$

Dolar

49,2779

€

Euro

55,3129

£

Sterlin

65,2749

₣

Frank

59,1713

₺

Gram Altın

6.503,2200

₿

Bitcoin

4.092.043

$

Dolar

49,2779

€

Euro

55,3129

£

Sterlin

65,2749

₣

Frank

59,1713

₺

Gram Altın

6.503,2200

₿

Bitcoin

4.092.043

Makale 08.10.2026 4 dk okuma

Artık mazeret değil, feraset zamanı!

Paylaş:

Her krizde dışarıda bir düşman, her başarısızlıkta içeride bir mazeret aramayı bırakalım. 

Devlet aklı, başımıza gelen felaketi kimin yaptığını sonradan açıklamak değil; kimin ne yapabileceğini önceden görüp ona fırsat vermemektir.

Tehlikeyi göremediyseniz basiretsizsiniz; görüp önlem almadıysanız sorumlusunuz.

Çünkü feraset, yangından sonra kundakçı aramak değil, kibrit çakılmadan tedbir almaktır.

Müslüman açısından bunun adı ferasettir.

Hz. Muhammed’e (s.a.v.) nispet edilen rivayette, “Müminin ferasetinden sakının; çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar” buyrulur.

Feraseti burada mistik bir niyet okuma değil, söylem ile sonuç arasındaki mesafeyi görebilme yeteneği olarak düşünelim.

Bir politika “millî” diye sunuluyorsa “Kime ne kazandırdı, kamuya maliyeti ne oldu, ülkenin bağımlılığını azalttı mı artırdı mı?” diye sorabilmektir.

Bir yatırım yapılıyorsa maliyetini, getirisini ve alternatiflerini karşılaştırmaktır.

Bir kamu görevlisi atanıyorsa siyasi veya kişisel yakınlığından önce ehliyetine bakmaktır.

Bir siyasetçinin veya kamu gücüyle ilişkili kişinin servetinde açıklanması gereken olağanüstü bir artış varsa peşinen suçlamak yerine şeffaflık ve hesap verebilirlik istemektir.

Feraset hükmü önceden vermek değil; doğru soruları zamanında sorup cevabı delil, sonuç ve tutarlılık üzerinden değerlendirmektir.

Dede Korkut’a atfedilen “Hain içeriden olunca kapı kilit tutmaz oğul” sözü de önemli bir uyarı taşır; ancak siyasette herkesi kolayca “hain” ilan etmenin kendisi ferasetsizlik olabilir.

İçeriden gelen tehlike her zaman ihanet biçiminde ortaya çıkmaz.

Bazen çıkar çatışmasıdır, bazen yolsuzluk, bazen liyakatsizlik, bazen denetimsizlik, bazen kötü planlama, bazen de öngörü eksikliğidir.

Sonuç ülkeye zarar verdi diye her yanlış kararın arkasında mutlaka kasıt bulunduğunu söyleyemeyiz; fakat “kasıt yoktu” demek de siyasi sorumluluğu ortadan kaldırmaz.

İşte güçlü devlet burada belli olur: Kapıya daha fazla kilit takmakla yetinmez; anahtarın kimde olduğunu, o kişinin hangi yetkiye sahip bulunduğunu ve bu yetkinin nasıl denetlendiğini de sorgular.

Bunun araçları hukuk, liyakat, şeffaf ihale, etkili parlamento denetimi, bağımsız yargı, denetim kurumları ve özgür basındır.

Devlet güvenliği yalnızca sınırda değil; bütçede, ihalede, atamada ve kurumların niteliğinde de başlar.

Türkiye'nin ekonomik ve siyasi sorunlarını da bu gözle değerlendirmek gerekir.

Yüksek enflasyonu yalnızca “dış güçlerle”, ekonomik sıkıntıları yalnızca “küresel şartlarla”, her dış politika sorununu yalnızca “Türkiye'ye karşı kurulan oyunlarla” açıklamak ne kadar eksikse; bütün sorunları tek başına hükümete veya tek bir siyasi aktöre bağlamak da o kadar kolaycıdır.

Küresel enerji fiyatları, savaşlar, salgınlar, sermaye hareketleri ve bölgesel krizler gerçekten ekonomileri etkiler.

Ancak para ve maliye politikası tercihleri, kamu harcamalarının niteliği, kurumlara duyulan güven, hukuki öngörülebilirlik, eğitim ve üretim politikaları da sonuçları belirler.

Siyasi feraset, işimize gelen sebebi seçmek yerine bütün bu etkenlerin ağırlığını dürüstçe tartabilmektir.

Aynı şey millî ve manevi değerler için de geçerlidir: Ekonomi politikası eleştirildiğinde milliyetçilikle, kamu ihalesi sorgulandığında “dava” söylemiyle, liyakat tartışıldığında sadakatle cevap vermek meseleyi çözmez.

Bir kararın millî olup olmadığını sloganı değil, millete çıkardığı bilanço gösterir.

Bu yüzden artık yalnızca “Bize bunu kim yaptı?” diye sormak yerine, “Dışarıdan hangi tehdit geldi, içeride hangi karar bu tehdidin etkisini artırdı veya azalttı, kim hangi kararı hangi gerekçeyle aldı ve sonuç ne oldu?” diye sormalıyız.

Karşı tarafın yakını göreve gelince “torpil”, bizimkininki gelince “güvenilir ekip” diyorsak ferasetten önce tarafgirlik problemimiz var demektir.

Türkiye'nin ihtiyacı; aidiyetini koruyan ama aklını teslim etmeyen, partisini destekleyip gerektiğinde yanlışına itiraz edebilen, dindar olup dinin istismarına karşı çıkabilen, milliyetçi olup hamasetle gerçek millî menfaati ayırabilen vatandaştır.

Feraset, felaket olduktan sonra suçlu bulmak değil; felaket gelmeden ihtimali görüp tedbir almaktır.

Kapıyı dışarıdakine karşı kilitlemek kolaydır.

Asıl mesele, anahtarı içeride kime verdiğinizdir.

Artık mazeret değil, feraset zamanı.

TİMETÜRK Genel Yayın Yönetmeni/Adem Şahin

Etiketler:
Adem Şahin
Adem Şahin

Köşe Yazarı