndeki Trabzon’u anlattığı o kısım… O dönem Trabzon’da hiç Yahudi bulunmadığını ve bunun sebebini sorduğunda iki küçük çocuğun kaçırılmasının ardından Trabzonluların yahudileri bölgeden attığı ile ilgilidir. Yahudilerin Trabzon’da Sultan Selim Han’a kadar var olduğu ve o dönemden sonra bölgede bulunmadığı yönündeki bilginin arşiv kayıtlarıyla da büyük ölçüde örtüştüğü belirtilmiştir.
İspanya, Fransa, İngiltere ve Avusturya gibi bir çok ülkenin tarihine baktığımızda da aynı durumu görürüz. Yahudiler, bulundukları ülkelerin ekonomilerini kontrol etmeye çalışmış ve devlete ihanet ve çocuk kaçırma vakaları nedeniyle bu topraklardan çıkarıldı.
İngiltere’nin Yahudileri tam anlamıyla bir bela olarak tanımladığını da söyleyebiliriz. 11. yüzyılda adaya getirilen ve 12. yüzyılın sonlarında tefecilikle ülke ekonomisine kadar müdahale eden Yahudiler sınır dışı edilmekle kalmamış neredeyse 300 yıl boyunca ülkeye girmeleri yasaklanmıştı.
Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu topluluğun tarih boyunca istenmediğini, dünya üzerinde herhangi bir yerde var olamadığını, bir çok toplum tarafından kabul görmediğini ve artık misafir olarak dahi kabul edilmediğini ve bunun altında yüzyıllardır süregelen -insan kavramına olan düşmanlık- olduğunu görürüz.
Başkasının toprağı üzerinde bu kadar hak iddia eden bu topluluğun bugün yaşanan göçü aslında yalnızca bir yer değiştirme meselesi değil ait olma meselesidir.
Dünyanın neresine giderseniz gidin kural basittir: “Aidiyet, iddiayla değil; tarih, bağ ve birlikte yaşamaya iradesiyle oluşur“
Sena Yıldız/TİMETÜRK