Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Suriye sokağına kim hakim olacak??

15 Yıl Önce Güncellendi

2012-01-17 09:48:05

Suriye sokağına kim hakim olacak??
Geçen yılın Mart ayında başlayan gösteriler Suriye rejimi tarafından kanlı bir şekilde bastırılmaya devam edilmektedir. Hemen hemen her gün 30-40 kişinin öldüğü ülkede on binlerce ölü on binlerce tutuklu ve on binlerce kayıp olduğundan söz ediliyor.

10 aydır sahnelenen işkence, katliam ve vahşete rağmen Suriye rejiminin gösterileri sonlandırma noktasındaki başarısızlığı tüm dünyayı; başta Amerika olmak üzere AB ve bölge ülkelerini harekete geçirmiştir. Daha önce bu köşede “Kontrollü Geçiş Doktrini” başlığıyla kaleme aldığımız makalede; genel anlamda Ortadoğu halklarının devrimlerinin ABD ve bölgesel müttefiklerin son yüzyılda şekillendirdikleri bölgenin jeopolitiğini sarsabilecek çapta bir felakete dönüşmemesi için ortaya koydukları ilan edilmemiş bir doktrinin uygulamaya konulduğuna değinmiştik. Şimdi Suriye özelinde bu çabaların nasıl kendini gösterdiğini anlamaya çalışacağız.

Suriye’nin Der’a kentinde başlayan olaylar Temmuz ayına gelindiğinde başta Hama (500 bin kişi) ve Humus (600 bin kişi) olmak üzere büyük kentlerde milyonluk gösterilere dönüştü. 82 katliamında yaşadıklarından korkarak sokağa çıkmayacağı beklenen Hama’da 500 bin göstericinin sokağa çıkması Suriye rejimini büyük bir katliam planı yapmaya itti. Kentin etrafı tanklarla çevrildi. Olaylar kızışırken Amerika ve Fransa’nın Şam büyükelçileri apar topar tanklarla çevrilmiş olan Hama’ya 07 Temmuz 2011 tarihinde bir ziyaret gerçekleştirdiler. Bu ziyaret sırasında Amerikan Şam büyükelçisi Robert Ford bir demeç verdi. “Suriye artık gösterileri dindirme/sokağa hakim olma yeteneğini kaybetmiştir” şeklinde durumu özetleyen büyükelçi bundan böyle Suriye politikasının mihveri hakkında başta ülkesi ABD ve diğer bölgesel aktörlere bir anlamda işaret fişeği gönderiyordu.

Ortadoğu’da halk ayaklanmalarının başladığı günden beri halkların en az diktatörler kadar kendisine tepkili olduğunu bildiği için ABD bölgeye doğrudan müdahale etmekten geri durmaktadır. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın, “Türkiye ve Arap Birliği'nin, Suriye hükümeti ve toplumu üzerinde ABD'den daha fazla etkiye sahip” olduğuna yönelik demeci de bunu teyid etmektedir.

Bir süredir Suriye’ye diplomatik anlamda uyarılarda bulunan Türkiye en son 09 Ağustos 2011’de Dışişleri bakanı Ahmet Davotğlu’nu bu ülkeye göndererek halkına uyguladığı şiddete son vermesi gerektiği mesajını iletti. Türkiye’nin çabaları sonuçsuz kalınca öteden beri meseleye kayıtsız kalan Arap Birliği ülkelerinin Dışişleri Bakanları 16 Ekim 2011’de Kahire’de toplanarak ilk kez açık bir şekilde Suriye’deki şiddet olaylarının durdurulmasını, askeri operasyonlara son verilmesini ve muhalefet grupları ile Arap Birliği’nin gözetiminde kapsamlı ulusal diyalog toplantılarının başlatılması çağrısında bulundular.

30 Ekim 2011’de Pazar günü Katar’da Suriye gündemi ile bir kez daha toplanan Arap Birliği üyeleri, Suriye rejimine verilen 15 günlük sürenin dolmasının ardından resmi olarak Suriye’nin Arap Birliği üyeliğini askıya almaktan Ulusal Suriye Konseyi’ni meşru iktidar olarak tanımaya kadar geniş bir yaptırım politikasını tartışmaya başladılar.

Bu arada başta ABD olmak üzere bölgedeki müttefiklerinin kendisini gözden çıkardığını, uluslar arası ve bölgesel baskıların yoğunlaştığını, etrafındaki çemberin daraldığını iyiden iyiye hisseden Suriye Arap birliğinin, Suriye’ye gözlemci gönderme kararını kabul etti.

Suriye’ye giden gözlemciler yönetimin eşliğinde, onların izin verdiği bölgelerde incelemeler yaptılar. Gruba başkanlık yapan Mustafa Debi’nin, heyetin Suriye’de bulunduğu zaman zarfında bile 400’ü aşkın kişinin katledildiği Humus şehri ile ilgili olarak “kentte şimdiye kadar rahatsız

edici bir durum görmediklerini” söylemesi gözlemcilerin bu ülkede neden bulunduklarını ortaya koymaktadır.

Gözlemcilerin amacı:

1. Suriye yönetiminin ömrünü uzatmak. Heyete başkanlık eden Debi, bir aya yakın bir zamandır gözlerinin önünde insanlar katledilirken, şehirler tank mermileri ile dövülürken, keskin nişancılar tek tek insan avlarken “Biz henüz Suriye’de ne olup bittiği hakkında bir kanaate sahip olamadık” diyorsa bu heyetin Suriye yönetimine zaman kazandırmak ve sokağı oyalamak için gittiğini söyleyebiliriz.

2. Suriye yönetiminden daha çok muhalefetin şiddet kullandığını rapor etmek. Nitekim Suriye’ye gözlemci gönderen Cezayir’in Dışişleri Bakanı Murad Medelci’nin, Arap Birliği gözlemci heyetinin, Suriye'de sadece hükümetin değil, muhalefetin de güç kullandığını, ateş ettiğini gözlemlediğini belirterek ''Heyet aslında muhalefetle de güçlük yaşıyor ve onların kontrolünde olan bölgelere giremiyor'' demesi bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Ayrıca diktatör Suriye rejiminin insanlarına şiddet uygulayıp uygulamadığını teşhis etmek için gözlemci gönderen ülkelerin hepsinde krallıklar, ceberut ve zalim diktatör yönetimlerin olması, özellikle bu heyette yakın bir zamanda 100 bini aşkın insanını katletmiş olan Cezayir gibi ve hali kazırda Suriye’den farksız olarak ülkesinde kan akıtan ve göstericileri şiddetle bastıran Bahreyn gibi ülkelerin gözlemciler bulundurması bu heyetin sadece ve sadece Beşşar’a zaman kazandırmaktan başka bir amaç gütmediğini göstermesi bakımından yeterlidir.

Nitekim Cezayirli gözlemci Enver Malik, El Cezire televizyonuna verdiği demeçte, tanık olduğu "dehşet verici" olaylardan ötürü gözlemci heyetinden istifa ettiğini açıkladı. Malik’in "Heyetten çekildim zira Suriye rejimine hizmet eder duruma gelmiştim. Rejimin daha fazla insan öldürmesine imkan veriyor, bunun önüne geçemiyordum" şeklindeki demeçleri gözlemcilerin misyonunu deşifre eden bir açıklama olmuştur.

Arap Birliğinin müdahalesi, yaptırım kararları ve gözlemcilerin gönderilmesi de rejiminin katliamlarını durdurup Suriye sokağını kontrol etmekten aciz kalınca son günlerde dış müdahale dillendirilmeye başlandı.

13 Ocak 2012 tarihinde Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil El Arabi ilk kez, Suriye’nin bir iç savaşa doğru sürüklenebileceği uyarısında bulundu.

Ardından bir gün sonra Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife El Tani, Suriye'deki olayların ancak dışarıdan yapılabilecek bir müdahale ile sonlanabileceğini söyleyerek asker gönderilmesini önerdi.

Suriye, Türkiye de dahil olmak üzere iç çatışma endişelerini dillendiren Arap Birliği ülkelerinin toplumsal yapısından daha homojen bir yapıya sahiptir. Halkın hemen hemen hepsinin Sünni olduğu ülkede bir avuç Nusayri azınlık bütün bir Müslüman halkı katletmektedir. Ayrıca aylardır diktatör yöneticilerinin katliam gerçekleştirdiği bu ülkelerde şimdiye kadar halkların dayanışma içinde olması bunun masa başında uydurulmuş bir senaryo olduğunun kanıtıdır.

Şayet Suriye sokağına hakim olma konusunda çalışan aktörler son derece stratejik olan ülkesinde fay hattı kırılmadan ve Ortadoğu’da jeopolitik dengeleri sarsıcı bir depreme neden olmadan gözü dönmüş Beşşar’ı yedekleri ile değiştirmeyi düşünüyorlarsa bunu Suriye Müslümanlarının aklından bile geçirmedikleri kirli bir senaryoyla değil, daha asaletlice

yapabilirler. Uluslar arası aktörlerin, her türlü şeni katliamlara rağmen bugüne kadar asla bir dış müdahale istememiş olan Suriye’ye müdahale etmek için meşru bir zemin hazırlamaya çalıştıkları anlaşılmaktadır.

Bu her zamanki bilindik bir senaryodur. Biz bu senaryoyu Irak’ta gördük; Yüzlerce yıldır birbirlerinin mezhep ve meşreplerini hatta dinlerini bile sormamış insanlar bir anda mezhep çatışmasına tutuldular. Haberler öyle diyordu?! Şimdi de Suriye’de önce olmayan bir mezhep çatışması gündeme getirerek sonra da halkı çatışmadan kurtarmak ve güvenliğini temin etmek adına dış müdahale zemini hazırlamak…

Bu bölge için bir mezhep çatışması endişesini dillendirenlere bir Hıristiyan entelektüeli olan Lübnanlı Amin Maaluf’un "Şayet Hıristiyanların Ortadoğu’da Müslüman nüfusun tam ortasında kaldıkları kadar Müslümanlar Hıristiyan nüfus içinde kalsalardı varlıklarını koruyamazlardı” mealindeki sözünü hatırlatmak isterim. Lübnan’da, bölgede, Müslüman nüfusun tam ortasında eman içinde yaşamış olan binlerce gayri müslimden sadece biri olan Maaluf’un bu şehadeti Müslümanların ne kadar asil insanlar olduğunu göstermeye yeter. Hıristiyan yada başka dini azınlıkları bünyesinde yıllarca yaşatmış olan bu asil ümmet asla bir mezhep çatışması içine girmez. Lakin Suriye halkının dış müdahaleye direncini kırmak isteyen ve onun sokağına hakim olmak isteyenler ona böyle bir kirli tuzak kurabilirler. Bu siyasetin, barışçıl gösteriler yapan masum Suriye Müslümanlarını “teröristler” diyerek suçlayan ve rejimini korumak adına katliamlarına gerekçeler üreten Beşşar’dan ne farkı var??

Şiddeti kendilerine yakıştıramayanlar “bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir” buyuran aynı Allah’a iman eden kardeşlerine bu kirli etiketi nasılda kolaylıkla yapıştırabiliyorlar!!!

Bu apaçık kuzu kurt hikayesidir... Suriye sokağını susturamayan beceriksiz Beşşar'ın ömrünü uzatmak ve bu süreçte bedelini on aydır kanıyla ödedikleri devrimleri gerçek sahiplerinden kotarıp uluslar arası sisteme payanda olacak yeni ancak bu sefer daha liberal yüzleri hazırlamak için zaman kazanma telaşı içinde üretilmiş artık hiç kimsenin inanmayacağı maskaralıklardır!!!

Bütün bunlar henüz uluslar arası sistemin içine sindirebileceği alternatif mühalif bir yapının olgunlaşmasına kadar geçecek süre içinde halkının gözünde bitmiş olan Beşşar’ın ömrünü uzatmak içindir. Zira 06 Aralık 2011’de Clinton, Cenevre'de Suriyeli muhaliflerle görüşmesinde yaptığı açıklamada, "Demokratik geçiş, Esad rejimini göndermekten daha fazlasını içeriyor" diyerek esasında ABD’nin Esad rejiminden çoktan vazgeçtiği lakin Ortadoğu fay hattının kırılma noktasında bulunan ve dolayısıyla emsalsiz stratejik öneme haiz Suriye’nin bölgenin jeopolitiğini derinden sarsacak kontrolsüz bir şekilde değişimine imkan vermemek için ortaya konan zaman kazanma taktikleridir.

Lakin tarih bizlere unutamayacağımız, unutmamamız gereken dersler verir. Haccac-ı Zalim Şam bölgesi insanları için bakın ne söylemiş: “Sabırları seni aldatması! Sakın güçlerini küçümsemeyesin! Onlar bir krala baş kaldırdıklarında başını almadan onu bırakmazlar, birine destek verdiklerinde ise başa geçirmeden onu terk etmezler. Onlarla iyi geçinin, onlar yeryüzünün en iyi ordularıdır”

“Kâfirlerin amelleri engin çöllerdeki serap gibidir. Susuz kimse onu su zanneder, fakat oraya varınca hiçbir şey bulamaz. Kâfir karşısında Allah'ı bulur. O da hesabını eksiksiz olarak görür. Zaten Allah'ın hesaplaşması çabuktur.” (Nur: 37)

www.twitter.com/abdurrahimsen www.facebook.com/Abdurrahim Şen

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara