Anadolu’da sık kullanılan bir söz vardır.
“Davulun sesi uzaktan hoş gelir”
Uzaktan konuşması kolay, tokmağını sallayan, kocaman davulun yükünü boynunda taşıyan sen değilsin.
'ezasını da, cefasını da çeken benim’ anlamı taşır.
Hakikaten öyledir.
Ne davulu görürsün, ne davulcuyu,
Ne de derinin tokmaktan çektiği eziyeti…
Sesini duyarsın sadece. Arınmış ve sade gelir kulağına.
Biraz da; horoz misali dinlersin.
Yumurta mı tavuktan olur, tavuk mu yumurtadan. Kafa yormazsın.
Siyasetin sesi de uzaktan öyle gelir bazen…ama siyasetçiysen kaçışın yok. Saklayamazsın sesini, sözünü…
Kameralar, telefonlar tepende.
Ali Mahir Başar’ın gözlerini pörtlete pörtlete’ damadın ihaları, sihaları mı takip ediyor bizi? lafı gibi teşbih sanatını katlederek; gerçeği saklayamazsın.
Siyaset de öyle; bazen uzun nutuklarla değil, küçük hareketlerle kendini ele verir.
Bir rozet takarak da renginizi belli edersiniz.
Ve neyi temsil ettiğinizi ilan edersiniz.
Özgür Özel’in, Arif Kocabıyık’ı partiye alırken gösterdiği ihtimam da öyle… görünen sadece bir üyelik seremonisi değil; bir tercihin aleni beyanıdır.
Toplumu temsil iddiasındaki bir parti, Arif’i vitrine koyarak ne anlatmak ister acaba?
Bu sorunun makûl, kabul edilir bir cevabı varsa lütfen açıklasın sayın Özel…
Arif’e gösterdiği hassasiyeti kendi içindeki tartışmalarda göremiyoruz.
Özkan Yalım hakkında konuşulanlar ortadayken net bir tavır yok.
Muhittin Böcek ve çevresine dair iddialar gündemdeyken belirgin bir duruş yok.
Hal böyleyken gel sen Arif’i kürsüye taşı ve rozet tak.
Davulun sesi uzak değil artık.
Deklanşöre basma derdinde yok.
Tek bir tıkla davulda karşında davulcu da…
Bu tercih; iktidara geleceğini söyleyen ve üstelik son yerel ve genel seçimlerde seçmenin teveccühüne mazhar olan siyasetçinin asla tercihi olmamalıydı.
Çünkü, bu fotoğraf bir vizyonsuzluğun fotoğrafıdır.
Verilen mesaj şudur:
“Biz yaptık oldu” ama olmadı sayın Özel.
“Şuraya b*kunu koysa oyumu CHP’ye veririm” diyen seçmeni etkilemez ama bu tiplerin dışında seçmenden oy alamazsınız.
Seçmen bunu uzaktan net olarak görüyor.
Çünkü, uzaktaki seçmene bu ses cazırtılı, cuzurtulu, gelmiyor.
Olan biten;
Kulağına, gözüne net düşüyor.
Ve daha önemlisi, not ediyor.
Muhalefetin en büyük açığı söylem, eylem değil maşallah… vuruyor, kırıyor, susuyor, bağırıyor, silkeliyor. “Sen bizim evin önünden bir geçersin” deyip; tehditler savuruyor.
Gel velakin bütün bunlar; ne getirir ne götürür hesabını yapmayı bir türlü akıl edemiyor.
Hülasa;
CHP’nin vizyon sorunu vardır.
Öngörü fakirliği vardır.
Hakaretten 66 gün kodeste yatan Arif’in hapishane günlerini tecrübe sayar.
Ceza ve Tevkif işleri Genel Müdürü bile yapar…
Arif’e rozet takarak,
Arif olana kör bakarak siyaset büyümez…
Siyasetçi ve partisi
Tutarlılıkla büyür…
Güven vererek büyür…
Dürüstlük tercih adresi olur.
Şeffafsa ayakta kalır.
Ve en önemlisi;
iktidar olmayı hedef edenler bilmelidir ki; kararsız seçmen söze değil, itibara, karaktere oy veriyor…
Tabi bize söylemesi kolay…
II. Meşrutiyet döneminin Maarif Nazırı Emrullah Efendi’nin esprisi hâlâ taze…
“Şu mektepler olmasa, maarif ne güzel idare olunurdu.” demiş ya hani!
Özkan Yalım’lar, Muhittin Böcek’ler olmasa ne güzel olurdu CHP’de başkanlık…