$

Dolar

45,8999

Euro

53,4124

£

Sterlin

61,7568

Frank

58,4414

Gram Altın

6.655,1600

Bitcoin

3.473.929

$

Dolar

45,8999

Euro

53,4124

£

Sterlin

61,7568

Frank

58,4414

Gram Altın

6.655,1600

Bitcoin

3.473.929

Makale 27.05.2026 6 dk okuma

Türkiye için yeni bir “Millet Sistemi” mi kuruluyor?

Paylaş:

Bazen büyük dönüşümler bir yasa teklifiyle başlamaz. Bir cümleyle başlar. Önce kulağa masum gelen bir tarih göndermesi yapılır. Sonra o cümle siyasetin içinde dolaşmaya başlar. Ardından anayasa, kimlik, temsil, çözüm süreci, muhalefetin dizaynı ve bölgesel güç mücadelesi aynı masaya gelir.

Tom Barrack’ın “Osmanlı millet sistemi” çıkışı da bana göre böyle bir cümleydi.

Barrack, Osmanlı’daki millet sisteminin farklı toplulukların merkezi bir yapı içinde yüzyıllarca var olmasına imkân verdiğini söyledi. Türkiye’nin de bölgedeki yeni diyalog için merkez olabileceğini anlattı. Hatta İsrail-İran gerilimi sonrası “yeni bir yol” ihtiyacından söz ederken, bu yolun anahtarının Türkiye olduğunu söyledi.

İlk bakışta romantik bir Osmanlı hatırlatması gibi duruyor. Ama mesele sadece tarih değil. Çünkü bugün Suriye yeniden kuruluyor. Irak zaten parçalı bir siyasal dengeyle yönetiliyor. Lübnan mezhep kotasıyla ayakta tutulmaya çalışılıyor. Körfez ülkeleri Amerikan güvenlik mimarisine daha fazla bağlanıyor. Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail ekseninde yeni bir bölgesel hat örülüyor.

Yani Ortadoğu’da eski defter kapanmıyor; defterin kapağı değişiyor.

Birinci Dünya Savaşı sonrası bölge, büyük ölçüde İngiltere ve Fransa’nın çizdiği sınırlarla, manda düzeniyle, etnik ve mezhepsel denge hesaplarıyla şekillendi. Sykes-Picot düzeni, Osmanlı coğrafyasını İngiliz ve Fransız nüfuz alanlarına ayıran tarihsel kırılmalardan biriydi.

Şimdi soru şu:
Amerika, bu eski İngiliz-Fransız aklının kurduğu düzeni kendi lehine yeniden mi yazıyor?

Bana göre Tom Barrack’ın sözleri bu yüzden önemli. Çünkü “Osmanlı millet sistemi” ifadesi sadece nostaljik bir cümle değil; Türkiye’ye biçilen yeni role dair bir işaret fişeği gibi okunabilir. Türkiye, bu yeni düzende sadece sınırlarını koruyan bir ülke değil; Suriye’den Irak’a, Kürtlerden Alevilere, Araplardan İsrail’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada kimlikleri merkeze alan yeni düzenin taşıyıcı kolonu yapılmak isteniyor olabilir.

İçerideki gelişmeler de bu okumanın dışında değil.

Devlet Bahçeli’nin “bir Kürt, bir Alevi cumhurbaşkanı yardımcısı” önerisi, ilk bakışta iç siyasete dönük bir kardeşlik mesajı gibi sunuldu. MHP, etnik ve mezhep temelli bölünmeye karşı olduğunu özellikle vurguladı. Ancak aynı açıklamada “Terörsüz Türkiye” hedefiyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin siyasi ve hukuki imkânları arasında bağ kuruldu.

İşte kritik nokta burada.

Bu öneri bir anayasa maddesi olmayabilir. Ama yeni dönemin sembol dili olabilir. Yani kimliklerin devletin tepesinde görünür kılındığı, ama üniter yapının da korunuyor gibi gösterildiği bir ara model.

Tam bu sırada Öcalan için “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” gibi bir statü tartışmasının açılması da tesadüf gibi durmuyor. Bahçeli’nin bu konuda yeni mekanizmalar, Meclis ve yürütme içinde takip yapıları önerdiği biliniyor.

Bu tabloya yeni anayasa tartışmasını ekleyince fotoğraf biraz daha belirginleşiyor.

Yeni anayasa, kamuoyuna “sivil anayasa” diye sunulacak. “Darbe anayasasından kurtuluyoruz” denilecek. “Kardeşlik hukuku” denilecek. “Terörsüz Türkiye” denilecek. Ama asıl mesele şu olabilir: Türkiye’nin vatandaşlık, kimlik, temsil ve devlet yapısı yeniden tarif edilmek isteniyor olabilir.

Burada Özgür Özel meselesi de ayrı bir yere oturuyor.

CHP’nin kurultay süreciyle ilgili “mutlak butlan” kararı, sadece parti içi bir hukuk tartışması gibi görülemez. Ankara’daki mahkeme kararıyla Özgür Özel’in liderliği tartışmalı hale geldi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden devreye sokulduğu bir süreç başladı. Özel ise bunu “yargı darbesi” olarak niteledi.

Peki neden önemli?

Çünkü Özgür Özel’in CHP’si yeni anayasa masasına koşulsuz oturacak bir aktör değildi. “Önce mevcut Anayasa’ya uyun” diyordu. Bu da kurulmak istenen yeni siyasal mimari için ciddi bir meşruiyet engeliydi. Eğer Türkiye’de kimlikler üzerinden yeni bir temsil düzeni kurulacaksa, ana muhalefetin buna ya ikna edilmesi ya da etkisizleştirilmesi gerekir.

Bu yüzden mutlak butlan kararı, sadece CHP’nin iç meselesi değil; Türkiye’de kurulmak istenen yeni denklemin önündeki en dinamik muhalefet aktörünün zayıflatılması olarak da okunabilir.

Elbette bunların tamamı için “tek merkezden yönetilen kesin bir plan” demek kolaycılık olur. Ama siyaset bazen belgelerle değil, zamanlamalarla konuşur.

Tom Barrack “millet sistemi” diyor.
Bahçeli “Kürt ve Alevi cumhurbaşkanı yardımcısı” diyor.
Öcalan için yeni statü tartışması açılıyor.
Yeni anayasa gündemi hızlanıyor.
CHP’de Özgür Özel’in liderliği yargı kararıyla sarsılıyor.
Suriye, Irak, Lübnan ve Körfez’de eski dengeler yeniden kuruluyor.

Bunların hepsini ayrı ayrı okursak sadece gündem görürüz.
Birlikte okursak, başka bir şey görürüz:

Türkiye, sadece kendi iç barışını konuşmuyor. Türkiye, yeni Ortadoğu düzeninde hangi rolü oynayacağını da konuşuyor.

Ve belki de asıl soru şudur:

Bu yeni düzen Türkiye’nin kendi aklından mı çıkıyor, yoksa Türkiye’ye yeni bir bölgesel görev mi veriliyor?

Çünkü eğer mesele gerçekten “Osmanlı millet sistemi” ise, o sistemin merkezinde Osmanlı vardı. Bugün ise masanın merkezinde kim var?

Ankara mı?
Washington mu?
Yoksa eski İngiliz aklının yerine kurulmak istenen yeni Amerikan düzeni mi?

Bence asıl tartışılması gereken yer tam burası. Türkiye’ye “bölgenin merkezi olacaksın” denirken, acaba Türkiye merkez mi yapılıyor, yoksa büyük bir küresel hesaplaşmanın sahası mı haline getiriliyor?

Aydoğan Yüce/TİMETÜRK

Etiketler:
Aydoğan Yüce
Aydoğan Yüce

Köşe Yazarı