$

Dolar

49,0139

€

Euro

56,1125

£

Sterlin

65,2519

₣

Frank

59,1884

₺

Gram Altın

6.740,8000

₿

Bitcoin

4.147.893

$

Dolar

49,0139

€

Euro

56,1125

£

Sterlin

65,2519

₣

Frank

59,1884

₺

Gram Altın

6.740,8000

₿

Bitcoin

4.147.893

Makale 28.09.2026 7 dk okuma

Zenginlik risk almadan oluşur mu?

Paylaş:

“Dünyanın en büyük fabrikasına, sınırsız sermayeye ve en gelişmiş teknolojiye sahip olabilirsiniz. Ama belirsizliğin üzerine gidecek, sorumluluk alacak ve ‘Ben bu riski üstleniyorum’ diyecek biri yoksa, bütün bu imkânlar âtıl birer kaynaktan ibaret kalır.”

Bir ekonominin elinde sermaye olabilir.

Fabrikaları, makineleri ve ileri teknolojileri olabilir.

Üniversiteleri, mühendisleri ve yetişmiş insan kaynağı da olabilir.

Fakat bütün bu unsurları yeni bir değer oluşturmak üzere bir araya getirecek ve sonucu henüz belirsiz bir işe adım atacak aktörler yoksa, sahip olunan kaynaklar kendi kendine ekonomik zenginlik üretmez.

Girişimci tam da burada devreye girer.

Çünkü girişimcilik yalnızca şirket kurmak veya ticaret yapmak değildir. Belirsizlik ortamında karar verebilmek ve o kararın sorumluluğunu üstlenebilmektir.

Risk olmadan sıçrama mümkün mü?

Ekonomide yeni bir değer üretmek istediğiniz anda belirsizlikle karşılaşırsınız.

Mevcut olanı sürdürmek çoğu zaman daha güvenlidir. Ne kadar üreteceğinizi, kime satacağınızı ve hangi yöntemleri kullanacağınızı aşağı yukarı bilirsiniz.

Ancak yeni bir ürün geliştirdiğinizde, yeni bir pazara girdiğinizde veya henüz denenmemiş bir teknolojiyi üretime taşıdığınızda bu güvenli alanın dışına çıkarsınız.

Artık sonucu önceden bilmiyorsunuzdur.

Risk dediğimiz şey de burada ortaya çıkar.

Burada altı çizilmesi gereken önemli bir ayrım var: Risk almak ile kumar oynamak aynı şey değildir.

Kumarbaz sonucu büyük ölçüde şansa bırakır.

Girişimci ise belirsizliği ortadan kaldıramasa da onu anlamaya ve yönetmeye çalışır. Verileri inceler, piyasayı araştırır, maliyetleri hesaplar, fırsatı görmeye çalışır ve buna göre karar verir.

Dolayısıyla girişimcilik, gözü kapalı bir cesaret gösterisi değil; belirsizlik altında rasyonel karar verebilme becerisidir.

Teknoloji neden kendiliğinden zenginlik üretmez?

Bir mühendis çığır açan bir teknoloji geliştirebilir.

Bir üniversitenin laboratuvarında önemli bir buluş ortaya çıkabilir.

Bir yazılımcı, dünyada milyonlarca insanın kullanabileceği bir ürün tasarlayabilir.

Fakat bunların ekonomik değere dönüşmesi için bir noktada birinin ortaya çıkıp şöyle demesi gerekir:

“Ben bu işe yatırım yapıyorum.”

Girişimciliğin ekonomik sistemdeki rolü de burada ortaya çıkar.

Teknoloji üretimin sınırlarını genişletir. Fakat onu ürüne dönüştürecek, pazara taşıyacak, sermayeyi harekete geçirecek ve ortaya çıkabilecek başarısızlığın sorumluluğunu üstlenecek girişimciye ihtiyaç vardır.

Bu bakımdan girişimcilik, teknoloji ile piyasa arasında önemli bir köprü oluşturur.

Schumpeter ve yaratıcı yıkım

Avusturyalı iktisatçı Joseph Schumpeter, girişimciliği ekonomik değişimin merkezine yerleştiren önemli düşünürlerden biridir.

Schumpeter'in “yaratıcı yıkım” dediği şey tam da burada devreye girer. Ekonomi yalnızca mevcut üretimi artırarak ilerlemez. Yeni olan ortaya çıktığında, eski ve verimsiz üretim biçimlerinin bir kısmı da geride kalır.

At arabalarının yerini otomobillerin alması…

Tuşlu telefonların yerini akıllı telefonların alması…

Geleneksel ticaret modellerinin yerini dijital platformların alması…

Bunların her biri ekonomik düzenin bir bölümünü dönüştürdü.

Yeni olan ortaya çıkarken eski olanın bir kısmı geride kaldı.

Fakat bu dönüşümler kendiliğinden gerçekleşmedi.

Birileri yeni teknolojinin ve yeni iş modelinin arkasına sermayesini, bilgisini ve emeğini koydu. Üstelik sonuç garanti değildi. Buna rağmen ilk adımı atmayı göze alan cesaretli insanlar vardı.

Bir ülkede risk alanlara ne oluyor?

Burada mesele yalnızca girişimcinin cesareti değildir.

Bir ekonominin girişimcilik kapasitesi, o toplumun girişimciye nasıl bir ortam sunduğuyla da yakından ilgilidir.

Başarısız olan bir girişimcinin yeniden başlayabilmesi mümkün mü?

Girişimcinin mülkiyet hakkı korunuyor mu?

Sermayeye ulaşmak mümkün mü?

Yeni bir iş kurmak için karşılaşılan bürokratik süreçler makul mü?

Kurallar öngörülebilir mi?

Uzun vadeli yatırım yapan kişi, birkaç yıl sonra aynı ekonomik zeminin devam edeceğine güvenebiliyor mu?

Bunların tamamı girişimcilik üzerinde etkilidir.

Çünkü risk almak isteyen insanın önündeki bütün riskler piyasa riskinden ibaret değildir.

Hukuki belirsizlik, finansmana erişim sorunu, öngörülemeyen düzenlemeler veya başarısızlığın toplum tarafından tamamen dışlanma sebebi olarak görülmesi de girişimcilik kararlarını etkiler.

Zenginleşen ekonomilerde girişimciliğin gelişebilmesi için yalnızca girişimciye değil, girişimciliği taşıyabilecek bir ekosisteme ihtiyaç vardır.

Türkiye'nin ihtiyacı olan girişimcilik

Türkiye, genç ve fırsatları hızlı kavrayan dinamik bir insan kaynağına sahip.

Ancak temel mesele yalnızca kısa vadeli alım-satım fırsatlarını değerlendiren bir ticaret anlayışı değil.

Asıl mesele; uzun vadeli düşünebilen, teknoloji üreten, markalaşan ve küresel ölçekte değer oluşturabilen bir girişimcilik kültürü inşa edebilmektir.

Çünkü bir ülkenin zenginleşmesi, yalnızca daha fazla insanın ticaret yapmasıyla gerçekleşmez.

Daha fazla insanın yeni değer üretmesiyle gerçekleşir.

Bir ürünü ithal edip satmak ticarettir. Fakat o ürünü geliştirmek, teknolojisini üretmek, markasını oluşturmak ve dünya pazarlarına ihraç etmek, çok daha yüksek katma değerli bir ekonomik yapı oluşturur.

Bu nedenle Türkiye'nin girişimcilik başarısını yalnızca “kurulan şirket sayısı” ile değil; ortaya çıkan yeni teknoloji, küresel marka ve yüksek katma değerli iş modelleriyle de değerlendirmek gerekir.

Zenginlik risk almadan oluşur mu?

Buraya kadar baktığımızda sorunun cevabı aslında biraz daha netleşiyor.

Risk almadan ekonomik hayat elbette devam eder. Mevcut işletmeler üretmeye, insanlar çalışmaya ve ticaret yapılmaya devam eder.

Fakat yeni bir değer üretmek, yeni bir teknoloji geliştirmek, yeni bir pazara girmek ve ekonomik sınırları ileri taşımak, belirsizliğe adım atacak bir irade gerektirir.

Girişimcilik de bu noktada ekonomik değişimin harekete geçirici güçlerinden biri hâline gelir.

Verimlilik, elimizdeki kaynakları daha iyi kullanmamızı sağlar.

Teknoloji, üretim kapasitemizi artırır ve üretimin sınırlarını genişletir.

Sermaye ise üretim için gerekli kaynakları bir araya getirir.

Fakat bütün bunların harekete geçmesi için karar alan, sorumluluk üstlenen ve belirsizliği yönetmeye çalışan insana ihtiyaç vardır.

Bütün bu araçları yeni ve nitelikli bir değere dönüştüren şey, sahip olduklarımızı nasıl kullanacağımıza karar verebilmektir.

Zenginlik yalnızca sahip olduklarımızla değil, sahip olduklarımızla ne yapmaya cesaret ettiğimizle de ilgilidir.

Türkiye açısından asıl mesele de burada başlıyor.

Kısa vadeli kazançların peşinde koşan değil; teknoloji geliştiren, marka oluşturan, küresel pazarlara açılan ve uzun vadeli değer üreten bir girişimcilik kültürünü güçlendirebilmek gerekiyor.

Çünkü bir ülkenin gerçek ekonomik gücü, yalnızca sahip olduğu sermayenin büyüklüğüyle değil, o sermayeyi yeni bir değere dönüştürebilen insanların sayısı ve niteliğiyle de ölçülür.

Bu konunun detaylı anlatımını ve video analizini Dr. Murat Ergüven – Ekonomiyi Yeniden Düşünmek YouTube kanalında izleyebilir, görüşlerinizi videonun altında paylaşabilirsiniz.

Dr. Murat Ergüven / TİMETÜRK

 

Etiketler:
Dr. Murat Ergüven
Dr. Murat Ergüven

Köşe Yazarı