$

Dolar

48,5535

Euro

56,5021

£

Sterlin

65,7612

Frank

59,7067

Gram Altın

6.735,6400

Bitcoin

3.754.926

$

Dolar

48,5535

Euro

56,5021

£

Sterlin

65,7612

Frank

59,7067

Gram Altın

6.735,6400

Bitcoin

3.754.926

Makale 11.09.2026 7 dk okuma

Kardeş kardeşe nasıl el olur?

Paylaş:

Aynı annenin rahminden dünyaya geldik.
Aynı babanın soyadını taşıdık.
Aynı evin kapısından girip çıktık.
Aynı sofrada ekmeği bölüştük, aynı tencerenin yemeğine kaşık salladık. Aynı annenin sesinde huzur bulduk, aynı babanın bakışında güven aradık.

Çocukluğumuzun en eski şahidi kardeşimizdi.

Biz daha kim olduğumuzu bilmezken o bizi biliyordu.

İlk düşüşümüzü gördü. İlk sevincimize ortak oldu. İlk korkumuzu bildi. Belki aynı oyuncağın kavgasını ettik, belki aynı yorganın altında uyuduk. Birimizin canı yandığında diğerinin yüreği sızladı.

Sonra büyüdük.

Hayat denilen o büyük imtihanın içine savrulduk.

Ve bir gün…

Birbirimize el olduk.

İnsan bazen hayatın en büyük trajedisini yabancılarda değil, kardeşinde yaşar.

Çünkü yabancıya yabancı olmak kolaydır.

Asıl acı olan, bir zamanlar “canım” dediğin insanın yıllar sonra sana yalnızca “o” diye anılmasıdır.

Peki kardeş kardeşe nasıl el olur?

Bir günde olmaz bu.

Kardeşlik bir sabah uyanıp yok olmaz.

Önce küçücük bir kırgınlık düşer araya.

Ardından söylenmeyen bir söz…

Cevapsız bırakılan bir telefon…

“Sonra konuşuruz” denilerek ertelenen bir mesele…

Sonra o “sonra”, yıllara dönüşür.

Konuşmalar azalır.

Ziyaretler seyrekleşir.

Bayramlar formaliteye dönüşür.

Aynı şehirde yaşayan kardeşler, birbirlerinin hayatından habersiz yaşamaya başlar.

Sonra araya başkaları girer.

Eşler… Aileler… Para… Miras… Kıyas… Kıskançlık… Eski hesaplar… Yeni hesaplar…

Ve nihayet gurur.

İşte kardeşliğin mezar taşına çoğu zaman o kelime dikilir:

Gurur.

“İlk adımı ben atmayacağım.”

“Önce o gelsin.”

“Bunca şeyden sonra ben mi arayacağım?”

İnsan böyle söylerken farkında değildir:

Belki de aramadığı kişi, hayatında bir daha hiç arayamayacağı kişidir.

Çünkü hayat, insana her kapıyı ikinci kez açmaz.

Ne hazindir ki kardeşler çoğu zaman miras için birbirlerine düşerler.

Oysa anne ve babaların çocuklarına bıraktığı en büyük miras; ev, arsa, tarla, para ya da altın değildir.

Onların gerçek mirası birbirleridir.

Anne öldüğünde yalnızca bir anne gitmez bu dünyadan.

Bir evin dili susar.

Baba öldüğünde yalnızca bir baba toprağa verilmez.

Bir ailenin direği çekilir.

Ve geride kalan çocuklara aslında şu emanet edilir:

“Artık birbirinize sahip çıkın.”

Çünkü anne-baba bilir ki para bitebilir.

Ev satılabilir.

Tarla el değiştirebilir.

Miras bölünebilir.

Altın kaybolabilir.

Fakat kardeşlik kaybedilirse, yerine konulabilecek hiçbir servet yoktur.

Ne acıdır ki bazı evlatlar, anne babaları hayattayken onların sözünü dinlemez; onlar öldükten sonra ise bıraktıkları malları paylaşırken birbirlerinin yüzüne bakamaz hâle gelir.

Bir annenin yıllarca aynı sofrada yan yana oturttuğu evlatlar, birkaç metrekarelik bir toprak parçası için birbirine düşman olur.

Bir babanın “Birbirinize sahip çıkın” diye tembihlediği çocuklar, babalarının mezarı henüz soğumadan birbirleriyle mahkemelik olur.

Ve insan sormadan edemiyor:

Anne-babamız bize miras olarak gerçekten mal mı bıraktı, yoksa birbirimizi mi bıraktı?

Eğer bunu anlayamadıysak, mirasın en kıymetli kısmını çoktan kaybetmişiz demektir.

Kardeşlik, haklı çıkma sanatı değildir.

Kardeşlik, bazen haklı olduğun hâlde susabilmektir.

Bazen “Ben de kırıldım” diyebilmektir.

Bazen gururundan vazgeçip kapıyı çalmaktır.

Çünkü bazı kapılar vardır; açılması için anahtara değil, cesarete ihtiyaç duyar.

Bir telefon açmak…

Bir mesaj göndermek…

“Gel, konuşalım” demek…

Bütün mesele bazen bundan ibarettir.

Ama biz bunu yapmayız.

Çünkü gururumuz ağır gelir.

Oysa insanın gurur uğruna kaybettiği bazı insanlar vardır ki, onları geri kazanmak için bütün ömrünü verse bile yetmez.

Sonra yıllar geçer.

Bir hastane koridorunda karşılaşılır.

Bir cenaze avlusunda göz göze gelinir.

Bir bayram sabahında aynı kapının önünde durulur.

Bir zamanlar birlikte büyüdüğün insan karşındadır.

Saçları ağarmıştır.

Yüzüne yıllar çökmüştür.

Ve insan o anda, yıllardır savunduğu bütün haklılıkların ne kadar küçük olduğunu fark eder.

Çünkü ölümün karşısında mirasın, paranın, hesabın, gururun hiçbir hükmü yoktur.

İnsanın aklına tek bir cümle gelir:

“Keşke daha önce konuşsaydık.”

Ama hayatın en acı tarafı şudur:

Bazı “keşke”ler, insanın ömrünün geri kalanına mahkûm edilir.

Bazı insanlar öldükten sonra özlenir.

Bazı eller toprağa girdikten sonra tutulmak istenir.

Bazı sesler sustuktan sonra duyulmak istenir.

Ve bazı kardeşlikler, barışmak için atılacak tek bir adım geciktirildiği için mezara kadar taşınır.

Öyleyse kardeşinizle aranızda bir duvar varsa bugün kendinize sorun:

Ben gerçekten kardeşimi mi kaybetmek istiyorum, yoksa haklı çıkmayı mı?

Cevap ne olursa olsun, unutmayın:

Haklılığınız size sarılmaz.

Haklılığınız hastalandığınızda başucunuzda beklemez.

Haklılığınız annenizin cenazesinde yanınıza oturmaz.

Haklılığınız babanızın mezarında sizinle aynı duayı etmez.

Ama kardeşiniz edebilir.

Çünkü kardeş, insanın hayat boyunca taşıdığı en eski emanettir.

Anne ve babalarımız bu dünyadan göçüp gittiklerinde bize yalnızca fotoğraflarını, evlerini, eşyalarını ve isimlerini bırakmazlar.

Bize birbirimizi bırakırlar.

Asıl miras budur.

Ve belki de onların bizden beklediği son vasiyet şudur:

“Ben yokken birbirinize sahip çıkın.”

Öyleyse daha neyi bekliyoruz? Bir telefonun zilini mi? Bir cenazeyi mi? Bir hastane kapısını mı? Bir mezar taşını mı?

Hayat, insanın kardeşine söylemek istediği güzel sözleri erteleyebileceği kadar uzun değildir.

Git kardeşinin kapısını çal.

Sarıl. Konuş. Affet. Affedil.

Çünkü bir gün o kapı sonsuza kadar kapanabilir.

Ve o gün elinde ne kadar büyük bir miras olursa olsun, eğer kardeşini kaybetmişsen, aslında en büyük mirası kaybetmiş olacaksın.

Mal bölünür. Para tükenir. Ev yıkılır. Toprak satılır. Soyadı zamanla unutulur.

Ama kardeşlik…

Kardeşlik insanın kalbinde taşınan ve ömür boyunca korunması gereken mukaddes bir emanettir.

Ve unutmayalım:

Aynı anne babanın evlatlarını birbirine yabancı yapan şey çoğu zaman uzaklık değildir.

Konuşulmayan kırgınlıklardır. Büyütülen öfkelerdir. Affedilmeyen hatalardır.

Ve en çok da, uğruna sevdiğimiz insanları kaybettiğimiz o kahrolası gururdur.

Kardeş kardeşe bir günde el olmaz.

Ama kardeş kardeş el olduktan sonra, bazen bir ömür yetmez yeniden kardeş olmaya.

O yüzden…

Henüz hayattayken birbirimize yetişelim.

Çünkü bazı vedaların telafisi yoktur.

Bazı kayıpların dönüşü yoktur.

Ve bazı “keşke”ler…

İnsanın ömründen bile uzun sürer.

Şakir Kurter/TİMETÜRK

Etiketler:
Şakir Kurter
Şakir Kurter

Köşe Yazarı