Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Tarihin akışını değiştiren yolculuk: Hicret!

15 Yıl Önce Güncellendi

2012-11-15 11:15:37

Tarihin akışını değiştiren yolculuk: Hicret!
Yeni bir hicri yılbaşını idrak ediyoruz. Zamanı durduran, tarihte büyük altüst oluşlar meydana getiren ve zamanın miladı olmaya namzet olaylar vardır. İşte bugün Müslümanlar için takvimin ve dolayısıyla tarihin başladığı gündür.

Bundan tam 1434 yıl önce Allah Rasulü (s.a.v.) ve Müslümanlar Mekke’den Medine’ye göç ettiler. M. 622 yılında Medine şehri yeryüzünün ilk İslam devletinin kurulduğu dâr oldu.

İslam’ın Arap yarımadasında ilk defa varlık sahnesine çıkması, dünya siyasi dengesi içinde vücut bulması anlamına geliyordu hicret. Kendileri açısından bunun ne anlama geldiğini çok iyi idrak ettikleri için ilk Müslüman nesil Hz. Ömer (r.a.) döneminde bu tarihi ânı takvimin başlangıcı olarak belirlediler.

Ne Allah Rasulü (s.a.v.)’in doğumu (571) ne de vefatı (632)ne vahyin başlangıcı (610) ne de Müslümanların binlerce yıllık geçmişleri olan, adeta tarihe kök salmış imparatorlukların topraklarına hükmettikleri Kadisiye ve Mute savaşlarından zaferle döndükleri günler değil de neden Medine’ye hicret ettikleri gün tarihin başlangıcı olarak kabul edilmiştir?

Her halde Rasulüllah (s.a.v.)’in M. 622 yılında hicret sonrası kurduğu devletin dünya siyasi sahnesinden çekildiği şu son yüzyılda İslam ümmetinin hali pürmelâline baktığımızda sahabe-i kirâmın neden hicreti (İslam Devleti’nin kuruluşunu) tarihin başlangıcı olarak tespit ettiğini anlayabiliriz.

Hicret edebiyatımız içinde, tarihin akışını değiştiren bu yolculuğun en somut sonucu olan İslam devletinin kurulduğu gerçeği maalesef yer almamaktadır. Bu edebiyat içinde, günahtan sevaba, münkerden ma’rufa hicret etmek şeklinde birey merkezli ve kişisel inisiyatifi daha çok öne çıkaran değerlendirmeler olmaktadır. Rasulullah (s.a.v.)’ın hicretinin en somut sonucu olan İslami devletin kurulması gerçeğini ıskalayan bu yaklaşım dini, dolayısıyla onu getiren Rasul’ün uygulamalarını da koyu bir bireyselliğe mahkum eden seküler batılı düşüncenin hasılası bir durum olsa gerek.

Ölüm koalisyonu

Hicretle birlikte yarım adanın siyasi dengeleri içinde yerini alan İslam’ın devletinin kendi bekaları için ne ölçüde vahim sonuçlar doğuracağını öngören Mekke müşrikleri bu devlete başkanlık edecek olan Allah’ın Rasulü (s.a.v.)’e henüz şehri terk etmemişken kirli bir tuzak kurmak üzere acil gündemle toplandılar. Bu toplantı sonucunda Rasulüllah (s.a.v.)’i öldürme kararı aldılar.
Mekke site yönetimini oluşturan 11 kabilenin koalisyonu ile alınan bu karara göre her bir kabileden 1’er gencin katılacağı cinayet şebekesi Rasulüllah (s.a.v.)’i öldürecek, böylece bütün kabileler suça iştirak etmiş olacak ve Rasulüllah (s.a.v.)’in kanının hesabı sorulamayacaktı.

“Hani kâfirler seni tutuklamak, öldürmek ya da Mekke'den sürmek amacı ile aleyhinde tuzak kurmuşlardı.” (Enfal, 30)
Tarihin akışını değiştirecek devrim: Suriye!

Arap dilinde çok güzel bir deyim vardır: “Mâ eşbehelyevmu bil’bâriha” diye. Tam Türkçesi: “Tarih tekerrürden ibarettir”.
Uluslararası koalisyon

Yeryüzünde kurulan ilk İslam Devletinin yarımadanın siyasi dengeleri içinde vâr olmasının vahim sonuçlarını tahayyül edemeyen Mekke kabilelerinin bu devlete başkanlık edecek Rasul (s.a.v.)’i öldürmek üzere koalisyon kurdukları gibi şimdi de benzer sonuçlar doğurması muhtemel olan Suriye devrimi karşısında tüm dünya devletlerinin koalisyonuna tanık olmaktayız.
Sömürgeci devletlerin son yüzyılda oluşturdukları jeopolitik dengeleri altüst edecek, (Rus Dış İşleri Bakanı Lawrov’un bizzat ifadesiyle) dünyanın geleceğini belirlemesi; tarihin akışını değiştirmesi muhtemel Suriye devrimi karşısında uluslararası bir koalisyon başından beri oluşturulmuşa benziyor. Bu koalisyonun bir kanadı Şam kasabı Esad’a, şimdiye kadar onu ayakta tutan silah, para ve asker desteğini sunarken diğer kanadı ona zaman kazandıran ve alternatifi oluşturuluncaya kadar halkını katletmesine imkan veren diplomatik oyalama taktikleri ile üstü örtülü bir şekilde desteğini sunmaktadır.

Zira Suriye devrimi görkemli bir altüst oluşa; İslam ümmetinin tıpkı hicretle birlikte gerçekleşen tarihin akışını yeniden değiştirecek dünya siyasi sahnesine güçlü bir aktör olarak çıkmasına imkan verecek riskleri barındırmaktadır.

Değerlendirmemiz abartılı bulunabilir. Ancak yine de Şam kasabının geçen hafta Rus televizyonuna verdiği şu röportaj üzerinde biraz düşünmeden karar vermeyin.

Beşşar Esad Russia Today TV’ye verdiği röportajda program sunucusunun Batının Suriye krizini yönetememesi durumunda olası gelişmelerin ne olacağına ilişkin sorusuna şu şekilde cevap veriyor:

“Şayet Batı bu savaşı kaybederse bunun kendisi için çok pahalıya mal olacağını düşünüyorum. Batının bu krizi yönetememesinin dünyanın hayal edemediği kadar sarsıcı etkileri olacak. Biz Suriye olarak laikliğin, bölgede istikrarın ve birlikte yaşamanın en son kalesiyiz. Suriye’de oluşacak kriz Atlas okyanusundan Hint okyanusuna bütün dünyayı etkisi altına alan gerçekten domino etkisi meydana getirecek hakiki bir krizdir. Artık dünyanın geri kalanı üzerindeki etkisini siz düşünün!”
“İşte bu şeytan var ya, o ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Ben'den korkun.” (Ali-İmran, 175)

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara