Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Suriye krizi ve sahte karşıtlıklar

15 Yıl Önce Güncellendi

2012-07-17 13:56:07

Suriye krizi ve sahte karşıtlıklar
BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’yi kınama kararı gündemiyle yaptığı oturumda kararı veto etmesi ile gündeme gelen ve Suriye krizinin başından beri Şam kasabı Beşşar Esed’i destekleyen Rusya bu icramında tek başına mı hareket ediyor? Bütün dünya Beşşar’ın gitmesini istiyor da bunu istemeyen tek ülke Rusya mı? Yoksa ABD başından beri yapay bir karşıtlık oluşturarak kırılması ve bölgede sarsıcı depremlere neden olması kuvvetle muhtemel bir fay hattı üzerinde oturan bir numaralı müttefiki Beşşar Esed’i ayakta tutma politikasını Rusya ile perdelemeye mi çalışıyor?

Arap baharı diye adlandırılan Ortadoğu ayaklanmaları şimdilik son durağı olan Suriye’ye gelinceye kadar ABD ve bütün bölgesel aktörleri nasıl şaşkınlık içine sürüklediğini biliyoruz. ABD, AB, Rusya replikleri farklı olsa da esasında bölgenin kendi kontrollerinden çıkmasıyla sonuçlanması muhtemel bu krizi şaşkınlık ve çaresizlik içinde yönetmeye çalışan aynı sahnenin oyuncularıdır.

Bu oyuncular Ortadoğu’nun merkezi Suriye’ye sıçramış olan ayaklanmalara burada set çekmek istediler. Çünkü Ortadoğu ayaklanmaları hızını aldığı zamanlarda hatırlayın, ayaklanmaların Orta Asya’ya ne zaman sıçrayacağı konuşuluyordu. Hâssaten ABD Rusya’nın hinterlandı olan bu bölgeye ayaklanmaların sıçraması olasılığını göz önünde bulundurarak Rusya ile ortak hareket etme konusunda gizli bir karar almış gibi gözüküyor. Zira Suriye’de bu dalganın önü kesilmez ise Rusya’nın burnunun dibine kadar krizin ulaşması durumunda iş işten geçmiş olabilir. Bundan dolayı Suriye’de bölgenin jeo-politiğini değiştirmeyecek kontrollü bir geçişin sağlanması konusunda –her ne kadar Rusya, Çin ve İran karşıt blok içinde yer alıyormuş gibi gözükse de- bütün bu aktörler birlikte hareket etmektedir.

Rusya’nın Suriye meselesine taraf olması için gerekçe olarak ileri sürülen Tarsus limanı metruk ve mezbelelik bir yerdir. Yine Rusya’nın taraf olmasını haklı gösteren bir gerekçe gibi sunulan yüz bin Rus vatandaşının bu ülkede yaşıyor olması da komik ve bir o kadar da yapay, icat edilmiş bir gerekçedir. Zira dünyanın birçok ülkesinde bundan daha fazla sayıda hatta milyonlarca insan kendi ülkelerinin dışında yaşamaktadır. Rusya ile Suriye’nin ilişkileri soğuk savaş dönemlerinde kalma ve ekonomik olmaktan öteye geçememiş ilişkilerdir. Ayrıca Rusya, Irak Baas rejimi ile Suriye Baas’ından daha derin ilişkilere sahipti ancak buna rağmen Irak işgalinde ABD ile karşı karşıya gelmedi. Dolayısıyla bu veriler ABD’nin uluslararası kamuoyu karşısında Suriye krizi noktasındaki çaresizliğini gizlemek için yapay şekilde icat ettiği karşıtlıktan başka bir şey olmadığını gösteriyor.

Daha önceki, yazılarımızda altını çizerek defaatle vurguladığımız gibi Suriye ayaklanması bölgenin jeo-politiğini İslam’ın lehine dönüştürecek çok riskli görülen bir ayaklanmadır. Bu noktada “Küfür tek millettir” hadisi fehvasınca bütün tarafların birlikte hareket ettiği açıktır.

Daha önce çokça paylaştığımız ABD yetkililerinin demeçlerine paralel İslami endişelerini izhar eden bir demeç bu sefer Duma Meclisi Başkan Vekili Vladimir Jirinovski’den geldi. Jirinovski şöyle söylüyor: “Tunus ve Mısır örneğine bakarak Beşşar’ın devrilmesinin ardından Suriye’ye kimin hükmedeceğini bekleyebiliriz?” 3 Temmuz’da el-Cezire kanalında bir programa katılan Uluslararası ilişkiler ve Ortadoğu uzmanı Christian Muller “Rusya, devrimlerin yaşandığı ülkelerde Arap rejimlerinin devrilmesinin ardından İslamcıların iktidara gelmelerini endişe verici bir gelişme olarak gördüğünü ve Rusya’nın bu noktada en çok kaygı verici olarak Beşşar rejiminin enkazı üzerine Suriye’de Müslümanların bir halifesinin ortaya çıkması endişesini öngördüğünü” dile getirdi.

Rusya ve ABD’nin Suriye’deki devrimin fay hattında bir kırılmaya ve bölgenin jeo-politiğinin Müslüman halkların lehine değişmesi noktasında ortak kaygıyı taşıdıklarını gösteren bir başka gelişme de geçtiğimiz hafta içinde Arap Birliği öncülüğünde Kahire’de düzenlenen zirvede Suriye Ulusal Meclis’inin imzasına sunulan belgede kendisini gösteriyor. Kahire zirvesine davet edilen USM üyelerinin ve diğer muhaliflerin ivedilikle imzalaması istenen metinde Beşşar’ın ardından kurulması düşünülen geçici hükümette din ve devlet işlerinin tamamıyla ayrı tutulacağına ilişkin ifadelerin yer almış olmasıdır.

Ancak bütün bu çabalara rağmen Suriye’nin dışında sahnelenen ayak oyunları Suriye içinde kanları ile devrimlerini iki yıldır besleyen halka kabul ettirilemeyişi uluslararası aktörleri çıldırtmaktadır.

İşte en son Cenevre’de görüşülen Annan planı ile ilgili olarak ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un, "Suriye'de başarılı olacağımızdan şüphe duyuyorum ve bunu söylemekten nefret ediyorum" ifadeleri krizin gerçekten uluslararası aktörleri çıldırtacak düzeyde olduğunu gösteriyor.

Zira yüzü aşkın ülkenin temsilcileri sözüm ona Suriye’nin dostları adını verdikleri toplantıda, bu ülkede kontrollü bir geçiş için en son Paris’te toplandıklarında Suriye meydanında şu pankart kaldırılıyordu:

"Adına Suriye muhalefeti denen güruha mesajımız: Kendinizi boşuna yormayın. Devrimimiz liderlerini kendisi üretecek! Hem bu liderler öyle liderler ki; Allah'ı Rab, Muhammed (s.a.v.)'i Nebi ve komutan bellemiştir. İslam’ı din, devlet ve yaşam modeli olarak benimsemiş, Şam diyarına ise İslam diyarının merkezi olacak bir toprak olarak göz dikmiş liderlerdir. Ey batının rahminde yetişmiş liderler! Kendinizi onların habis projelerinin uygulayıcısı basit aygıtlara, aparatlara çevirdiniz!"

İşte Clinton’a “söylemekten nefret ediyorum” dedirttiren düşman çatlatan bilinç budur. Rabbimiz tam da böyleleri için “Kininizden geberin” (Ali-İmran, 119) buyurmuyor mu?

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara