$

Dolar

49,3979

€

Euro

55,6494

£

Sterlin

65,3956

₣

Frank

59,5299

₺

Gram Altın

6.644,7800

₿

Bitcoin

4.119.235

$

Dolar

49,3979

€

Euro

55,6494

£

Sterlin

65,3956

₣

Frank

59,5299

₺

Gram Altın

6.644,7800

₿

Bitcoin

4.119.235

Makale 12.10.2026 8 dk okuma

Azerbaycan’da 28 Şubat ruhu

Paylaş:

Bir ülkede din ve devlet arasındaki ilişki, yalnızca anayasal düzenlemelerle değil, devletin vatandaşlarının inançlarına nasıl yaklaştığıyla ölçülür. Türkiye’nin yakın tarihinde derin izler bırakan 28 Şubat sürecini hatırlatan gelişmelerin Azerbaycan’da yaşandığına ilişkin görüntüler, bu nedenle sıradan bir siyasi tartışmanın çok ötesinde anlam taşıyor.

Din ve devlet arasındaki ilişkinin nasıl düzenlenmesi gerektiği, insanlık tarihinin en köklü tartışmalarından biridir. Batı dünyasında yüzyıllar boyunca krallar ile papalar arasında süren iktidar mücadelesi, dinî ve dünyevi otoritenin birbirinden ayrılmasıyla sonuçlanan uzun bir tarihsel süreci beraberinde getirmiştir. Ancak bu ayrışma, her zaman inanç özgürlüğünün güvence altına alınması anlamına gelmemiştir.

Fransız İhtilali sonrasında güç kazanan sekülerleşme süreci, bazı dönemlerde dinin kamusal alandaki etkisini sınırlandırmanın ötesine geçmiş, devletin dinî hayata müdahalesine de zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla laiklik tartışmalarını yalnızca din ile devletin birbirinden ayrılması üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Asıl mesele, devletin vatandaşlarının inançları karşısında nasıl bir tutum benimsediğidir.

Türkiye’nin Din ve Devlet Tecrübesi

Türk siyasi geleneğinde din ile devlet arasındaki ilişki, Batı’daki tarihsel tecrübeden farklı bir seyir izlemiştir. “Din ü devlet” anlayışı, din ile devleti birbirine rakip iki ayrı otorite olarak görmek yerine, bunların birlikteliğini ve birbirini tamamlayıcılığını esas alan bir yaklaşımı ifade etmiştir.

Cumhuriyet döneminde ise laiklik ilkesi benimsenmesine rağmen din ve devlet arasındaki ilişkinin bütünüyle birbirinden ayrıldığı söylenemez. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulmasıyla dinî hizmetler devletin kurumsal yapısı içerisinde örgütlenmiş, dinin kamusal hayattaki yeri de büyük ölçüde devletin belirlediği sınırlar çerçevesinde şekillenmiştir.

Bu durumun en tartışmalı sonuçlarından biri, devletin din karşısında tarafsız kalması gerektiği yönündeki ilkenin uygulamada her zaman aynı biçimde karşılık bulmamasıdır.

Türkiye’nin yakın tarihi, bu meselenin toplumsal huzur bakımından ne kadar önemli olduğunu gösteren örneklerle doludur. Bunların en çarpıcılarından biri de hiç şüphesiz 28 Şubat sürecidir.

28 Şubat: Hafızalardan Silinmeyen Bir Dönem

28 Şubat süreci, Türkiye’de devletin dinî kimlikleri ve özellikle başörtülü kadınları hedef alan uygulamalarıyla hafızalara kazındı. Başörtüsü yasağı nedeniyle öğrenciler eğitim haklarından mahrum bırakıldı; kamu kurumlarında çalışan kadınlar da benzer baskılarla karşı karşıya kaldı.

Mesele, yalnızca kıyafet tercihinden ibaret değildi. İnsanların inançları doğrultusunda yaşama, eğitim alma ve çalışma haklarının hangi ölçüde korunacağı tartışılıyordu.

Bir toplumda vatandaşların inançları nedeniyle eğitimden veya çalışma hayatından dışlanması, yalnızca bireysel mağduriyetler doğurmaz. Aynı zamanda devlet ile toplum arasındaki güven ilişkisini de zedeler.

“Bin yıl sürecek” denilen 28 Şubat düzeninin zaman içerisinde gerilemesi, bu baskı döneminin sona ermesi yönünde önemli bir değişim olarak görüldü. Ancak geride bıraktığı toplumsal hafıza hâlâ canlılığını koruyor.

Türkiye’de bugün bu dönemin yeniden hatırlanmasının temel nedenlerinden biri de budur: İnsanlar, geçmişte yaşanan mağduriyetlerin başka ülkelerde, özellikle de kardeş olarak gördükleri toplumlarda tekrarlanması ihtimaline kayıtsız kalmak istemiyor.

Azerbaycan’da Yaşananlar Neden Türkiye’yi İlgilendiriyor?

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişki, sıradan iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerden ibaret değildir. “Tek millet, iki devlet” sözü, iki toplum arasındaki tarihsel, kültürel ve siyasi yakınlığın en güçlü ifadelerinden biridir.

Azerbaycan, uzun yıllar Sovyet yönetiminin hâkimiyeti altında yaşamış, bu süreçte dinî hayatın toplumsal görünürlüğü önemli ölçüde değişmiştir. Bağımsızlık sonrasında ise kendi siyasi ve toplumsal düzenini inşa etme sürecine girmiştir.

Bu tarihsel tecrübe, Azerbaycan’ın din ve devlet ilişkilerinin Türkiye’den farklı dinamiklere sahip olduğunu anlamak bakımından önemlidir. Ancak tarihsel farklılıklar, din ve vicdan özgürlüğü konusundaki temel ilkeleri önemsiz hâle getirmez.

Azerbaycan’da dinî hayatı, dindar kesimlerin kamusal alandaki konumunu veya dinî faaliyetlere yönelik devlet uygulamalarını ilgilendiren gelişmeler gündeme geldiğinde Türkiye’de tepki gösterilmesinin bir nedeni de 28 Şubat hafızasıdır.

Elbette her ülkenin kendi hukuk düzeni ve iç meseleleri vardır. Fakat bu gerçek, bir ülkede yaşanan hak ihlallerine yönelik eleştirilerin bütünüyle susturulmasını gerektirmez. Devletlerin egemenliğine saygı göstermek ile temel hak ve özgürlükleri savunmak birbirine zıt tutumlar değildir.

Kardeşlik, Eleştiriyi de Gerektirir

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin güçlü olması, Azerbaycan yönetiminin her uygulamasının eleştiriden muaf tutulması anlamına gelmemelidir.

Gerçek dostluk, yalnızca ortak çıkarlar doğrultusunda hareket etmekten ibaret değildir. Gerektiğinde yanlış görülen uygulamaları açıkça dile getirebilmek de dostluğun bir parçasıdır.

Bu noktada İlham Aliyev yönetimine yöneltilen eleştirilerin temelinde, Azerbaycan’da dinî özgürlükler ve devletin dinî hayata müdahalesi konusunda ortaya çıkan kaygılar bulunmaktadır. Bu kaygıların somut uygulamalar üzerinden tartışılması, hem daha sağlıklı bir değerlendirme yapılmasını hem de iki ülke arasındaki ilişkilerin daha sağlam bir zeminde sürdürülmesini sağlayacaktır.

Türkiye’de vatandaşların Azerbaycan’daki gelişmeler hakkında görüşlerini açıklamasının, sırf bu görüşler eleştirel olduğu için diplomatik ilişkileri zedeleyen bir davranış olarak görülmesi doğru değildir. Demokratik bir toplumda insanlar, başka ülkelerdeki gelişmeler hakkında da düşüncelerini ifade edebilmelidir.

Türkiye’nin Azerbaycan ile ilişkilerinde hassas davranması anlaşılabilir bir tutumdur. Ancak diplomatik hassasiyet, temel hak ve özgürlükler konusundaki eleştirilerin bütünüyle geri plana itilmesi sonucunu doğurmamalıdır.

Asıl Sınav: Devletin İnanç Karşısındaki Tutumu

Bir devletin demokratik niteliği, yalnızca seçimlerin yapılmasıyla ölçülmez. Vatandaşlarının inançlarına, düşüncelerine ve yaşam tercihlerine ne ölçüde saygı gösterdiği de bu niteliğin önemli bir göstergesidir.

Devletin görevi, vatandaşlarını belirli bir inanç anlayışına zorlamak veya dinî kimlikleri nedeniyle onları kamusal hayatın dışına itmek değildir. Esas olan, hukuk çerçevesinde herkesin temel haklarını korumak ve farklı inanç gruplarına karşı adil davranmaktır.

Türkiye’nin 28 Şubat tecrübesi, devletin ideolojik tercihlerinin toplumsal hayata baskı biçiminde yansımasının ne tür sonuçlar doğurabileceğini gösterdi. Bu nedenle aynı tartışmalar başka ülkelerde gündeme geldiğinde geçmişten ders çıkarmak gerekir.

Azerbaycan yönetimine yönelik eleştiriler de kişisel veya siyasi husumetler üzerinden değil, somut uygulamalar ve evrensel haklar temelinde değerlendirilmelidir. Aynı şekilde Türkiye’deki tartışmaların da bilgiye, kanıta ve tutarlı ilkelere dayanması gerekir.

Çünkü özgürlükleri yalnızca kendimiz için savunmak, gerçek bir özgürlük anlayışı değildir.

Sayın Aliyev, Tarih Aynı Hataları Tekrar Etmemeyi Öğretir

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik ilişkisi değerlidir. Bu ilişkinin korunması ve güçlendirilmesi her iki ülkenin de yararınadır. Ancak güçlü ilişkiler, sorunların görmezden gelinmesiyle değil, karşılıklı saygı ve samimi bir diyalogla sürdürülebilir.

Azerbaycan’da dinî özgürlükler konusunda ortaya çıkan kaygılar, Türkiye’deki 28 Şubat tecrübesini hatırlatan yönleriyle dikkatle ele alınmalıdır. Bu kaygılara verilecek en doğru cevap, eleştirileri susturmak değil, iddiaları açıklığa kavuşturmak ve temel hakların güvence altında olduğunu göstermektir.

Sayın Aliyev, hiçbir siyasi iktidar sonsuza kadar sürmez. Ancak iktidarların geride bıraktığı uygulamalar, toplumların hafızasında uzun yıllar yaşamaya devam eder.

Devlet gücü geçicidir; adalet ve özgürlük arayışı ise kalıcıdır.

Azerbaycan’ın gerçek gücü, eleştirileri susturabilmesinde değil, vatandaşlarının haklarını koruyabilmesinde yatmaktadır. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğin geleceği de ortak tarih kadar ortak değerlere, karşılıklı saygıya ve özgürlüklere gösterilen hassasiyete bağlıdır.

Tarih, aynı hataları tekrar etmemek için vardır. Önemli olan, o tarihten gerekli dersleri çıkarabilmektir.

Prof. Dr. Abdulvahap Akıncı/TİMETÜRK

Etiketler: