Bir ülkenin geleceğini belirleyen atılımlar; sadece fabrikaları, yolları ya da ekonomik büyüklüğü değil. Asıl mesele insanların neye inandığı, neyi mümkün gördüğü ve nasıl düşündüğüdür. Çünkü teknoloji dediğimiz olgu aslında önce bir zihinde başlar, sonra kodlara, sonra ürünlere dönüşür.
Türkiye uzun yıllar boyunca teknolojiye daha çok “kullanan” taraftan baktı…
Telefonu aldı, yazılımı dışarıdan kullandı, sistemi başkasına kurdurdu. Bu durum da doğal olarak gençlerde şu hissi güçlendirdi: “Burada üretmek zor, gitmek daha kolay.”
Böyle olunca da “beyin göçü” dediğimiz konu neredeyse normal bir yol gibi görülmeye başlandı. İyi bir mühendis olmanın yolu, çoğu kişiye göre yurt dışından geçiyordu.
Ama son yıllarda bu bakış yavaş yavaş değişiyor. Belki büyük sloganlarla değil, ama günlük hayatta hissedilen güçlü bir dönüşüm bu.
Artık gençler sadece tüketmek istemiyor. “Ben de yapabilir miyim?” sorusunu kendilerine daha sık soruyorlar. Yazılım öğrenen, yapay zekâ ile uğraşan, kendi girişimini kurmaya çalışan gençlerin sayısı artıyor. En önemlisi de şu: Artık Türkiye’de kalıp üretmenin daha makul ve daha doğru bir tercih olduğu aşikar.
Bu noktada BAYKAR, ASELSAN ve ROKETSAN gibi yapılar, sadece şirket olarak değil, aynı zamanda bir “mümkünlük göstergesi” oldu. Yani gençlere şu mesajı veriyor: “Evet, artık Türkiye de dünya çapında iş yapılabiliyor.”
Bu ülkemiz ve gençlerimiz için çok kritik bir kırılma noktası.
Çünkü teknoloji sadece teknik bilgi değil, aynı zamanda özgüven meselesi. Eğer bir genç “ben yapamam” diyorsa, en iyi bilgisayarın da, en iyi eğitimin de çok bir anlamı kalmıyor.
Bir de işin eğitim ve organizasyon tarafı var. TEKNOFEST gibi etkinlikler de bu yüzden önemli; çünkü gençlere sadece anlatmıyor, “deneyimleme” fırsatı veriyor. Hayallerinizin ve hedeflerinizin mümkün olduğunu görmek, çoğu zaman yüzlerce dersten daha etkili olabiliyor.
Elbette bu dönüşümde devletin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan döneminde teknoloji ve savunma sanayine verilen desteğin de etkisi çok büyük. Bu destek, bazı alanlarda ciddi bir hareket alanı oluşturdu. Ülkemizde, aşağıdan yukarıya doğru büyüyen bir gençlik hareketi de var.
Yine de şunu kabul etmek lazım: İşin daha başındayız.
Türkiye’nin asıl sınavı “birkaç iyi proje” üretmek değil, bunu kalıcı bir ekosisteme çevirmek. Yani bir gencin aklına sadece “yurt dışına gideyim” değil, “burada da dünya çapında iş yapabilirim” fikrini daha ileriye taşımak.
Bugün hâlâ bazı gençler yurt dışını düşünüyor olabilirler... Bu çok normal; çünkü teknoloji dediğimiz alan küresel bir alan. Ama önemli olan şu: Türkiye aynı zamanda bir seçenek olabilsin.
Bugün dünya devletleri çok daha sert bir teknoloji yarışına giriyor. Yapay zekâ, veri, siber güvenlik, çip teknolojileri… Bunlar artık sadece mühendislik konusu değil, doğrudan ülkelerin gücüyle ilgili alanlar.
Ve açık konuşmak gerekirse, bu yarışta kazanmak için sadece iyi mühendisler yetmez. İyi bir vizyon gerekir. Sabır gerekir. Uzun vadeli düşünmek gerekir.
Bugün yapılması gerekenler aslında çok net:
Gençleri sadece “çalışın” diye motive etmek değil, onlara gerçekten üretebilecekleri alan açmak. Meslek Liseleri ve Üniversitelerle sanayiyi daha çok buluşturmak. Denemeyi teşvik etmek. Hata yapmaya biraz daha tolerans göstermek. Ve en önemlisi, “küçük düşünmeyi” bırakmak.
Çünkü küçük düşünürsen küçük kalırsın.
Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan viyon büyük hayal kurabilen insanlar. Ve bu hayali sadece konuşan değil, gerçeğe dönüştüren bir yapı.
Sonuçta mesele şu noktaya geliyor:
Türkiye teknoloji trenini kaçırmadı. Ama asıl mesele, bu treni sadece yakalamak değil; vagonunu büyütmek, hızını artırmak ve rotasını kendisinin çizebilmesini sağlamak.
Ve bunun anahtarı da ne sadece para, ne de sadece teknoloji…
Asıl anahtar: zihniyet, vizyon ve milli bir şuur!
Ve belki de en önemlisi şu gerçeği unutmamak gerekiyor…
Bir ülke bir gecede değişmez. Bir teknoloji ekosistemi bir anda kurulmaz. Bir zihniyet dönüşümü de kolay olmaz. Ama her şey bir yerden başlar. Bir öğrencinin merakıyla… Bir mühendisin inadıyla… Bir girişimcinin “ben bunu yapacağım” iddiasıyla…
Önemli olan bir çalışmayı başlatmak!
Bugün Türkiye’de geleceği değiştirecek atılımlar oluyor: İnsanlar yeniden denemeye cesaret ediyor.
Düşünsenize… Bir zamanlar “hayal” gibi görünen olgular bugün gerçek. Bir zamanlar “biz yapamayız” denilen işler bugün sahada, laboratuvarda, gökyüzünde, uzayda ve yazılım satırlarında karşımıza çıkıyor.
Bu yüzden mesele sadece teknoloji değil, inanmak…
İnanıyorum ki; bugün atılan her adım, geleceğin teknoloji devi olacak büyük Türkiye’nin hikâyesini yazıyor…
Gün gelecek, bugün “deniyoruz” dediğimiz bir çok yatırım ve proje, yarın bizlerin gurur kaynağı olacak.
Ömer Selim Subaşı/TİMETÜRK