$

Dolar

47,3358

Euro

53,9435

£

Sterlin

63,1630

Frank

57,9684

Gram Altın

6.158,3800

Bitcoin

3.075.726

$

Dolar

47,3358

Euro

53,9435

£

Sterlin

63,1630

Frank

57,9684

Gram Altın

6.158,3800

Bitcoin

3.075.726

Makale 24.07.2026 7 dk okuma

Türk usulü yalnızlık

Paylaş:

Geçenlerde Doğu Demirkol’un dijital bir platformda oynayan filminden bir repliğe denk geldim. Doğu, orada yapay zekâ ile flörtleşen arkadaşının üzerinden yapay zekânın insan ilişkilerinin yerini almaya başlamasına isyan ediyordu. Nitekim mizah ve isyan bir arada idi, haklıydı da işin şakası.

Önce tebessüm ettim tabii. "Oğlum siz nasıl bir ikilisiniz öyle “ takıldım içimden. Ama işin arkasını kazıyınca, dünyanın nasıl devasa bir "dijital sığınak" pazarına dönüştüğünü görmek insanı ürkütüyor haliyle.

Gelişmiş dünya buna kibarca "Yalnızlık Salgını" diyor. Öyle süslü bir laf sanmayın; adamlar bunu resmi devlet krizine dönüştürdü.

Mesela Japonya’ya bakın... Ülkede Hikikomori (toplumdan tamamen çekilip odaya kapanma) vakaları yüz binleri aşınca ve yalnız yaşlıların evlerinde kimsesizce ölmesi (Hikodoku) bir toplumsal trajediye dönüşünce, Hükümet 2021 yılında resmi olarak "Yalnızlık ve İzolasyon Bakanlığı" kurdu. Japon gençleri arasında etten kemikten bir insanla sohbet etmek o kadar "zahmetli ve masraflı" görülüyor ki; milyonlarca insan Gatebox gibi hologram yapay zeka eşlerle evleniyor, günaydın mesajını bir kod parçasından alıyor. Japon bakan dayanamyıp böyle gençlerin katılıp sosyalleşebileceği kamplar düzenlemeye başladı.

Ya da İngiltere... 2018’de dünyada bir ilke imza atıp "Yalnızlık Bakanlığı"nı (Ministry of Loneliness) kurduklarında yayınladıkları rapor sarsıcıydı: 66 milyonluk ülkede 9 milyondan fazla insan kendini "sürekli veya sık sık yalnız" hissediyordu. İngiliz Sağlık Sistemi (NHS), yalnızlığın insan bedenine verdiği zararın günde 15 dal sigara içmekle eşdeğer olduğunu açıklamak zorunda kaldı.

Peki, Biz Türkler bu Hikâyenin Neresindeyiz? İşte tam bu noktada bizim hikâyemiz ayrışıyor biraz. Türkiye sosyolojisi çok ilginç, adeta katman katman bir beyaz lahana gibi. Bir yanda gelenekçi, aile bağlarına tutunan, mahalle kültürünü yaşatmaya çalışan bir omurga var; diğer yanda ise coğrafi, tarihi ve kültürel olarak dünyadaki tüm toplumsal, teknolojik yeniliklere, ve akımlara ışık hızında uyum sağlayan müthiş bir esneklik var..

Biz toplum olarak "ağır ağır dönüşmeyi" sevmeyiz. Bir şey geldi mi tam gelir! Akıllı telefon da böyle girdi hayatımıza, sosyal medya da, şimdi de yapay zekâ... Bu hızlı uyum sağlama kabiliyetimizin haliyle hem çok iyi hem de çok sorunlu çıktıları oluyor:

  1. İki Dünyanın Arasında Sıkışan "Katmanlı" İlişkiler Türk insanı gündüz geleneksel bir aile yemeğinde kuralına göre davranıp, gece odasına çekildiğinde dünyanın en öncü dijital trendinin ortasına dalabiliyor. Bu hızlı uyum bir yandan bize müthiş bir pratiklik kazandırıyor; Anadolu'nun bir köyündeki genç, küresel dünyayla saniyeler içinde bağ kurabiliyor.

Ama madalyonun öbür yüzü karmaşa! İlişkilerimizde geleneksel beklentilerimiz (sadakat, fedakarlık, yüz yüze temas) yerinde dururken; davranışlarımız dijital dünyanın o "hemen tüket, yenisine geç, pürüzsüz olsun" mantığıyla zehirleniyor.

Sonuç? İlişkiler katmanlaştıkça, derinliğini, odak noktasını kaybediyor.

  1. "Zahmetsiz Sevgi" Tuzağı: Yapay zekâ arkadaşlıkları ve karakter simülasyonları tam da bu hızlı uyum sağlayan kitleyi hedef alıyor. Bizim insanımız pratik zekâlıdır; çözümü sever. İnsan ilişkisinin o çileli, sabır isteyen, kavgalı-gürültülü ama nihayetinde samimi sürecini yaşamak yerine; bir bakmışsınız "Beni hep onaylayan, hiç başımı ağrıtmayan bir algoritma var" kolaycılığına hızlıca adapte olabiliyor.

Hani o dillerden düşürmediğimiz "Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır" sözü vardı ya..! Şimdi o hatır, ekranı aşağı kaydırana kadar, yani topu topu 3 saniyeye düşmüş durumda.

Ekrana Sığınmayan, Hayata Tutunan Somut "Canlı" Projeler: Teknolojiyi ve cebimizdeki akıllı cihazları hayatımızdan söküp atamayız; buna gerek de yok. Asıl mesele, yapay zekânın veya dijital mecraların sunduğu o sahte konfor alanının yerine, hayatın içinden daha cazip, daha üretken ve daha sarıp sarmalayan tutamaklar koyabilmektir.

Peki, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bu tutamaklar neler olabilir?

Lafı uzatmadan, doğrudan hayatın içinden projelere bakalım:

  1. Bireysel Tutamak: "Katılımcı Atölye ve Hobi Atölyeleri" İnsanı yapay zeka arkadaşlarına yönelten temel dürtü, "bir şeyler paylaşma ve onaylanma" ihtiyacıdır. Bunu pasif bir ekrandan almak yerine, fiziksel bir üretim sürecine dönüştürmek mümkün:

Mahalle Mutfakları ve Yemek Takasları: Haftada bir gün evlerde yada ortak alanlarda toplanıp birlikte yemek pişiren, bölgesel reçeteleri yaşatan ve ürettiğini paylaşan mahalle toplulukları kurmak..

Çamur, Ahşap ve Tamir Atölyeleri: Ekran başında sadece parmak uçlarını çalıştıran modern insan için dokunmak, bozmak ve yeniden yapmak müthiş bir ruhsal terapidir. Mahalle ölçeğindeki tamir-onarım-bakım kafe organizasyonları, insanların bozuk eşyalarını birlikte tamir ederken sohbet ettiği en somut "sosyal çimentodur."

  1. İlişki ve Aile Tutağı: Evlerin içinde herkesin kendi ekranına çekildiği o sessiz yabancılaşmayı kırmak için yasaklar değil, ortak üretim ritüelleri gerekiyor:

Ortak Masa Oyunları ve Bahçe/Balkon Tarımı: Balkonda birlikte domates yetiştirmek, bir ahşap maketi tamamlamak ya da strateji tabanlı masa oyunları oynamak; insanları odağı ortak bir hedefe yönlendirerek kendiliğinden ve doğal bir sohbetin içine çeker. Eskiden büyüklerimizin oynadığı oyunları düşünün.

"Bir Hikâye/Bir Kitap" Sesli Okuma Akşamları: Televizyonun ve telefonun kapalı olduğu, haftada bir saat herkesin sırayla bir hikâye, bir anı ya da bir köşe yazısı okuduğu, üzerine tartışıldığı "salon meclisleri".

  1. Toplumsal ve Yerel Tutamak: Sivil Dayanışma. Japonya veya İngiltere’deki gibi meseleyi sadece hantal devlet bürokrasisine bırakmak yerine, bizim bu topraklara özgü kadim imece kültürünü dijital araçlarla harmanlayabiliriz:

İmece Ağları: Apartmanda ya da sitede yaşlıların alışverişine koşan, çocuklara ücretsiz ders desteği veren, evcil hayvanları ortaklaşa gezdiren küçük yerel aplikasyonlar veya grup ağları... Burada teknoloji insanı yalnızlaştırmıyor; aksine insanları fiziki dünyada yardımlaşmak üzere yüz yüze getiriyor.

Yürüyüş ve Kent Keşfi Kulüpleri: "Pazar sabahı saat 09.00'da semtin tarihi sokaklarını adımlıyoruz" çağrısına yanıt veren, hiç tanışmamış insanları aynı ritimde yürüten ve çay molasında kaynaştıran sivil kent kulüpleri. Ben buna en iyi örnek olarak Bebek sahilde koşan bisiklet süren grupları örnek gösteriyorum.

Yaşamın Ritmine Tutunmak bizi yapay zeka simülasyonlarından, ekranın o musallat yalnızlığından koruyacak olan şey hayatı reddetmek ya da teknolojiyi çöpe atmak değildir. Bizi kurtaracak olan; dokunduğumuz, ürettiğimiz, birlikte terlediğimiz ve birlikte güldüğümüz gerçek yaşam tutamakları inşa etmektir.

Cebimizdeki dünya varsın orada dursun. Ama biz o ekranın yanına ahşabın kokusunu, toprağın nemini, birlikte pişen bir çorbanın buharını ve göz göze yapılan bir sohbetin sıcaklığını koyabildiğimiz sürece hem özgür kalırız hem de kendimiz oluruz.

Çünkü insan, bir algoritmik kodun pürüzsüz yankısında değil; bir başka insanın pürüzlü, canlı ve samimi varlığında şifa bulur. İnsan insana şifadır. İnsan doğasını bulduğunda çiçek açar.

En içten dileklerimle..

Yahya Keleş/ TIMETÜRK

Etiketler:
Yahya Keleş
Yahya Keleş

Köşe Yazarı