Umut Kaybı, Tasarruf Kültürü ve Bugünü Yaşama Eğilimi
Tasarruf Kültürü Neden Zayıflıyor?
Bir önceki yazıda, yüksek enflasyonun insanların ekonomik davranışlarını nasıl değiştirdiğini ve tüketim iştahının neden canlı kalabildiğini ele almıştık.
Ancak mesele sadece enflasyonla açıklanamaz.
Bugün özellikle genç kuşaklarda gözlenen daha derin bir kırılma var: Tasarruf kültürünün zayıflaması.
Geçmişte birçok insan için tasarrufun somut bir anlamı vardı.
Bir ev almak.
Bir araba sahibi olmak.
İş kurmak.
Çocuklarının geleceğini güvence altına almak.
Tasarruf ile hedef arasında görünür bir ilişki vardı.
İnsanlar bugün bazı fedakârlıklara katlanıyor, çünkü yarın ulaşabileceklerine inandıkları bir hedef vardı.
Bugün ise bu ilişki giderek zayıflıyor.
Özellikle büyük şehirlerde yaşayan gençler açısından ev sahibi olmak her geçen yıl daha ulaşılmaz bir hedefe dönüşüyor. Benzer şekilde otomobil sahibi olmak da birçok kişi için uzun vadeli bir hayal hâline gelmiş durumda.
Burada yalnızca ekonomik değil, psikolojik bir dönüşüm yaşanıyor.
Çünkü insan zihni ulaşamayacağını düşündüğü hedefler için uzun süre fedakârlık yapmaz.
Tasarruf davranışı yalnızca gelirle ilgili değildir. Aynı zamanda umutla ilgilidir.
İnsanlar ulaşabileceklerine inandıkları hedefler için sabreder, biriktirir ve erteler. Ulaşamayacaklarına inandıkları hedefler için ise bu motivasyonu kaybetmeye başlar.
Bu nedenle birçok genç için tasarruf artık daha iyi bir geleceğe açılan kapı olmaktan çıkıyor.
Yerini bugünü yaşama eğilimi alıyor.
Aslında burada sessiz fakat önemli bir zihniyet değişimi yaşanıyor.
Geleceğe yatırım yapamayan birey, bugünü tüketmeye başlıyor.
Bu durum sadece Türkiye’ye özgü de değil.
2018 ve 2019 yıllarında Ukrayna’yı ziyaret ettiğimde benzer bir tabloyla karşılaşmıştım. İnsanlar kazandıklarının önemli bir kısmını aynı gün harcıyor, uzun vadeli birikime fazla yönelmiyordu.
Bunun nedeni savurganlık değil, geleceğe ilişkin belirsizlikti.
İnsanların geleceğe olan güveni azaldığında tasarruf davranışı da doğal olarak zayıflıyor.
Bu noktada tüketim verilerini yorumlarken önemli bir hatadan da kaçınmak gerekiyor.
Piyasalardaki canlı tüketim görüntüsü, toplumun tamamının refah içinde olduğu anlamına gelmez.
Enflasyon herkesi aynı şekilde etkilemez.
Varlık sahibi kesimler, gelirini enflasyona karşı koruyabilenler veya sahip oldukları gayrimenkul ve finansal varlıkların değer artışından faydalananlar tüketimlerini sürdürebilir.
Buna karşılık geniş toplum kesimleri ciddi alım gücü kaybı yaşayabilir.
Bu nedenle alışveriş merkezlerinin kalabalık olması ya da tüketim harcamalarının artması, toplumun genelinin ekonomik olarak rahat olduğu anlamına gelmez.
Bazen toplam tüketim rakamları, gelir dağılımındaki bozulmayı görünmez hâle getirebilir.
Bugün tüketim iştahını anlamak için yalnızca fiyatlara veya faizlere değil, insanların geleceğe ilişkin beklentilerine de bakmak gerekiyor.
Çünkü tasarruf kültürü yalnızca ekonomik şartlarla değil, umut duygusuyla da yakından ilişkilidir.
Bir toplum geleceğine ne kadar inanıyorsa, o kadar tasarruf eder.
Bir toplum geleceğinden ne kadar kuşku duyuyorsa, o kadar bugüne yönelir.
Gelecek Yazı: Peki insanların daha fazla tüketmesinin nedeni yalnızca enflasyon ve umut kaybı mı? Yoksa modern ekonomik düzen de tüketim iştahını sürekli canlı tutan görünmez mekanizmalar mı üretiyor?
Serinin son yazısında; reklamların, sosyal medyanın, kredi sisteminin ve modern tüketim kültürünün insan davranışlarını nasıl şekillendirdiğini ele alacağız.
Dr. Murat Ergüven / TİMETURK