28 Şubat tarihinde ABD ve İsrail’in ortak operasyonları ile İran’a karşı başlayan çatışma bu dönemde karşılıklı anlaşmalar, arabuluculuklar yoluyla sona erme yolunda fakat hala sorunlar söz konusu bu sorunlardan önce şunu da belirtmek gerekli ABD ve İsrail İran konusunda hedeflediği noktada değil. ABD’nin nihai amacı İran’ın nükleer silah kapasitesini ortadan kaldırmak üzerineydi ilaveten İsrail’in istediği şekilde İran’da bir rejim değişikliği fikri vardı fakat İran ve yönetimsel durumunu okuduğumuzda ABD ve İsrail için bu amaç bir fiyasko haline geldi diyebiliriz. ABD’nin savaş boyunca rahatsız olduğu ve bir an önce çözmek istediği konu Hürmüz Boğazı olmuştu zira İran savaşın başında Hürmüz Boğazını kapatarak petrol fiyatlarında büyük dalgalanmalar sağladı ve dünya ekonomisini oldukça sarstı. ABD’nin stratejileri istediği şekilde ilerlemedi ve sonuç itibariyle İran ile masada buluşarak sorunları ortadan kaldırmayı denemeye başladı.
Pakistan’da daha önce de gerçekleştirilen karşılıklı görüşmelerde iki ülke de aslında ortak noktaya gelmeyi başaramamıştı. Fakat son gerçekleştirilen görüşmeler sonrasında ortaya bir mutabakat çıktı. Bu mutabakat metni ortaya çıkmamış olsa da özellikle Hürmüz Boğazının açılacak olması ayrıca ABD’nin İran üzerindeki deniz ablukasını kaldırması net şekilde bekleniyor. Bu da piyasaya oldukça olumlu şekilde yansıyor diyebiliriz. Tabii bu da bir süreç özellikle Hürmüz Boğazının eski haline dönmesi kısa sürede zor görünüyor diyebilirim zira İran Hürmüz üzerinde etkisini hemen kaybetmek istemeyecektir bu gemi geçişlerini de ilk dönem etkileyebilir.
İkili anlaşmanın net şekilde 19 Haziran’da Cenevre’de atılması bekleniyor fakat bu süreç sabote edilme riskiyle karşı karşıya ABD İran ile bir anlaşma yoluna gitmiş olsa da bu durumdan rahatsız olan İsrail süreci sabote etmeye çalışmaya başlamış durumda. Bilindiği üzere İsrail ve Lübnan arasında ABD arabuluculuğu ile bir ateşkes söz konusuydu haziran başında ise karşılıklı görüşmelerde İsrail güney Lübnan’da güvenlik bölgeleri oluşturmak istemiş ve Hizbullah unsurlarının tamamen bölgeden çıkarılması istenmişti fakat bu ateşkes içinde Hizbullah yoktu ateşkes doğrudan Lübnan hükümeti ile yapıldı bu sebeple Hizbullah bölgeden çekilmedi ayrıca bu ateşkes görüşmelerinde İsrail Lübnan’a hava saldırılarına durduracaktı. Kısaca ateşkes oldukça kırılgan durumda hazırlanmıştı ve bu kırılganlık özellikle İsrail’in Beyrut’ta hava saldırıları ve Güney Lübnan’daki ağır saldırıları ile devam ediyor. Bu İsrail’in özellikle İran ile süreci sabote etme noktasında da kullandığı bir alan zira ABD Başkanı İran ile anlaşma zemini yaratırken İsrail’in bu saldırıları İran’ı geri çeken tek nokta olmayı sürdürüyor. Temel sorun ve çekince fikrimce 19 Haziran’da Cenevre’de ortak imzaların atılmasına kadar geçen süre içerisinde İsrail’in Lübnan’da saldırılarını daha fazla arttırarak İran’ı bir anlaşmadan caydırmak üzerine kurulu olacaktır. Bu durum ABD’nin de istemediği ve ortak çıkarların buluşmadığı noktalardan biri zira bu anlaşma İran’ın bölgede tekrar aktif hale gelmesini sağlayacak ve İsrail’in bölgedeki genişleme amacını baltalayacak. Özellikle İran’ın nükleer silah programına yönelik olarak anlaşma adımlarını karşılamaya başlaması halinde yaptırımlarında kademeli kalkabileceği sinyali İsrail’i tedirgin eden senaryolardan biri. Bu yüzden İsrail son noktaya kadar Lübnan’da saldırılarını devam ettirerek süreci sabote etmeye odaklanmış durumda diyebilirim. İran için ise oluşturulacak mutabakatın sorumluluğu ise ABD’de olacaktır bu yüzden İsrail’in Lübnan’dan kademeli şekilde çekilmesini isteyecektir. Bu da barış sinyali için büyük soru işareti taşıyor.
Türkiye’ye baktığımızda süreci memnuniyetle karşılandığını görebiliriz. Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanı Sayın İbrahim Kalın’ın sözleri ise burada önemli zira Sayın İbrahim Kalın “temkinli bir iyimserlik içindeyiz” açıklaması yaptı. Bu açıklama doğrudan şunu gösteriyor İsrail’in bölgede savaşı sürdürme ve yayılmacı gayeleri her süreci sabote edebilir. Bu açıklamayı da bu şekilde okumak gereklidir.
Kısaca şunu söylemek gerekli İsrail’in süreci sabote etme yönelimi tamamen Netanyahu hükümetinin siyasi ikbali için yapılan bir girişim olacaktır. Lübnan’da savaşı sürdürme gayesi ve geri çekilmek istememesi de bu şekilde okunmalı fakat ABD ve İran arasında yapılacak anlaşma Netanyahu hükümetinin içinde bulunduğu savaşı kaybettiğinin de göstergesi demek olacaktır. ABD için ise İsrail ile bu mutabakat zemininde karşılıklı bir anlaşmazlık yaşayacağı kesin fakat ABD için Hürmüz Boğazının açılması oldukça kritik bir konu ayrıca savaş sürdürülebilir durumda da değil.
Mustafa Metin Kaşlılar/TİMETÜRK