Ünlü isimler bir süredir gözaltına alınıyor; serbest bırakılanlar ise “masumiyet karinesi”nden bahsederken alenen mağduru oynuyor. Şöhretin masum bir şey olmadığı gerçeği işlerine gelmiyor. Hayranlarının da öyle…
Bu duruma “ünlü kompedanı” kimi gazeteci tipleri (medya) de çanak tutuyor.
Şöhretlere yanaşmak/savunmak bazı gazeteciler için tadından yenmez çünkü kitlenin beklentilerini bu sözde duyarlılar koruyarak, dürterek, kaşıyarak “şahsiyet” buluyor.
İki güncel soru:
Ünlü tayfasına sosyal medyadan dahil olan fenomen, influencer gibi sıfatlar herhangi bir nitelik belirtebilir mi?
Şöhret, bir iş, vasıf veya doğrudan eser sayılabilir mi?
Çoğu ünlünün hali, en basit manasıyla kalabalıkların çilesine mesafeli, emeği sömürmeye meyilli bir tür illüzyondur.
Şöhret, pişkin bir zalimdir. Kitlelere doğruyu yanlış, yanlışı doğru diye yutturabilecek kadar ileri gidebilir!
Şöhretin büyüsünün hayran kitledeki tesirini kavramak güçtür. Bu enerjinin yüküne ünlüler hamallık ediyor görünebilir ancak bedelini kitle de öder.
Haluk Levent’in depremzedelere yardım kampanyasında sergilediği profile birtakım siyasiler dahil her kesimden ağzı sulananlar çıkmıştı; “ünlü efekti” ile geniş kitlelere “mesaj” vermek havalıydı.
Bugün kimse üç yıl önceki vaziyeti tam açıklayamıyor: “Hepiniz oradaydınız” tabelası askıda!
Ünlülerin halinin muhatabında gözle görülür bir imaj/hayal tesiri taşıması ilginçtir.
Ünlü-kitle diyalektiği:
Ünlü bir “tavuk” ise, onun “yumurta” hali nasıl peydahlanmıştır?
Yok “yumurta” ise, ona nasıl kuluçkalık yapılmıştır?
Sadece ünlerinden geçinen, itibar devşiren çakallar… Siz var ya siz, saymakla bitmezsiniz.
İtibar demişken… Siyasilerin popülizm/günlük politika alışkanlığı, ünlülerle maske değiş-tokuşuna kadar gidebilir ancak iki taraf da mevzu sorumluluk olduğunda yan çizer.
Maske, en çok siyasiler ve ünlülerin tükettiği günlük eşyadır.
Kitle ise hep kolaya kaçar; mevzunun iç yüzü yerine maske ile eğlenmek ister. Vakaların iç yüzünü açıklama sorumluluğunu kalabalık içinde yok saymak kolaydır.
…
Ahbap soruşturmasında “ben de bilmiyordum, öyle dediler inandım, kandırılmışım” diyen gazeteci/ünlü/fenomen tipinin araştırma sorumluluğundan kaçışı, kitle/sürü psikolojisinin en ucuz numarasıdır.
Toplumda, kamu önünde surat seğirten, lakin iş kamu faaliyetlerine gelince boynunda çelenk gibi dolandırıcı yaftası taşıyanları görmezden gelen kamu şarlatanları.
Domuz gibi mutlu, yüzlerine çevrili zehirli hayranlık duygusuyla hiçbir duyarlılığa izin vermeyen operasyon çocukları... Enkaz altında, üzerinde, yanında çaresiz kalmış kaç insanın hakkına girdiniz?!
…
Kitleye soruldu: Temsilci, sadece duygu ile tanınabilir mi?
“Temsil” davasına ünlüleri kattığımızda, onları anında “müstesna” sayarak gerçeği ters-yüz edenler “hoşgörü” ile hakikatin ırzına geçer.
Şöhret kişi bundan habersiz de olabilir ve dokunulmazlığı hayranlarını fanatikleştirebilir.
Kumarbaz şarkıcı Serdar Ortaç’ın “ünlü” itirafıydı: “Halkımıza iyi örnek olamadım”
Ünlü olduğun an “örnek” olunuyor demek ki!
İş, meşguliyet, faaliyet fark etmeksizin “temsil” gerçekten ciddi sorumluluk. Muhatabı kendiliğinden manipüle eden kimi ünlüler ise adeta hayatımızla dalga geçiyor.
Muhatap (hayran kitle) ünlünün kendisinden birtakım sorumluluklar aldığını safça düşünür.
Halbuki o ünlü zır cahilin teki çıkmış, dünya yansa umurunda değildir. Aldanmanın böylesi…
Ünlünün zehirli (maskeli) hallerini emen, hak duygusunu ise çiğneyip tüküren kitleler…
Hayranın gözü kördür. Ünlüsüne gelen tepkiyi üstüne alınıp savunmaya geçebilir. Hayran taklidi yaparken ailesinden, hakiki sevenlerinden bile kopuş veya savrulmalar yaşayabilir.
Kısaca, ünlülerle hayran kalabalık arasındaki “görünmez” ilişkiler hayali sanılmakla birlikte çizgiler oldukça nettir.
İki tarafta da sorumluluk aranır ve günün sonunda fatura her iki tarafa kesilir.
İhaneti derinleştirip yarayı açık bırakan ise, Ahbap rezaletinde de görüldüğü gibi etkileşim budalası gazeteci, yorumcu veya sosyal medyayı tımarhaneye çeviren “tanınmış kişiler”dir.