$

Dolar

46,4600

Euro

53,4522

£

Sterlin

61,7859

Frank

58,1082

Gram Altın

6.390,3500

Bitcoin

2.990.472

$

Dolar

46,4600

Euro

53,4522

£

Sterlin

61,7859

Frank

58,1082

Gram Altın

6.390,3500

Bitcoin

2.990.472

Makale 18.06.2026 10 dk okuma

Çin kazanıyor, İsrail pusuda, ABD telaşlı, Avrupa şaşkın…

Paylaş:

İran’ı hedef alan ABD saldırıları, 2017-18 itibariyle ABD’nin başta Çin olmak üzere Avrupa ve birçok ülkeye ithalat kotası/gümrük vergisi koymaya başladığı sürecin parçasıdır.

İsrail istihbaratının fitilini ateşlediği İran savaşı, ABD için ne nükleer silah, ne yaptırımlar ne de İran’ın bölgedeki vekil güçleriyle doğrudan ilgilidir.

Bu başlıklar Siyonist lobilerin yıllardır sürdürdüğü oyunudur.

ABD’yi bu zaman diliminde doğrudan ilgilendiren ülke, Çin’in ticaret yolu ortağı İran’ın kendi adamının (Nuri el Maliki) Irak’taki seçimlerde yeniden aday gösterilmesiydi.

Göreve başladığı Ocak ayında Trump, Maliki yeniden iktidara gelirse ABD'nin Irak'a verdiği desteği keseceği tehdidinde bulunmuştu.

Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin liderliğindeki “İmar ve Kalkınma İttifakı”, Mayıs ayında görevini resmen Ali Zeydi’ye devretti.

Çin, görev devrinin akabinde Zeydi’ye tebrik mesajı göndermişti.

Irak, Rusya ve Suudi Arabistan’dan sonra Çin’in en büyük üçüncü petrol tedarikçisidir.

Zeydi’nin başbakanlığı ile Çin-Irak ilişkileri ABD’ye rağmen gücünü korumuş oldu.

Maliki döneminde Irak-İran ilişkileri sanıldığından sıkı olmuş, Irak toprakları Bağdat dahil İran destekli Şii milislerle işgal edilmiştir.

Maliki, özellikle enerji, ulaşım ve altyapı alanlarında Çin-Irak ortaklıklarının genişletilmesini savunan bir isimdi.

Çin’in Irak’ın en büyük ticaret ortağı haline gelişi Maliki dönemindedir.

Irak, bu dönemde Çin ile "Yeniden Yapılanma için Petrol" projesini imzaladı.

Bu ilişkideki derinlik, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgali sonrası 2005 yılında yeniden şekillenen Irak Anayasası’nda ABD’li şirketlere ülkenin enerji sektöründe tanınan ayrıcalığın hukuki zeminini bozmuştur.

2006-2014 arası iki dönem başbakanlık yapan Maliki’nin Irak’ta yeniden iktidara gelme ihtimali, Trump’ın ikinci dönemde Çin’i bölgede durdurmanın en önemli gerekçesi olmuştur.

ABD-İran çatışmasında İsrail’in rolü

İsrail işte tam bu noktada devreye giriyor.

İran’ın uzantısı haline gelen Irak rejimiyle ilgili ABD yönetimine istihbarat veren Mossad, İran’ın Irak’ta bulunan üst düzey komutan ve mühendislerini sık sık hedef alan suikastlerle Washington’u İran hedefli olarak sürekli manipüle etmiştir.

Peki, ABD’nin istemediği Maliki, İsrail tarafından şimdiye kadar neden ortadan kaldırmamıştır?

Bu noktada müttefiki ABD de olsa, İsrail’in Çin’in tepkisini göze alamadığı düşünülebilir.

2020 yılında Çin’in TelAviv Büyükelçisi Du Wei’nin İsrail’deki evinde ölü bulunmasının ardından herhangi bir soruşturma başlatmaması dikkat çekmişti.

ABD eski CIA Başkanı Mike Pompeo, büyükelçi Wei’nin Çin’le gizli askeri bilgi paylaşımında bulunduğunu iddia etmişti. ABD’nin Çin’e ticari yaptırımları nedeniyle gerginliğin sürdüğü o tarihte vuku bulan Büyükelçinin ölümünün İsrail tarafından da aydınlatılmamış olması ve Çin’in de sessiz kalması tuhaf karşılanmıştı.

Trump’ın İran ile savaşı bitirdiğini duyurduğu anlaşma sonrası çelişkili açıklamalarını sürdürmesi hem ABD’nin planının olmamasından hem de Çin’in ne yapacağını kestirememesinden kaynaklanıyor.

ABD, bu savaşla birlikte tarihinde hiç kazanamadığı savaşlara bir yenisini eklemiştir.

Öte yandan anlaşma her zaman bozulabilir, İsrail’in sabote etmesine göz yumulabilir.

ABD’nin Ortadoğu’da öteden beri kullandığı “sınırları yeniden çizme” iddiasının bahanesi olan İsrail, ABD’li şirketlerin sıçrama tahtası ve yeni güç dengelerini test üssü oldu.

ABD ordusunun yapay zeka dahil son teknoloji saldırıları gerçek silah testi amacını da taşıdığından, bu İsrail sayesinde mümkün olmakta, bunun için ise bölgemiz hedef olmaktadır.

ABD’li silah ve teknoloji şirketlerinin elde ettiği “en sağlam” veriler bu bölgede mevcut olmakla birlikte, aynı şirketler ABD ordusuna ve diğer tüm kurumlarına da operasyon çekmektedir.

ABD-Çin ticaret savaşı

ABD’nin 2003 itibariyle Ortadoğu’daki tüm dengeleri alt-üst eden işgali İsrail istihbaratının ABD merkezli düşünce kuruluşları dahil çeşitli istihbarat yönlendirmeleriyle mümkün olmuştur.

Malum, Gazze’deki soykırım saldırıları nedeniyle ABD’de Tucker Carlson başta olmak üzere ciddi gazetecilerin söz konusu ilişkiyi mercek altına alması, Trump yönetiminin İsrail güdümünde hareket ettiği yorumlarına güç kazandırdı.

Geçtiğimiz günlerde ise ABD medyasından NBC News'ün haberi, ABD-İsrail ilişkilerinde yeni bir sorgulamayı beraberinde getirmişti.

Haber, Pentagon'un Savunma İstihbarat Teşkilatı (DIA), ABD-İran savaşı iki müttefik arasındaki gerilimi artırırken (Trump’ın Netanyahu’yu azarlamaları) İsrail'in karşı istihbarat faaliyeti ile üst düzey ABD yetkilileri hakkında istihbarat topladığı şüphesini gündeme getirdi.

New York Times, söz konusu yetkililer arasında Trump'ın baş müzakerecisi Steve Witkoff ile Pentagon politika şefi Elbridge Colby'i saydı.

ABD’deki savunma ve teknoloji şirketlerinin (Silikon Vadisi) küresel ticaretinde İsrail istihbaratının müdahalelerinin çok eski tarihlere dayandığı biliniyor.

Özellikle 2010 yılı sonrası ABD’nin Ortadoğu’dan askeri güçlerini kısmen çektiği tarihten itibaren İsrail yanlısı ABD medyasında, ABD’nin Ortadoğu’dan çekilip çekilmeyeceği yönünde analizlere yer veriliyor.

Suriye, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerde bulunan ABD askerleri Kongre'de zaman zaman tartışma konusu olurken, Trump’ın ikinci döneminde ABD'nin savunma altyapısı ve teknolojisinin güçlendirilmesi vaadi öne çıkmıştı.

Nitekim İran’ı hedef alan saldırılarda aynı şirketlerin büyük hisse satışları dahil, 7 büyük şirketin Pentagon ile yeni anlaşmalar yaptığı biliniyor.

ABD-Çin arasında ticari hegemonya savaşı sürerken İsrail, ABD’nin savunma ve dış politikalarında "beyin takımı" konuşlandırmayı sürdürüyor.

İsrail her savaşı paraya, her ilişkiyi şantaja, canlı-cansız her şeyi hedefe çevirme rahatlığını buluyor.

ABD’yi yeni savaşlara sürükleyebilecek etki ajanlığını sürdüren küresel terör üssü İsrail, İran ile ABD’yi meşgul ederken Beyrut’a bomba yağdırıyor, Lübnan’ın bir kısmını işgal edip toprak gaspını “genişletme” şeklinde duyuruyor; “yerleşimci” dedikleri işgalci Yahudilere de arsa reklamı yapabiliyor.

Çin, ABD ile herhangi bir askeri çatışma hedefi taşımadığını sık dile getirmiş olsa da küresel ticaretteki payı artık her ülkeyi ürkütüyor.

Biden döneminde de ABD-Çin ilişkileri gerginliğini korurken AUKUS ittifakı öne çıkarılmış ve Çin, Pasifik bölgesinde denizden kuşatma testiyle karşılaşmıştı.

Çin’in Suudi Arabistan ile İran’ın arasını bulduğu 2023 yılı hamlesi, Pasifik’teki ABD tacizlerine Ortadoğu’dan yapılmış karşı hamle sayılabilir.

Nitekim güvenliklerini ABD istihbaratı ve askeri danışmanlığına emanet eden Suudi Arabistan dahil bazı Arap rejimleri, İran’ın füze misillemeleri sonrası ABD baskısından sıyrılarak Rusya ve Çin ile ilişkileri geliştirme telaşına düşmüş, Türkiye ile ilişkilerini de gözden geçirmek durumunda kalmıştır.

Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde, Suriye ekonomisinin ayağa kaldırılması sürecinde göze batan Suudi kaprisi, İran’ın füze atışlarından sonra yerini yeni ticari anlaşmalara, demiryolu hattı gibi dev projelere terk etmiştir.

Türkiye’nin Irak üzerinden öncülük ettiği Kalkınma Yolu projesi bir yandan İran’ı rahatsız ederken, Körfez ülkelerinin lehine sonuç verebilecek şekilde ilerlemesi beklenmektedir.

Aynı projenin Çin-Türkiye arasında ilerleyen Orta Koridor ticaret projesi ile bağlantısı hedeflendiğinden, Çin-İran ilişkilerinde de Türkiye’nin konumu vazgeçilmezdir.

ABD’nin Çin’in ticaret hamleleriyle kuşatılmışlık hissine kapılması boşuna değil.

Çin malları öteden beri ABD kamuoyunun tüketimine sunulmaktaydı.

90’ların ABD’sinde öne çıkan Japon pazarının yerini artık Çin pazarı almıştır.

Biden’ın son döneminde ABD Kongresi üyelerine hitap ederken söylediği “elimizi çabuk tutmazsak Çin bizi geçecek” sözü anlamlıdır.

Trump’ın yakın tarihteki Çin ziyareti ise, bu sözü ABD aleyhine doğrulamıştır.

Trump’ın Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile masada yanına dizdiği ABD’li şirket CEO’larını sunarken iki büklüm, rica minnet hali, az sayıda stratejistin bahsettiği görüntü olmuştur.

Pekin’de yapılan görüşmeler ABD’nin ticaret savaşındaki hezimetini, ABD limanlarının Çin istilası altındaki limanlar karşısında gerilemesini ortaya koymaktadır.

İran savaşı, ABD’nin Çin’i İran üzerinden püskürtme denemesi olarak düşünülecek olursa, Ukrayna üzerinden Rusya’yı püskürtmeyi deneyen Avrupa ile aynı kaderi paylaştığı söylenebilir.

Şirketlerin ABD dış politikasından daha bağımsız ve esnek hareket kabiliyeti ve gücü ortadayken, Washington’un aynı şirketlerin stratejilerine gebe bir halde politika geliştirme yetersizliği, resmi kurumlarındaki çelişkili, ilkesiz tutumları nedeniyle görülen tutarsızlıklar, dünyada ABD’ye olan güveni sadece ticari değil, finans yönünden de sarsmıştır.

ABD, uluslararası ilişkileri tehdit ve şantaj yoluyla (İsrail nüfuzu) sürdürerek kazanacağını hesaplasa da, hedef aldığı ülkeler yeni ticari ittifak ve ilişkileri çoktan geliştirmeye başlamıştır ki buna Afrika ülkeleri de dahildir.

Trump’ın İran ile savaş sonrası piyasalar için, "Bir ekonomik felaket görmek istemedim. Eğer devam etseydik böyle bir şey olabilirdi" şeklindeki sözü, ekonomik dengelerin ABD aleyhine geliştiğinin itirafını gizliyor.

Bu noktada “savaşı İran kazandı” hükmünü çıkarmak İran için moral bakımdan anlamlı olabilir ancak İran’ın ekonomik durumunu ve çöken altyapısını dikkate aldığımızda bölgede büyük projeler kovalayan Çin, ABD’nin alternatifi olarak bölgedeki yerini İran’da da sağlamlaştırmaktadır.

Trump’ın “Körfez ülkeleri İran’a yatırım yapabilir” sözü ise, söz konusu ülkelerin aylardır İran’dan gelen füze saldırıları karşısında düştüğü durumları umursamadığına delil.

İşte bu noktada bölge ülkeleri İran’ın destekçisi Çin’in yeniden devreye girmesini bekleyecektir.

Londra-Pekin arası ABD’yi devre dışı bırakan ticaret ağları kara-deniz ve hava güzergahlarıyla hızla şekillenmekte, ABD ve Avrupa’daki finans kaynaklarını yön tayinine zorlamaktadır.

ABD’nin Avrupa’nın itirazına rağmen Rusya’yı Çin’den koparmak için Putin’e birtakım teklifler sunması Moskova’nn elini güçlendirirken, Çin-Rusya ittifakına karşı can çekişen ve iç krizlerle boğuşan NATO teşkilatı üzerinden yeniden bölgede savaş oyunları oynamaktan başka çarelerinin kalmadığı görülmektedir.

Savaş, Batı aklı için ekonomiyi yeniden ihya ve hegemonya yolu...

Batılı kurumlar, içinde bulundukları çaresizlik ve çözümsüzlük haliyle, uzun yıllardır hiçe sayılan uluslararası kural ve anlaşmalarla birlikte çöp oldu. (Batılı kurumları yücelten Nobel ödüllü Daron Acemoğlu’nun kulakları çınlasın…)

Bu konjonktürde, Temmuz ayında düzenlenecek NATO zirvesinde kartların yeniden karılacağı besbelliyken, Türkiye’nin alacağı kararlar hayati önem arzediyor.

Cumali Dalkılıç/TİMETÜRK

 

Etiketler:
Cumali Dalkılıç
Cumali Dalkılıç

Köşe Yazarı