Bir kilo demirin değeri birkaç dolar seviyesinde olabilir. Buna karşılık gelişmiş bir cerrahi robot sisteminin maliyeti milyonlarca dolara ulaşabiliyor.
Peki, sıradan bir ham madde ile milyonlarca dolarlık ileri teknoloji ürünü arasındaki bu büyük farkı ne oluşturuyor?
Altın mı? Petrol mü? Yoksa bir mucize mi?
Cevap aslında çok daha basit: Katma değer.
Kalkınmanın temelinde üretim vardır. Tasarruf ve sermaye birikimi ise üretim kapasitesini büyütür. Fakat günümüz ekonomisinde yalnızca üretmek artık yeterli değil. Asıl mesele ne ürettiğiniz ve ürettiğiniz ürüne ne kadar değer katabildiğiniz.
Nitekim her üretim aynı ekonomik sonucu doğurmaz. Bazı ülkeler tonlarca ham madde satarken, bazıları aynı kaynakları işleyerek çok daha yüksek gelir elde ediyor.
Aradaki fark çoğu zaman üretimin miktarında değil, üretilen değerde ortaya çıkar.
Kumdan mikroçipe uzanan yol
Bunu anlamak için mikroçiplerin üretiminde kullanılan temel malzemelerden birine bakmak yeterli.
Silisyum.
Silisyumun kaynağına gittiğimizde ise karşımıza kum çıkıyor.
Plajlarda üzerinde yürüdüğümüz, ilk bakışta sıradan görünen bir doğal kaynak...
Fakat uygun işlemlerden geçirildiğinde ve yüksek saflıkta silisyuma dönüştürüldüğünde, bilim, mühendislik, nanoteknoloji ve milyarlarca dolarlık Ar-Ge yatırımlarıyla birleşiyor. Sonuçta modern elektronik dünyasının temel yapı taşlarından biri ortaya çıkıyor.
Burada önemli bir noktaya geliyoruz:
Bugün bir kaynağın değeri, sadece kendisinden değil, ona ne kattığınızdan gelir.
Bilgi, beceri, teknoloji ve mühendislik; sıradan bir kaynağı yüksek değerli bir ürüne dönüştürüyor.
Aynı durum tarım ve gıda sektöründe de görülüyor.
Bir kilo kahve çekirdeğini çuvalıyla satabilirsiniz. Bu durumda bir tarım ürünü ihraç etmiş olursunuz.
Ama aynı kahveyi işleyip kavurabilir, paketleyebilir, markalaştırabilir ve dünyanın farklı pazarlarına ulaştırabilirsiniz.
Bu kez müşterinin karşısına yalnızca kahve çekirdeği çıkmaz.
Kalite vardır. Marka vardır. Güven vardır. Sunum vardır. Müşterinin satın aldığı deneyim vardır.
Bütün bunlar ürünün ekonomik değerini yükseltir.
Katma değer dediğimiz şey tam olarak da budur.
Değer zincirinin neresindesiniz?
Katma değeri yalnızca fabrikanın içinde aramak doğru olmaz.
Bir ürün daha ortaya çıkmadan da değer kazanmaya başlayabilir.
Fikir aşamasında...
Tasarımda...
Ar-Ge çalışmalarında...
Patentte...
Yazılımda...
Markalaşmada...
Pazarlamada...
Satışta ve satış sonrasında...
Bunların her biri ürünün ortaya çıkardığı ekonomik değerin bir parçasıdır.
Bazen ürünü fiilen üreten şirketten daha fazla kazanan, o ürünün teknolojisini geliştiren, tasarımını yapan veya markasını dünyaya kabul ettiren şirketlerdir.
Burada modern ekonominin önemli bir gerçeği ortaya çıkıyor:
Mesele sadece üretmek değil, değer zincirinin daha fazla aşamasında söz sahibi olabilmek.
Bir ürünün arkasında çoğu zaman tüketicinin görmediği büyük bir yapı vardır.
Üniversiteler, araştırma merkezleri, mühendisler, yazılımcılar, finansman kaynakları, lojistik şirketleri, pazarlama ve dağıtım ağları...
Bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya sadece bir ürün çıkmaz. Ürünün etrafında bir ekonomik ekosistem oluşur.
Bu nedenle katma değer tek bir fabrikada ortaya çıkan bir sonuç değildir.
Fikirden müşteriye kadar uzanan uzun bir sürecin toplamıdır.
Çin'in dönüşümü
Çin'in ekonomik dönüşümü bu açıdan dikkat çekici bir örnek.
Çin uzun yıllar boyunca düşük maliyetli üretim kapasitesiyle öne çıktı. Fakat zamanla bununla yetinmedi. Üretimin yanına teknolojiyi ekledi, Ar-Ge yatırımlarını artırdı, tedarik zincirlerini güçlendirdi ve birçok sektörde değer zincirinin daha üst basamaklarına çıktı.
Bugün bataryalardan güneş panellerine, elektrikli araçlardan yapay zekâ uygulamalarına ve nadir toprak elementlerinin işlenmesine kadar pek çok alanda Çin'in güçlü bir konumu var.
Buradaki değişim önemli.
Sadece üretim yapan bir ülke ile tasarlayan, teknoloji geliştiren, üreten, markalaşan ve ürününü dünya pazarına taşıyan ülke aynı ekonomik konumda değildir.
Değer zincirinde daha fazla aşamada söz sahibi olmak, elde edilen ekonomik değerin daha büyük bölümünü ülkede tutabilmenin de önünü açar.
Bu nedenle günümüzde asıl rekabet yalnızca “kim daha fazla üretiyor?” sorusuyla açıklanamıyor.
Bir başka soru daha var:
Kim daha yüksek değeri üretebiliyor?
Teknoloji üretimi değiştiriyor
Teknoloji yalnızca yeni ürünler ortaya çıkarmıyor. Üretimin kendisini de değiştiriyor.
Bugün bazı ülkelerde “karanlık fabrikalar” veya “lights-out manufacturing” olarak adlandırılan üretim modelleri gelişiyor. Bu tesislerde üretimin bazı aşamaları, çok az insan müdahalesiyle robotlar, sensörler ve otomasyon sistemleri tarafından yürütülebiliyor.
Bir zamanlar üretim kapasitesinin önemli göstergelerinden biri çalışan sayısıydı.
Bugün ise aynı makineyle, aynı enerjiyle ve aynı sürede daha fazla ve daha kaliteli çıktı elde edebilmek giderek daha önemli hâle geliyor.
Burada teknoloji ile katma değer arasındaki ilişki daha açık biçimde görülüyor.
Bir kaynağı daha iyi kullanabiliyor, üretim hatalarını azaltabiliyor, kaliteyi yükseltebiliyor ve daha gelişmiş bir ürün ortaya çıkarabiliyorsanız, aynı kaynaklardan daha yüksek ekonomik değer üretebilirsiniz.
Türkiye için temel mesele
Türkiye açısından konuya baktığımızda karşımıza oldukça tanıdık örnekler çıkıyor.
Dünyanın en büyük fındık üreticilerinden biriyiz.
Peki, bu fındıktan dünya çapında güçlü markalar çıkarabiliyor muyuz?
Kaliteli pamuk üretiyoruz.
Peki, bu hammaddeden tasarım ve teknoloji değeri yüksek ürünler ortaya çıkarabiliyor muyuz?
Büyük bir demir-çelik kapasitesine sahibiz.
Peki, bu kapasiteyi yüksek hassasiyetli makinelere, savunma teknolojilerine, uzay ve havacılık ürünlerine ve ileri mühendislik gerektiren sistemlere ne ölçüde taşıyabiliyoruz?
Asıl mesele burada.
Kaynağa sahip olmak önemli. Fakat tek başına yeterli değil.
Bilgi gerekiyor.
Teknoloji gerekiyor.
İyi yetişmiş insan gerekiyor.
Tasarım gerekiyor.
Markalaşma gerekiyor.
Ve bütün bunları bir araya getirebilen bir üretim kültürü gerekiyor.
Bir ülkenin gerçek serveti yalnızca yer altındaki madenlerinde değildir.
Üniversitelerinde, laboratuvarlarında, mühendislerinde, girişimcilerinde, fabrikalarında ve teknoloji geliştirme kapasitesinde de saklıdır.
Belki daha da önemlisi, ürettiği değeri dünya pazarına taşıyabilme gücündedir.
Zenginliğin ölçüsü
Bir ülke aynı miktarda ham madde kullanarak daha kaliteli, daha teknolojik ve daha çok tercih edilen ürünler ortaya çıkarabiliyorsa, aynı kaynaklardan daha yüksek gelir elde edebilir.
Zenginliğin önemli bir bölümü burada oluşur.
Bu yüzden ekonomik kalkınmayı yalnızca üretim miktarındaki artışla ölçmek yeterli değildir.
Üretimin niteliğine de bakmak gerekir. Bir ton ham madde satmak ile o ham maddeyi işleyip yüksek teknoloji içeren bir ürüne dönüştürmek aynı şey değildir.
İkisi de üretimdir; fakat oluşturdukları ekonomik değer aynı değildir.
İnsan aklının ürettiği bilgi, teknoloji, tasarım ve yenilik de ekonomik bir değerdir. Hatta doğal kaynakları sınırlı olan ülkelerin zenginleşmesinde çoğu zaman en önemli unsurlardan biri budur.
Bugün dünyada yüksek gelir seviyesine ulaşmış ülkelere baktığımızda, yalnızca doğal kaynaklarının zenginliğiyle değil; bilgi üretme, teknoloji geliştirme, verimliliği artırma, markalaşma ve küresel pazarlara ulaşma becerileriyle öne çıktıklarını görüyoruz.
Dolayısıyla mesele sadece elimizde ne olduğu değil; elimizdekini neye dönüştürebildiğimizdir.
Bir kilo demirin ekonomik değeri ile o demirin kullanıldığı ileri teknoloji ürünü arasındaki fark bize aslında çok basit bir gerçeği anlatıyor: Zenginlik yalnızca kaynakta değil, kaynağa eklenen değerde oluşur.
Üretmek başlangıçtır.
Değer katmak ise üretimi zenginliğe dönüştüren asıl güçtür.
*Bu konunun detaylı anlatımını ve video analizini Dr. Murat Ergüven – Ekonomiyi Yeniden Düşünmek YouTube kanalında izleyebilir, görüşlerinizi videonun altında paylaşabilirsiniz.
Dr. Murat Ergüven / TİMETÜRK