Bazen bir cümle söylenir…
Ve o cümle, yıllar sonra bir milletin kaderini değiştiren başlangıç olarak hatırlanır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2026-2030 dönemini "Yapay Zekâ Yılları" olarak ilan etmesi, işte tam da böyle bir eşiktir.
Çünkü mesele yalnızca yeni bir teknoloji değildir.
Mesele, Türkiye'nin gelecekte dünyanın neresinde duracağıdır.
Bugün dünya yeni bir güç dengesi kuruyor.
Bir zamanlar petrolü olan ülkeler konuşuluyordu.
Sonra sanayisi güçlü olanlar öne çıktı.
Ardından dijital dönüşümü yakalayanlar…
Şimdi ise yeni çağın kazananları; yapay zekâyı geliştirenler, üretenler ve yönetenler olacak.
Artık savaşlar yalnızca cephelerde değil, algoritmalar arasında yaşanıyor.
Ekonomiler yalnızca fabrikalarla değil, veri merkezleriyle büyüyor.
Rekabet yalnızca üretim bantlarında değil, işlemcilerde ve yapay zekâ modellerinde belirleniyor.
İşte tam da böyle bir dönemde Türkiye, "Ben de bu masadayım." diyor.
Bu, küçümsenecek bir açıklama değildir.
Bu, gelecek iddiasıdır.
Ancak tarihin bize öğrettiği çok önemli bir gerçek var.
Hiçbir büyük medeniyet yalnızca devlet eliyle kurulmadı.
Devlet yolu açar.
Millet o yolu yürür.
Devlet ilk tuğlayı koyar.
Toplum o tuğlaların üzerine geleceği inşa eder.
Bugün artık soru şu değildir:
"Devlet ne yapacak?"
Asıl soru şudur:
Biz ne yapacağız?
Çünkü yapay zekâ yalnızca bir bakanlığın konusu değildir.
Bu mesele belediyenin de meselesidir.
Üniversitenin de…
Sanayicinin de…
Esnafın da…
Öğretmenin de…
Gazetecinin de…
Anne ve babaların da…
Kısacası seksen beş milyonun ortak meselesidir.
Belediyeler artık yalnızca yol yapan, park düzenleyen kurumlar olmaktan çıkmalıdır.
Her belediye kendi şehrinin "Yapay Zekâ Üssü" olmalıdır.
Gençlerin ücretsiz eğitim alabildiği Yapay Zekâ Akademileri kurulmalıdır.
Kütüphaneler sessiz okuma salonlarının yanında üretim laboratuvarlarına dönüşmelidir.
Her ilde belediyeler tarafından desteklenen yapay zekâ atölyeleri açılmalıdır.
Lise öğrencileri şehirlerinin trafik sorununa çözüm üretmeli…
Üniversiteliler çevre kirliliğine yapay zekâ destekli projeler geliştirmeli…
Genç girişimciler belediyelerin açık verilerini kullanarak yeni teknolojiler üretmelidir.
Neden her belediyenin yıllık "Yapay Zekâ Hackathonu" olmasın?
Neden şehirlerin sorunlarını genç beyinler çözmesin?
Neden belediyeler kendi girişim sermayesi fonlarını kurarak genç teknoloji şirketlerine ortak olmasın?
Üniversiteler ise diplomadan önce vizyon üretmelidir.
Artık yalnızca bilgisayar mühendisleri değil;
hukukçular,
doktorlar,
öğretmenler,
ziraat mühendisleri,
mimarlar,
iletişimciler…
Herkes yapay zekâyı mesleğinin ayrılmaz bir parçası olarak öğrenmelidir.
Çünkü gelecekte yapay zekâyı bilen doktor kazanacak.
Yapay zekâyı kullanan çiftçi kazanacak.
Yapay zekâyı yöneten avukat kazanacak.
Yapay zekâyı anlayan gazeteci kazanacak.
Bilgiye sahip olan değil;
bilgiyi yapay zekâyla dönüştürebilen kazanacak.
Özel sektör artık bekleme lüksüne sahip değildir.
Yapay zekâyı yalnızca maliyet azaltan bir yazılım olarak görmek büyük bir yanılgıdır.
Asıl mesele verimlilik değil;
küresel rekabet üstünlüğüdür.
Her şirket kendi çalışanını yeniden eğitmek zorundadır.
Her holding kendi yapay zekâ laboratuvarını kurmalıdır.
Her organize sanayi bölgesinde ortak yapay zekâ merkezleri oluşturulmalıdır.
KOBİ'ler için ücretsiz danışmanlık ağları kurulmalıdır.
Çünkü dijital dönüşüm birkaç büyük şirketin değil, tüm ekonominin dönüşümüdür.
Bir çağ kapanıyor.
Yeni bir çağ açılıyor.
Bu çağın adı yapay zekâ çağıdır.
Ve bu çağda en büyük doğal kaynak ne petrol olacak…
Ne altın…
Ne doğalgaz…
En değerli kaynak yetişmiş insan olacaktır.
İşte bu yüzden bugün çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras arsa değil…
Bina değil…
Servet değil…
Yapay zekâ okuryazarlığıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bir vizyon ortaya koydu.
Bir hedef gösterdi.
Bir istikamet belirledi.
Şimdi o vizyonun içini dolduracak olan bizleriz.
Çünkü büyük dönüşümler yalnızca devlet politikalarıyla değil, toplumsal seferberliklerle başarıya ulaşır.
Nasıl ki geçmişte okuma yazma seferberlikleri yapıldı…
Nasıl ki sanayi hamleleri gerçekleştirildi…
Nasıl ki Millî Teknoloji Hamlesi bir ekosisteme dönüştü…
Bugün de Türkiye'nin önünde yeni bir hedef duruyor:
Millî Yapay Zekâ Seferberliği.
Bu artık bir tercih değildir.
Bu bir kalkınma meselesidir.
Bu bir bağımsızlık meselesidir.
Bu bir güvenlik meselesidir.
Bu, çocuklarımızın yarın dünyanın hangi liginde yaşayacağının meselesidir.
Devlet ilk tuğlayı koydu.
Şimdi o tuğlayı bir duvara…
Duvarı bir binaya…
Binayı ise Türkiye Yüzyılı'nın en güçlü eserlerinden birine dönüştürme zamanı.
Çünkü geleceği bekleyen milletler tarih yazarak değil, tarih okuyarak yaşarlar.
Geleceği inşa eden milletler ise tarihi yeniden yazarlar.
Türkiye'nin tercihi belli olmalıdır.
Yapay zekâyı tüketen değil…
Üreten…
Yöneten…
Ve dünyaya ihraç eden bir Türkiye.
Ömer Selim Subaşı/TİMETÜRK