$

Dolar

49,2070

€

Euro

55,4889

£

Sterlin

65,3493

₣

Frank

59,1511

₺

Gram Altın

6.585,5800

₿

Bitcoin

4.208.852

$

Dolar

49,2070

€

Euro

55,4889

£

Sterlin

65,3493

₣

Frank

59,1511

₺

Gram Altın

6.585,5800

₿

Bitcoin

4.208.852

Makale 07.10.2026 9 dk okuma

Ateş olmayan yerden duman çıkıyorsa

Paylaş:

Siyaset; dışarıdan baktığınızda kolay olduğu zannedilse de oldukça zor bir meslektir. Vaktiniz – nakdiniz fazlaysa ve yeri geldiğinde itibarınızı da kaybetmeyi göze almışsanız işte o zaman bu “alan” a girer, ya alın teri ya da gözyaşı dökersiniz.

Siyaset alanında akçeli işler /girift ilişkiler ve iş /ihale takipçiliği içerisinde olmadığınız ve bu tür çamurlu işlerle uğraşmadığınız sürece hiçbir leke size bulaşmaz, atılan çamurlar da üzerinize yapışmaz. Masum olduğunuz halde sizinle uğraşanlar, itibarınızı yerle yeksan etmeye çalışanlar da çamurlu elleriyle baş başa kalırlar.

Siyaset dışı alanlara kayar, esas meşguliyet alanınızın dışına çıkar ve bunların kıyısından köşesinden dönmeye çalışırsanız - ne kadar dikkat ederseniz edin, “yakalanmam!” diye düşünürseniz düşünün - çamur da bir şekilde paçalarınıza bulaşır. Çünkü uğraş verdiğiniz alan, her an tedbirli – temkinli olmanızı ve tetikte beklemenizi gerektiren bir alandır. Bir de bu alanda sürekli göz önünde bulunuyorsanız daha da dikkatli olmanız lazım.

Ülke siyasetimizin kalite ve seviyesi; taahhüt ve vaatlerin tutulması ve sözlerin yerine getirilip getirilmemesine göre değil sürekli olarak demokrasi sınavının sonuçlarıyla ilişkilendirilmiş, sandıklardan çıkan oylara göre karşınıza sizden olmayan – sizin gibi düşünmeyen unsurlar çıkmış ya da çıkartılmıştır.

Sandıklardan çıkan oylarla sizi yenemeyenler; başta hukuksuzluk olmak üzere her türlü yola tenezzül etmiş, anti demokratik usullerle sizleri yenmeye çalışmışlardır. Bu vesayet grupları yeri geldiğinde darbe – ihtilal – balans ayarı – muhtıralarla sivil iradeye gem vurmaya – dizginlemeye çalışmış, yeri geldiğinde de farklı iç karışıklıklar çıkartarak – ellerindeki aparatları kullanarak iktidarları sindirmeye, erken seçime zorlamaya ya da koalisyonları ayırmaya çalışmışlardır. Bunların sayısız örnekleri demokrasi tarihimizin bir kenarında “kayıtlı” olarak durmakla beraber aynı zamanda da bir “leke” olarak da kaydedilmiştir. Demokrasimizin lekelerle dolu tarihini bilmeyip sadece yakın tarihe şahit olanları dinlemek ve tecrübelerinden faydalanmak istiyorsanız 1991 – 2002 yılları arasındaki koalisyonlu /kaybedilen yıllara bakabilirsiniz.

1983 – 1991 ANAP’lı yıllardan sonraki parçalı – koalisyonlu iktidarlardan bunalan milletimiz, yeni bir nefes / yeni bir sese ihtiyaç duymuş ve 03 Kasım 2002 seçimleriyle birlikte AK Parti’ye iktidar olma ve bunu sürdürme yolunu açmıştı. Bu süreç, bu günlere kadar bir şekilde gelmiş / getirilmiş olsa da aslında filmi geriye doğru sardığımızda karşımıza demokrasi adına pek de hoş sahnelerin çıkmadığını göreceğiz.

Bu sürece baktığımız zaman;

1998 yılında “Siyasî yasaklı” haline getirilip “Muhtar bile olamaz!” denilen ERDOĞAN’a karşı takınılan tavır, gazetelere atılan manşetler, farklı odaklar sayesinde oluşturulan şer odakları, açılan cephe ve bunlar tutmayınca tarihe 367 krizi olarak kaydedilen ve devamında da “27 Nisan Bildirisi” olarak geçen 27 Nisan 2007 tarihli “E – Muhtıra” yla gözdağı verilmek istenmişti,

14 Mart 2008 tarihinde AK Parti’ye karşı açılan “kapatma davası” (AK Parti’yi kapatmayı kafaya takan Anayasa Mahkemesi kendinden beklenmeyen bir eforla o kadar hızlı (!) çalıştı ki 3 buçuk ay gibi kısa bir sürede AK partiyi kapatmayı başaramamış ancak Hazine yardımlarını kesmekle yetinmişti),

2008 yılında başta ABD olmak üzere Avrupa’nın birçok ülkesinde “Mortgage Krizi” nin patlak vermesiyle birlikte bunların olumsuz etkilerinin ülkemize yansıması ve iktidarın başlattığı toplu konut hamlesinin sekteye uğratılması (TOKİ’nin ciddi manada eleştirilmesi ve iktidarın sahip çıktığı büyük çaplı müteahhitlerden dolayı “yap – sat” işiyle uğraşan diğer müteahhitlerin iktidara cephe alması),

2009 yılından başlatılan ve PKK terörünün bitirilmesine doğru gidilen yolda kat edilen aşama ve görüşmelerin deşifre edilmesi (Norveç – Oslo’daki görüşmelerin sızıdırlması), “demokratik açılım” – “çözüm süreci” nin sekteye uğratılması, akabinde başlayan Hendek Olayları’nın pik yapması ve 6 – 8 Ekim 2014 tarihlerinde Ayn el – Arap (Kobani)’deki olayların patlak vermesi, 

28 Mayıs – 15 Haziran 2013 tarihleri arasında İstanbul – Taksim Gezi Parkı’nda meydana gelen olayların sebebinin aslında üç beş ağaç olmadığı ve “istemezük” odakları ile arka plandaki cemaatle irtibatlı /iltisaklı bürokratların (bilhassa emniyet mensupları ile adlî makamlardaki kişilerin) bu olaylara göz yumduklarının anlaşılması ve bunun neticesinde de ülkemizde iş yapan / faaliyet gösteren birçok markayla birlikte yabancı sermayenin ülkemizden gitmesi (gezi olaylarında ekranlardan olan ünlülerin arkalarına bakmadan ülkemizden kaçmalarını bilmeyeniniz var mı), 

17 – 25 Aralık 2013 tarihlerinde “Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu” adıyla tertiplenen olayların aslında “cemaat – siyaset çatışması” ndan başka bir şey olmadığının ortaya çıkması,

15 Temmuz 2016 hain darbe girişimi (AK Parti’yle sürekli olarak bir “çatışma” nın içerisine giren ve öncesinde cemaat – Hizmet Hareketi olarak adlandırılan ve sonrasında “F Tipi Yapılanma” – “FETÖ/ PDY” ye (Fethullahçı Terör Örgütü – Paralel Devlet Yapılanması) dönen grupların yaptıkları hamleler tutmayınca son çare (!) olarak devletin ordusuyla millete silah doğrultmuş ve hain gece yaşanılmıştı),

14 Ağustos 2018 tarihinde başlayan ve dünyayı da etkisi altına alan finansal krizin ülkemizi de olumsuz etkilemesi ve bu etkilerin ta günümüze kadar devam etmesi,

2019’un sonu ve 2020 yılının başından itibaren dünyayı etkisi altına alan korona virüs sürecinin yaşanılması ve bununla birlikte patlak veren üretimdeki sıkıntıların ülkemize yansıması,

Bu ve bunlara benzer sorunlarla uğraşmak zorunda kalan AK Parti iktidarı bir taraftan da içeride yapılan seçimleri ve bilhassa İstanbul kalesini kaybetmiş ve üst üste üç seçimde bu kaleyi geri de alamamıştı. Bunun üzerine bir de AK partiden ayrılıp parti kuranların sebep olduğu oy kayıpları düşüşün daha fazla artmasına sebep oldu.

15 Temmuz 2016 hain darbe girişiminden sonra hayata geçirilen ve 2018 yılından beri aktif olarak kullanılan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bir sonucu olarak ortaya çıkan “benzemezler” in oluşturduğu “ittifaklar” aslında gerçek yüzlerini ortaya koymuş, her ne yapılırsa yapılsın bu ülkede halen daha vesayet ve istemezük odaklarından medet umulduğu görülmüştür.  

2023 genel - 2024 yerel seçimleri ve sonrasında AK Parti ile Cumhur İttifakı’nın oy ve kale kayıpları, hırsızlık – yolsuzluk – usulsüzlük – rüşvet – pavyonlarda ve rakı masalarında yapılan pazarlıklar ile rezillikleri görünce “siyaset” in bu olmaması üzerine çok sayıda yazılar yazdık. Bir taraftan siyaset alanındaki çirkefliklerin arınmasından bahsederken diğer bir taraftan da toplumu oluşturan etkili katmanlara yapılan operasyon ve tutuklamalar, uyuşturucu – sanal bahis – kumar ve rezilliklerden tutun da çetelere yapılan baskınlar, suça sürüklenen çocukların işlediği cinayetler, toplumsal yozlaşma – çürümeden sonra EYT ve emeklilere beklenen zamların verilmemesi, asgari ücretin düşüklüğü ve bunlar gibi bir çok sıkıntı / olumsuzluğun bir yerde durması gerekiyordu ama durmadı peşi sıra gelmeye başladı, sanki birileri kendilerinden beklenileni yapıp düğmeye bastı.

Çeyrek asra doğru giden AK Parti iktidarı, kendine karşı girişilen hiçbir operasyondan ders almadı. İbretlik mevzuları unutup sadece bir sonraki seçimi kazanmaya odaklandı ama yukarı çıktıkça kendini oraya çıkartan aşağıdakilerini hep unuttu. Bu unutma ona çok pahalıya mal oldu ve “kırgınlar – kızgınlar – küskünler cephesi” ni karşısına alarak önce 2019 yerel genel seçimlerini ve akabinde de 2023 genel seçimleri ile 2024 yerel seçimlerini kaybetti. Bu sonuçlarla birlikte tehlikeli bir sürece girildi ve bölünme – ayrışma – ötekileştirme – kamplaştırma ve cepheleşmeye seyirci /yabancı kalındı. İşte bundan sonra yaşanılan ve yaşanılacak olanları hesap edemez, oturduğunuz dalı kesmiş olursunuz.

Son zamanlarda yaşanılan fon tartışmasının arka planına baktığınız zaman bu işin suçluları sadece fonu kullanan aç gözlüler veya adına ne derseniz deyin hortumcular değil aynı zamanda da bu işe bulaşan siyasi kimlikler, bu kimliklerin akraba - yakın çevreleri ve bunlara göz yuman / yol – izin veren üst düzey bürokratlardır. Cumhurbaşkanımız Sayın ERDOĞAN’ın “Kimsenin hakkını kimseye yedirmeyiz. O paraları geri getirecekler, herkes bunun hesabını verecek!” demesinin arkasında da bu gerçek yatmaktadır. Sayın ERDOĞAN bu işin peşini bırakmayacak ve bırakmamalıdır. Eğer bu kişiler hak ettikleri cezaları almaz ve yapanın da yanına kâr bırakılırsa işte bundan sonra yapılacak seçimlerde suçu seçmenlere değil bütün bu pisliklere sebebiyet verenlere bulmanız ve gereğini de şimdiden yapmanız lazım. Aksi takdirde “ele verir talkını, kendi yutar salkımı” hadisesi devam ederse sonuç kaçınılmaz bir şekilde hüsran olacaktır.

Bizim dilimiz, kültürümüz çok zengindir. Bu zenginliğe atasözü ve deyimler de oldukça değer katar. Hatta öyle sözler vardır ki yukarıda sıralamaya çalıştığımız olumsuzluklar için bunlar âdeta biçilmiş birer kaftandır. Hani “bayram değil seyran değil eniştem beni neden öptü?” ya da “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” gibi.

Şimdi sıkı durun söyleyelim;

Ateş olmayan bir yerden duman çıkıyorsa o zaman orada bir durum vardır. Birileri düğmeye basıp intikam mı almak istiyor yoksa dumanlı havayı görüp pusuya yatanlar mı var? Bunu zamanla göreceğiz ama o da çok yakındır!..       

Günay Ertan Akgün/TİMETÜRK

Etiketler: