Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Ya Şam! Körük gibisin.

15 Yıl Önce Güncellendi

2012-11-28 16:39:22

Ya Şam! Körük gibisin.
“Ulusal Konsey yalnız başına muhalefeti temsil etmeye elverişli değildir ve onun içerisine başka kesimlerin de dahil olması gerekir”. ABD Dış İşleri Bakanı Clinton'a ait olan bu açıklama Suriye krizinde yeni bir sürece girildiğine işaret ediyordu.

Clinton’un ifadesiyle “SUK’un Suriye halkı ve özellikle direnişçi guruplar üzerinde her hangi bir etkinlik oluşturamamış olması ABD ve müttefiklerini yeni arayışlara itmişti. Süreci yakından takip edenler geçtiğimiz Ağustos ayı içinde ABD yetkililerinin Türkiye ziyaretlerinde gündeme getirdikleri “Operasyonel Mekanizma” planını hatırlayacaklardır.

Uzun yıllar Avrupa’da yaşamış olan muhalif liderlerin Suriye halkını temsil etmede yetersiz oldukları anlaşılınca ABD içeride direnen guruplar arasından partnerler arama yoluna gitmişti. Bu noktadaki niyetlerini afişe eden Clinton’un şu açıklaması manidardır.

"Suriye muhalefetini temsil eden liderler, birçok olumlu sıfatlarına rağmen 20,30 ya da 40 yıl dışarıda yaşamış kişiler arasından seçilmemeli. “Cephede özgürlükleri için mücadele eden ve savaşan insanları temsil eden kişiler arasından seçilmeli.” şeklinde konuştu.

Hatta hatırlanacak olursa Kurban Bayram’ında ilan edilen ateşkes “Operasyonel Mekanizma” planı çerçevesinde Suriye içinde bazı direnişçi guruplar üzerinde yürütülen çalışmaların ne kadar sonuç verdiğinin test edilmesinden ibaret olan minik bir prova olduğu kuşkularını akla getirmişti.

Bir süredir devam eden bu sürecin ardından 04.11.2012 ile 07.11.2012 tarihleri arasında Katar’ın başkenti Doha’da Amerikan’ın Doha Büyükelçisi Susan Ziadeh ve Amerikan Şam Büyükelçisi Robert Ford’ın koordinatörlüğünde Suriye muhalefetinin katılımıyla bir konferans düzenlendi. Bu konferans neticesinde "Suriye Devrimi ve Muhalefet Güçleri Ulusal Koalisyonu" adı altında yeni bir koalisyon kuruldu ve Başkanlığına, Ahmed Muaz El-Hatip seçildi. El-Hatip’in yardımcılığına ise Riyad Seyf ve Suheyr El-Atesi atandı.

Oluşturulan bu koalisyon eski SUK üyelerinin, Suriye içinde bazı direnişçi gurupların ve ulusal bazı kanaat önderlerinin temsil edildiği daha geniş bir çatı olacağı ve Suriye halkını temsil edeceği düşünülmektedir.

Yaklaşık iki yıldır Suriye halkının katledilmesine sessiz kalan başta ABD, Fransa ve İngiltere gibi devletlerin, oluşumunun hemen ardından SDMGK’yı tanımak için sıraya girmesi, hatta bu oluşumu sürgünde kurulmuş bir hükümet gibi görmeleri, kimi devletlerin büyükelçilikler ataması artık günleri sayılı olan Esad rejiminin devrilmesinin ardından kurulacak hükümetin içerideki direnişçi guruplara bırakılmak istenmediği kuşkularını uyandırmaktadır. Zira Clinton Zagrep gezisinde Suriye Koalisyonunun kurulacağı sinyalini ilk verdiğinde “Biz Suriye Devriminin “aşırılar, radikaller” tarafından çalınmasından korkuyoruz.” demişti.

Suriye Koalisyonunun Başkanı Muaz el-Hatib’in ilk açıklamasında Suriye halkından gelecek Cuma’yı “Ey Obama korkma! Hepimiz bu Koalisyon'un yanındayız.” şeklinde isimlendirmelerini istemesi bu organizasyonun başında bulunan ABD’ye karşı alçalmalarını istemek anlamına gelmiyor mu? Üstelik bu halk birkaç hafta önce cumalarını “Ey Amerika, kinin kanımızı emmeye doymadı mı?” şeklinde isimlendirerek neredeyse iki yıldır ülkelerini kan banyosuna çeviren Şam kasabının katliamlarının arkasında kimin olduğunu afişe etmiş iken.

Ayrıca Cuma gösterilerinde Fransa Cumhurbaşkanı'na teşekkür mesajları içeren, Suriye halkının aşırılığı ve terörü kabul etmediklerini gösteren dövizler açmalarını istemesi şimdiye kadar Suriye halkının kurtuluşu için verilen destansı direnişi terör ve aşırıcılık olarak görmesi için Muaz Hatib’in kulislerde batılı devlet ricaliyle geçirdiği birkaç günün yeterli olduğu anlamına mı geliyor? “Feennâ Tusrafûn/Nasıl da döndürülüyorsunuz”(Ankebut.61)

Şimdiye kadar yardımı yalnız Allah’tan bekleyen ve O’ndan başkasına asla boyun eğmeyeceğini meydanlarda haykırmış bu aziz halkdan bu yüzyılın başında topraklarını ilk sömürgeleştiren ve şimdilerde kurtulmak için binlerce şehid verdiği korku imparatorluğunu başına bela eden Fransa’ya teşekkür pankartları açması nasıl istenebilir?

Daha geçen hafta Gazze’ye yapılan saldırıyı “İsrail’in savunma hakkı” olarak değerlendiren Batı bir kez daha Müslümanların kanlarını umursamadığını afişe etmedi mi? Katliamlarına çanak tuttukları için bölgedeki elli yıllık partnerlerini kaybetmesi, henüz istikrara kavuşmamış Ortadoğu’nun jeopolitiğinin tamamıyla elinden kaymasına neden olabilecek yeni bir öfke dalgasının oluşması vs. bütün riskleri göze alarak yine de şımarık çocuğu İsrail’e arka çıkarak Batı sadece bir gerçeği dikkatlerimize bir kez daha sunmuştur. Bu gerçek; asla onlardan İslam ümmetine dost olmayacağı gerçeğidir.

Ayrıca ABD ve AB ülkelerinin vereceği umulan desteğin Suriye içinde çok ağır bedellerinin olduğu göz ardı edilmemelidir. Zira onlar hiçbir şekilde karşılıksız destek sunmamaktadırlar. Nitekim batılı devletler silah ve para desteği sunarken bunu başından beri devrimini Allah’a has kılan ve İslami devlet taleplerini dillendiren “aşırıcılara” karşı kullanmaları karşılığında sunmaktadırlar.
Neyse ki Suriye halkı bugüne kadar devrimini manipüle etmeye dönük onlarca planı boşa çıkarttığı gibi bu sonuncusunu da boşa çıkartmıştır. Geçenlerde Halep ve kırsalında savaşan birliklerin “Ulusal Koalisyon” adı verilen projeyi reddettiklerini ilan etmeleri onu icad eden ve tanımak için sıraya giren batılı devletlerin yüzüne şamar gibi inmiş zamanlama açısından yerinde olmuştur. Bildiri de bu projenin “kirli bir tuzak” olarak nitelendirilmesi Suriye sokağında onlarca planı çöpe atılmış olan batılı stratejistleri çıldırtan bir uyanıklığa işaret etmektedir. Ayrıca içeride savaşan birliklerin Adil İslami Bir Devletin kurulması noktasında ortak bir karara varmış olmaları müminleri sevindirmiş, batılı devletleri üzmüş, kalplerinde hastalık olanların da hastalıklarını açığa çıkartmıştır.

Bütün bu özellikleri ile Suriye devrimi tıpkı Rasulüllah (s.a.v.)’in Medine hakkında söylediğine ne kadar da benziyor. "Medine şehri demirci körüğü gibidir; kirlisini, kötüsünü dışarı atar da hâlis temiz olan kalır" (Buhari 1883) Ya Şam, sen de körük gibisin!

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara