Yükseköğretim Kurumları Sınavı sonuçlarının açıklanmasının ardından binlerce genç, hayatlarının en önemli kararlarından biriyle karşı karşıya kalıyor. Tercih dönemi, aslında sadece bir üniversiteye kayıt yaptırma süreci değil; geleceğin mesleğini, yaşam biçimini ve hatta hayata bakış açısını şekillendirecek önemli bir dönüm noktasıdır. Ne yazık ki birçok öğrenci bu süreci yalnızca puan, sıralama ve şehir tercihine indirgerken, asıl üzerinde durulması gereken pek çok önemli ayrıntıyı gözden kaçırabiliyor.
Öncelikle kabul etmek gerekir ki tercih yapmak, başkalarının hayallerini gerçekleştirmek için değil, kendi hayatını inşa etmek için verilen bir karardır. Bugün hâlâ birçok genç, ailesinin ya da çevresinin yönlendirmesiyle istemediği bölümlere yerleşiyor. Oysa dört yıl boyunca okuyacak, sonrasında ise belki kırk yıl boyunca o mesleği icra edecek olan kişi öğrencinin kendisidir. Ailelerin rehberliği elbette kıymetlidir; çünkü onlar çocuklarının iyiliğini ister. Ancak rehberlik ile baskı arasındaki ince çizginin iyi korunması gerekir. Anne ve babaların görevi çocuklarının yerine karar vermek değil, onların doğru karar vermesine yardımcı olmaktır.
Her öğrencinin kendine şu soruyu sorması gerekir: "Ben gerçekten hangi işi yaparken mutlu olurum?" Çünkü başarı, çoğu zaman sevilen bir işte ortaya çıkar. Sadece yüksek maaş beklentisiyle ya da toplumun gözünde prestijli görüldüğü için seçilen meslekler, yıllar sonra büyük pişmanlıklara dönüşebilir. Mutlu olunmayan bir meslekte geçirilen uzun yıllar, kazanılan paranın da kariyer unvanlarının da anlamını azaltır.
Günümüzde en büyük yanılgılardan biri de üniversite, diploma ve meslek üçgeni arasında sıkışıp kalmaktır. Toplum olarak uzun yıllar "Yeter ki bir üniversite kazan" anlayışıyla hareket ettik. Ardından "Bir diploma alırsan iş bulursun" düşüncesi benimsendi. Oysa dünya çoktan değişti. Artık sadece diploma sahibi olmak tek başına yeterli değil. Üniversite, kişiyi geliştiren önemli bir kurumdur; ancak başarıyı garanti eden sihirli bir belge değildir.
İş dünyası artık diplomadan çok yetkinlik arıyor. Yabancı dil bilen, teknolojiyi kullanan, iletişim becerileri güçlü, kendisini sürekli geliştiren ve değişime ayak uydurabilen gençler öne çıkıyor. Aynı diplomaya sahip iki kişiden biri iş bulurken diğeri bulamıyorsa bunun nedeni diplomanın değil, kişinin kendisine kattığı değerin farklı olmasıdır.
Bu nedenle gençler tercih yaparken sadece üniversitenin adına değil; eğitim kalitesine, akademik kadrosuna, uygulama imkanlarına, staj olanaklarına, sektörle kurduğu ilişkilere ve mezunlarının istihdam başarısına da dikkat etmelidir. Çünkü üniversite yalnızca ders görülen bir bina değil, geleceğe hazırlayan bir yaşam okuludur.
Tercih döneminde göz ardı edilen ancak belki de en önemli konulardan biri ise barınmadır. Özellikle büyük şehirlerde eğitim görecek öğrenciler için barınma sorunu her geçen yıl daha da büyüyor. Yurt kapasitesinin yetersizliği, özel yurt ve kira fiyatlarının yükselmesi, öğrencilerin eğitim hayatını doğrudan etkiliyor. Bugün birçok aile için üniversite masrafının en büyük kalemini artık barınma giderleri oluşturuyor.
Bu nedenle tercih listesi hazırlanırken sadece "hangi üniversite?" sorusu değil, "orada nasıl yaşayacağım?" sorusu da mutlaka sorulmalıdır. Üniversitenin bulunduğu şehirde devlet yurdu imkânı var mı? Kira fiyatları ne durumda? Ulaşım kolay mı? Öğrencinin güvenli ve sağlıklı bir yaşam sürdürebileceği sosyal ortam mevcut mu? Tüm bu soruların cevabı, en az bölüm seçimi kadar önemlidir. Çünkü huzurlu bir yaşam ortamı, akademik başarıyı doğrudan etkileyen temel unsurlardan biridir.
Bir başka önemli konu ise mesleklerin geleceğidir. Dünya çok hızlı değişiyor. Yapay zekâ, dijital dönüşüm, otomasyon ve yeni teknolojiler birçok mesleği dönüştürüyor, bazılarını ise tamamen ortadan kaldırıyor. Bundan on yıl önce adını bile duymadığımız meslekler bugün en çok tercih edilen alanlar arasında yer alırken, geçmişte gözde olan bazı meslekler eski cazibesini kaybetmeye başladı.
İşte bu yüzden gençlerin yalnızca bugünü değil, yarını da okuyabilmesi gerekiyor. Tercih yapılırken "Bugün hangi bölüm popüler?" sorusundan çok, "Beş ya da on yıl sonra hangi alanlarda ihtiyaç artacak?" sorusu sorulmalıdır. Sağlık teknolojileri, yazılım, yapay zekâ, siber güvenlik, veri analizi, yenilenebilir enerji, biyoteknoloji ve dijital üretim gibi alanlar geleceğin önemli meslekleri arasında gösteriliyor. Ancak burada da unutulmaması gereken temel gerçek şudur: Geleceğin mesleği kadar, o mesleği yapacak kişinin yeteneği ve ilgisi de belirleyicidir.
Gençler, tercih döneminde sosyal medyada dolaşan kulaktan dolma tavsiyeler yerine uzman görüşlerinden, üniversitelerin resmi verilerinden ve meslek profesyonellerinin deneyimlerinden yararlanmalıdır. Çünkü hayatın en önemli kararlarından biri, söylentiler üzerine kurulamaz.
Son olarak şunu ifade etmek isterim ki; üniversite bir hedef değil, hedefe giden yollardan yalnızca biridir. Diploma ise başarının son noktası değil, yeni bir başlangıçtır. Asıl önemli olan, insanın kendisini tanıması, hayallerini doğru belirlemesi ve bu hayallere ulaşmak için sürekli çalışmasıdır.
Sevgili gençler; tercih listenize sadece bölümleri değil, hayallerinizi de yazın. Sadece bugünü değil, yarını da düşünün. Kendinizi yalnızca bir diplomaya değil, hayat boyu öğrenmeye hazırlayın. Çünkü gelecekte sizi başarılı kılacak olan yalnızca mezun olduğunuz üniversite değil; karakteriniz, çalışkanlığınız, vizyonunuz ve kendinize yaptığınız yatırımdır.
Doğru tercih; yüksek puanla girilen üniversite değil, insanı mutlu edecek, üretken kılacak ve geleceğe güvenle taşıyacak seçimdir. Unutmayın, önemli olan hangi üniversiteyi kazandığınız değil, kazandığınız üniversitede kendinize nasıl bir gelecek inşa ettiğinizdir.
Hanife Arslantürk/TİMETÜRK