İmralı’da Abdullah Öcalan için bir ev yapıldığı, bu evin bahçeli bir villa olduğu, iki katlı olduğu, yaklaşık 250 metrekare kapalı alana sahip bulunduğu, aynı zamanda çalışma ofisi olarak tasarlandığı ve teknik altyapısının hazır olduğu anlatılıyor. Üstelik bütün bunlar öyle sıradan bir bilgi aktarımı biçiminde değil; “çok önemli kaynaklardan alınmış kulis bilgileri” havasıyla, kamuoyunun dikkatini özellikle bu ayrıntılara çekecek biçimde servis ediliyor. Sonra televizyon ekranları, sosyal medya hesapları ve haber siteleri aynı başlığın etrafında dönmeye başlıyor. Bir anda Türkiye’nin gündeminde “İmralı’daki villa” diye bir başlık beliriyor.
Fakat gazeteciliğin tam da burada durup sorması gereken basit bir soru var: Bu gerçekten yeni bir haber mi?
Çünkü eğer söz konusu yapı daha önce kamuoyuna yansımış, daha önce haber olmuş ve varlığı belirli çevreler tarafından zaten bilinen bir mesele ise, bugün yeniden gündeme getirilmesinin kendisi haber değeri taşıyan asıl olaydır. O zaman gazetecinin işi binanın metrekaresini hesaplamak değil, haberin zamanlamasını hesaplamaktır. “Ne zaman yapıldı?” sorusu kadar “Neden şimdi yeniden konuşuluyor?” sorusu da sorulmalıdır.
Eski Bilgi, Yeni Ambalaj
Gazeteciliğin en önemli araçlarından biri hafızadır. Gazeteci yalnızca bugünü bilmez; dünü de hatırlar. Arşive bakar, eski haberleri tarar, daha önce söylenmiş sözleri bulur ve önüne getirilen “yeni” bilginin gerçekten yeni olup olmadığını kontrol eder. Çünkü kamuoyu hafızasını kaybettiğinde, eski haberleri yeni haber sanmaya başlar. İşte o noktada medya yalnızca bilgi aktaran bir araç olmaktan çıkar; farkında olarak ya da olmayarak gündemin yeniden kurulmasına aracılık eder.
Bugün yapılan da tam olarak böyleyse, ortada yalnızca İmralı’da bir yapı olup olmadığı meselesi yoktur. Asıl mesele, daha önce bilinen bir bilginin neden bugün yeniden ısıtıldığıdır. Çünkü eski bir haberi yeniden gündeme getirmek son derece meşru olabilir. Gazetecilik bunu elbette yapabilir. Fakat o zaman bunun dürüstçe söylenmesi gerekir: “Daha önce gündeme gelen bu konu yeniden tartışılıyor.” Oysa eski bir bilgiyi yeni bir gelişme duygusuyla servis ettiğiniz anda, okurun ve izleyicinin algısını da değiştirmiş olursunuz.
“Villa” Kelimesi Tesadüf Değildir
Bir de kullanılan kelimelere bakalım. “İmralı’da kullanım için hazırlanmış bir yapı” demek başka bir şeydir, “Öcalan’a villa yapıldı” demek başka. Birinci ifade teknik bir tanımlamadır; ikinci ifade ise doğrudan siyasi ve toplumsal çağrışım üretir. Villa dediğiniz anda insanların zihninde konfor, ayrıcalık, imtiyaz ve statü belirir. Böylece tartışmanın merkezine binanın kendisi değil, binaya yüklenen anlam yerleşir.
Sonra 250 metrekare konuşulur. Bahçe konuşulur. İnternet konuşulur. Görüntülü telefon konuşulur. Ofis konuşulur. Öcalan’ın o eve geçip geçmeyeceği konuşulur. Statü talebi konuşulur. Fakat bütün bu gürültünün içinde en basit soru kaybolur: Bunların hangisi gerçekten yeni?
İşte gündem mühendisliğinin tehlikeli tarafı da budur. Gündem mühendisliği mutlaka yalan söylemek değildir. Bazen gerçek bir bilgiyi alıp onu farklı bir zamanda, farklı bir başlıkla ve farklı bir çerçeveyle sunmaktır. Bilgi doğrudur ama bağlam değişmiştir. Bağlam değişince algı değişir. Algı değişince tartışmanın yönü değişir.
Kulis Bilgisi Gazeteciliğin Yerine Geçemez
Burada gazeteciliğin başka bir problemiyle de karşı karşıyayız. “Önemli isimlerle görüştüm”, “devletin içinden öğrendim”, “çok özel bir kulis bilgisi” gibi ifadeler son yıllarda haberin güvenilirliğini artıran bir mühür gibi kullanılabiliyor. Oysa gazetecilikte kaynağın önemli olması, gazetecinin sorgulama görevini ortadan kaldırmaz. Tam tersine, kaynağın gücü arttıkça gazetecinin sorumluluğu da artar.
Gerçek gazetecilik, önemli birinden bilgi almak değildir. Önemli birinden aldığınız bilgiyi gerektiğinde yine önemli sorularla sınayabilmektir. “Bana böyle söylendi” gazeteciliğin son cümlesi değil, ilk cümlesidir. Ardından “Bu bilgi ne zaman oluştu?”, “Neden şimdi aktarılıyor?”, “Daha önce biliniyor muydu?”, “Bugünkü siyasi atmosferle nasıl bir ilişkisi var?” soruları gelmelidir.
Gazeteci, kulisin taşıyıcısı değil, kulisin sorgulayıcısı olmalıdır.
Asıl Haber Binanın Kendisi Değil
Şimdi biraz geriye çekilip tabloya bakalım. Eğer bu yapı gerçekten daha önce hazırlanmışsa ve bugün yalnızca yeniden gündeme taşınıyorsa, asıl haber İmralı’daki binanın kendisi değildir. Asıl haber, o binanın neden bugün yeniden gündemin merkezine yerleştirildiğidir.
Çünkü gündem kendiliğinden oluşmaz. Bir başlık seçilir. O başlığın içine belirli kelimeler yerleştirilir. Bazı ayrıntılar öne çıkarılır, bazı ayrıntılar geride bırakılır. Sonra haber sosyal medyaya düşer. Televizyonlar tartışmaya başlar. Siyasetçiler açıklama yapar. Köşe yazarları yorumlar. Birkaç saat sonra ilk haberin kendisinden daha büyük bir tartışma ortaya çıkar.
Ve sonunda haber, kendi haberini üretmeye başlar.
İşte gazetecinin burada yapması gereken, bu gürültünün içine bir mikrofon daha bırakmak değil, gürültünün kaynağına bakmaktır.
Gazeteci “Ne Olduğu?” Kadar “Neden Şimdi?” diye Sormalı
Benim açımdan bu meselenin kilit cümlesi “Öcalan’a villa yapıldı mı?” sorusu değildir. Elbette bu da araştırılmalıdır. Fakat gazetecilik merakı orada bitmez. Gazetecinin asıl sorması gereken soru şudur: Bu bilgi neden şimdi, neden bu biçimde ve neden özellikle “villa” kelimesi üzerinden kamuoyunun önüne getiriliyor?
Çünkü benim tecrübelerime dayanarak elde ettiğim bilgi; bir haberin zamanı, bazen haberin kendisi kadar önemlidir ifadesini güçlendirir.
Eğer eski bir bilgi bugün yeni bir bilgi gibi dolaşıma sokuluyorsa, burada gazetecinin görevi gündeme teslim olmak değil, gündemi sorgulamaktır. Hele konu Türkiye’nin en hassas siyasi başlıklarından biriyle ilgiliyse, gazetecinin sorumluluğu daha da büyür. Böyle bir konuda her kelimenin, her görüntünün, her başlığın ve her zamanlamanın siyasi bir karşılığı olabileceğini bilmek gerekir.
Kamuoyu elbette bilgilendirilecektir. Ama bilgilendirmekle yönlendirmek arasındaki çizgi de korunmak gazetecinin görevidir.
Çünkü gazetecilik, önüne bırakılan gündemi büyütmek değildir. Bazen tam tersine, herkes aynı yere bakarken başka bir yere bakabilmektir.
Herkes İmralı’daki eve bakıyor olabilir.
Ben ise kameranın neden tam o eve çevrildiğini merak ediyorum.
Çünkü belki de asıl mesele, İmralı’da bir evin bulunup bulunmaması değildir.
Belki asıl mesele, eski bir bilginin bugün yeniden dolaşıma sokularak Türkiye’nin neyi konuşacağının belirlenmesidir.
Ve burada gazetecinin elindeki en güçlü soru hâlâ aynı:
“Neden şimdi?”
Çünkü bazen gündemin ortasına bir haber bırakılmaz.
Gündem bırakılır.
Ve bazen inşa edilen şey İmralı’daki bir villa değil, toplumun bakmasının istendiği yöndür.
Şakir Kurter/TİMETÜRK