Toplumların asıl ahlaki seviyesi, büyük felaketler karşısında takındıkları tavırda değil, bu felaketlerin ardından ortaya çıkan hakikatler karşısındaki samimiyetlerinde ölçülür. 6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen zamanın ardından, bugün kamuoyuna yansıyan son derece vahim iddialar, bizlere sadece finansal bir usulsüzlüğü değil, aynı zamanda kolektif vicdanımızdaki derin bir çifte standardı ve organize sessizliği gösteriyor. Ahbap Derneği ve başkanı hakkında ortaya atılan yüz milyonlarca liralık yasal bahis, devasa kumar kayıpları ve depremzedeler için toplanan bağışların şahsi hesaplara aktarıldığı yönündeki iddialar, adaletin önünde duran sarsıcı birer vesikadır. Ancak bu iddiaların kendisi kadar vahim olan bir diğer husus; bu büyük rezaletin manşet manşet konuşulmaması, adeta görünmez bir el tarafından sessizlikle geçiştirilmeye çalışılmasıdır.
Şayet bu devasa usulsüzlük iddiaları, muhafazakar ya da dindar kimliğiyle bilinen bir sivil toplum kuruluşu tarafından gerçekleştirilmiş olsaydı, bugün sokaklar pankartlarla, protestolarla çoktan çalkalanmış olurdu. Deprem sabahı daha gün ağarmadan sahaya inip mis gibi sıcak çorba dağıtan inançlı gönüllülere laf edenler, çadırlarda acılı çocuklara ilahi söyletildi diye seküler duyarlılık maskesi altında nefret kusan o güruh, bugün yüz milyonlarca liralık deprem bağışının kumar masalarında eritildiği iddiaları karşısında derin bir sessizliğe gömülmüştür. Bu ülkede ne zaman büyük bir soygun yapılsa, arkasına sığınılan belirli değerlerin ve maskelerin ardındaki ikiyüzlülük, bugünün Türkiye'sinde karşımıza çıkan bu manzarayı adeta bir kez daha özetlemektedir.
Depremin o en karanlık günlerinde, enkazın altında uykusuz ve nefessiz şekilde baretinden dumanlar çıkana kadar can kurtaran AFAD ekiplerini görmezden gelenler, sıcak stüdyolarda laptop başında oturanlara kahramanlık payesi biçerek kendilerine yapay figürler icat ettiler. Deprem döneminde barajların patladığına dair yalanlarla halkı kışkırtıp sahada kaos yaratmak isteyenlerin gerçek yüzü bugün adalet önünde deşifre olmaktadır; asıl baraj, ahlaki çürümenin ortaya saçılmasıyla şimdi patlamıştır. Gençlerimizin temiz duygularını, yardımseverliğini ve vatanseverliğini sömüren bu yapıların maskesi artık düşmüştür.
Hiçbir toplumsal popülarite, depremzedenin hakkı olan bağışların kumar masalarına gitmesini veya şahsi hesaplara aktarılmasını meşrulaştıramaz. Bu büyük rezaletin manşet manşet konuşulmaması, sessizlikle geçiştirilmeye çalışılması medyanın ve malum çevrelerin en büyük utancıdır. Bizler, bu milletin temiz duygularını sömürenlerin maskesini indirmeye ve hakikati her platformda haykırmaya devam edeceğiz. Çünkü adalet, sadece suçluların cezalandırılması değil, toplumun vicdanının temizlenmesidir.
Hatice Kübra Özbirinci/TİMETÜRK