Sokakta kime dokunsanız bir dokunup bin ah işittiğiniz, gündemin ağırlığı altında omuzların çöktüğü günlerden geçiyoruz. Kabul edelim; kolektif moral sağlığımız uzun zamandır "alarm" veriyor. Sabah kahvesine eşlik eden zam haberleri, akşam haberlerindeki gerginlikler derken, ülkece toplu bir nefes alma alanına, bizi günlük dertlerden bir süreliğine de olsa koparacak ortak bir heyecana açız. İşte tam bu noktada, o tanıdık ve büyülü "kurtarıcı" (!) J kapıyı çalıyor: Dünya Futbol Şampiyonası. Biz futbolu sadece bir oyun olarak gören bir toplum değiliz. Bizim için futbol; sosyolojik bir yapıştırıcı, dert ortağı ve en önemlisi, haklılığımızı ya da varlığımızı dünyaya haykırma biçimimizdir. Şimdi soru şu: Bu şampiyona, yıpranan sinirlerimize bir pansuman olabilecek mi? Yoksa daha da önemlisi, tarihin tekerrürden ibaret olduğunu kanıtlayan o büyük sürprizlerden biri kapıda mı?
Hafızalardaki O Yaz: 2002 Gerçeği
Takvimleri biraz geri saralım. 2002 yılının yaz ayları... Türkiye, yine ekonomik krizin tortularıyla boğuşan, yaralı ve yorgun bir ülkeydi. İnsanların yüzünün gülmediği o kasvetli atmosferi, Güney Kore ve Japonya’dan gelen o uğurlu rüzgâr dağıtmıştı. Hasan Şaş’ın Brezilya’ya attığı o ilk golle sokaklara dökülen, İlhan Mansız’ın altın golüyle gözyaşı döken, Ümit Davala’nın saç modelini taklit eden bir nesildik. O yaz, enflasyon rakamları değil, "Dünya Üçüncülüğü" konuşulmuştu. Fabrikadaki işçi de, plazadaki yönetici de aynı bayrağın altında, aynı 90 dakika için tek yürek olmuştu. Futbol, ülkeye kaybolan neşesini ve en önemlisi "Biz de başarabiliriz" duygusunu geri vermişti.
Bugün Ne Değişti? Neden Yine Bir Sürpriz Bekliyoruz?
Bugün de benzer bir psikolojik eşikteyiz. Halkın ekrandaki yeşil sahaya bakarken aradığı şey sadece taktik ve teknik analiz değil; saf, katıksız bir dopamin salgısı. Bir golle her şeyi unutabilme yeteneğimizi özledik. Peki, yeni bir 2002 mucizesi mümkün mü?
- Genç ve Aç Bir Jenerasyon: Tıpkı 2002’deki o inanmış kadro gibi, bugün de Avrupa’nın devlerinde top koşturan, parlamaya hazır, kaybetmekten korkmayan bir jenerasyonumuz var. Onların enerjisi, ülkenin negatif enerjisini nötrlemeye aday.
- Kolektif İnanç Faktörü: Türk futbolu ne zaman taktiksel bir dehadan beslense iyi iş yapar ama ne zaman "duygusal bir motivasyonla" sahaya çıksa mucizeler meydana getirir. Bu şampiyona, oyuncular için de sadece bir turnuva değil, arkalarındaki milyonlarca dertli insana umut olma misyonuna dönüşecek.
90 Dakikalık Bir Nefes
Bir dünya şampiyonası elbette geçim sıkıntısını bitirmeyecek, faturaları hafifletmeyecek ya da sabah trafiğini çözmeyecek. Ama bize çok uzun zamandır unuttuğumuz bir şeyi, birlikte sevinebilme lüksünü hatırlatacak. Sokaklarda bayrakların asıldığı, kahvehanelerden tek bir sesin yükseldiği, siyasetin ve kutuplaşmanın ofsayta düştüğü o günlere ihtiyacımız var.
Kim bilir; belki de tarih yine o bildiğimiz senaryoyu yazar. Biz bitti demeden bitmeyen o hikâyelerden biri daha başlar ve meşin yuvarlak, moral sağlığı bozulan bir halkın en büyük şifası olur. Çünkü bu ülkenin insanı, en karanlık gecede bile şafağın sökeceğine olan inancına hep sarılmıştır. O yüzden bayrakları heyecan içinde sallamaya devam edin. Her an bir mucizenin ışığını görüyorum ben, sen de gör, sen de inan.
Yahya Keleş/ TIMETÜRK