Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Siyasi intihar 1

16 Yıl Önce Güncellendi

2011-06-27 11:45:34

Siyasi intihar 1

İntihar en basit tanımıyla kasten insanın kendi canına kıyması anlamına gelmektedir. İnsanın devamlılık içgüdüsünün fıtrata aykırı ve sıra dışı bir yolla tatmin edilmesi manasına geldiği için intihar büyük günahlardan sayılmıştır.

Rabbimiz bir ayeti kerimesinde intiharı açıkça haram kıldığını Beyhan etmiştir. “Kendi canlarınıza kıymayın/intihar etmeyin. Hiç kuşkusuz, Allah, size karşı çok merhametlidir.” (Nisa: 4/29) Ayrıca Rasulüllah (s.a.v.) de konuyla ilgili bir hadisi şerifinde şöyle buyurmaktadır. “Kişi dünyada kendi canına ne ile kıymışsa kıyamet günü onunla azap olunur” (Buhari)
İslam dünyasında iktisadi, sosyal ve güvenlik anlamında geri kalmışlık koşulları hakim olsa da intihar batıya, gelişmiş ülkelere oranla çok daha düşük seviyede gözlemlenen bir vakadır.

Her ne kadar intihar dendiğinde ilk olarak bireysel anlamda kişilerin kendi canlarına kıyması akla gelse de toplumların ve ümmetlerin de intiharından söz edilebilir. Hatta toplumların veya ümmetlerin intiharı (kendilerini var eden değerlerle bağlarını koparmaları) bireysel intihar girişiminden çok daha etraflı, gelecek kuşakları da etkisi altına alacak yakın, orta ve uzun vadede vahim sonuçlar doğuracak bir durumdur.

İslam dünyası içine girdiği psişik, depresif durumdan bir türlü çıkamamış, ruhsal bunalıma girerek aklını ve kontrol mekanizması/iradesini kaybetmiş ve böylece intiharın eşiğine gelmiş bir insan gibi kendisini tarih sahnesinde 13 yüzyıl var etmiş olan ilahi değerlerle ilişiğini koparttığı günden beri buhran yaşamaktadır. Esasında bir ümmet olarak onu tarihin aktif öznesi kılan dinle hayatının arasını ayırdığında, hayatını ve kendi zihin kodlarını ilahi olanın dışında, batılı modernist paradigma ekseninde şekillendirmeye başladığında bunalımları da başlamıştır.

Zira beden/coğrafya ve imkanları; insan unsuru, jeositratejik, jeoekonomik, jeopolitik üstünlükler kendisine aitken bu imkanları işletecek akıl kendisine ait değildir. Söz konusu imkanları kendisini seçkin bir ümmet yapan ilahi olanın belirleyiciliğinde şekillenen akılla işlettiğinde bu imkanlar onu dünyanın süper gücü yapmışken şimdi ise sokma akılla/batılı zihinsel kodlarla işletilmeye çalışılan coğrafyanın imkanları dünyanın geri kalanını geliştirip kalkındırırken kendisini sefalete ve bunalımlara sürüklemektedir.
***
Evet, kıymetli dostlar! İslam ümmeti siyasal anlamda intiharı, tarih sahnesine çıktığı ilk günden, 610 yılından itibaren onu tarihin öznesi yapmış olan vahiy ile siyasal yaşamını ayırdığında, hatta siyasetini bir zamanlar topraklarını işgale etmiş olan düşmanlarının aklı/modernist akıl ile biçimlendirmeye başladığında yaşamıştır.

Lakin biz bu haftaki yazımıza başlık olarak seçtiğimiz “siyasi intihar” meselesi ile daha spesifik bir konuya; Ortadoğu ayaklanmaları ile zaman zaman gündeme gelen –daha doğrusu kasıtlı olarak gündeme getirilen- uluslar arası müdahale meselesine değinmek istiyoruz.

Kadim ve yakın tarihimiz yabancı bir güçten medet ummanın ne kadar vahim sonuçlar doğurduğunu anlamamıza katkı sağlayacak yeterince örneklerle doludur. Örneğin:

Moğol hükümdarı Hulagu’ya, Bağdat üzerine sefer düzenlemesi konusunda davetiye çıkartan İbnü’l-Alkami’nin ihaneti bir yabancıdan medet umma konusunda en acı örneklerden birisidir. Bu sefih herif Bağdat’ta bulunan Abbasi yönetimini devirmek için Moğollardan yardım istemişti. (1258) Bu yardım talebinin nelere mal olduğunu Hülagu Han komutasında Moğol ordusunun meşhur Bağdat istilası sırasında yaptıklarını hatırlayarak anlayabiliriz.

Tarihimizde meşhur olduğu kadar yürek yakıcı, en trajedik hadiselerden ve kara sayfalardan birisidir Bağdat istilası… Moğollar Bağdat’a girdiklerinde Halife Mu’tasım başta olmak üzere şehrin pek kıymetli alimlerini, kadılarını, devlet erkanı içinde değerli bir çok bürokratı öldürdüler. Kadın erkek, yaşlı genç demeden yüz binlerce insanı katlettiler. Müslümanların yüzlerce yılda inşa ettikleri medeniyet ve kültür mirasını, kütüphaneleri yağmaladıklarını, birçok el yazma eseri Dicle nehrine atarak nehrin günlerce mürekkep renginde akmasına neden olduklarını herkes bilmektedir.

Bu anlamda İbnü’l-Alkami’nin yabancı bir güçten/barbar Moğollardan medet umması M. 750 ile 1258 yılları arasında tam 508 yıl hüküm sürmüş olan Abbasi yönetiminin intiharına neden olmuştur.

Tarihimizdeki siyasi intihar örneklerinden birisi de adına “şerif” Hüseyin denen herifi “Na-Şerif”in ihanetidir. Na-Şerif Hüseyin Osmanlı Devletini ortadan kaldırmayı amaçlayan İngiltere ile kirli ilişkiler geliştirerek, kendisine vaat edilen Arap krallığı hülyasına tutunarak Osmanlı Hilafetine başkaldırmıştı. İngiltere Osmanlı imparatorluğunu ellinin üzerine devletçiklere böldükten ve yutulabilir, sömürülebilir kolay lokmalar haline getirdikten sonra ortada ne Hilafet ne de kendisine vaad ettikleri Arap krallığı vardı.. Osmanlı devletinin yıkılarak tarih sahnesinden çıkartılması günümüze kadar olumsuz sonuçlanırını hala yaşıyor olduğumuz en büyük trajedilerden birisi olmuştur. Osmanlı devletinin tarih sahnesinden el çektirilmesi kelimenin tam anlamıyla bu ümmetin siyasal intiharı olmuştur. Zira Osmanlı Devletinin hinterlandı içinde yer alan bölgede, hassaten orta doğuda o günden bu güne sular hiç durulmamaktadır.

Siyasi intiharın canlı, güncel örneklerinden birisini de Irak’ta yaşadık, yaşıyoruz. Saddam mezaliminden kurtulmak için Amerika’dan medet ummuş olan kimi etnik guruplar ve siyasi partiler ülkelerini ateş çemberinin içine sürüklediler ve Irak halkına Saddam’ı aratacak, ceddine rahmet okutacak koşulları yaşattılar. Amerika’nın Irak’ı işgalinden bugüne gayri resmi rakamlara göre üç milyondan fazla insan katledildi. Binlerce Müslüman kadının iffeti kirletildi. On binlerce Iraklı ülkesinden iltica etmek zorunda kaldı. Ülkelerinde kalanlar ise işgalin gölgesinde onursuz bir hayata mahkum edilmektedir.

Dünyanın ikinci büyük petrol ülkesinin halkı fakru zaruret içinde onur kırıcı bir yaşama mahkum edilirken Amerika Müslümanların servetlerini bölgedeki işgal ve katliam operasyonlarını sübvanse edeceği bir servet olarak tepe tepe kullanmaktadır. Irak halkının yaşadığı geri kalmışlık, ülkelerinin harap halde olması Amerika ve diğer işgalci Avrupa ülkelerini hiç enterese etmemektedir. Hatta geçenlerde çok ilginç, akıllara zarar bir hadise yaşandı. Irak Parlamentosu, 1990-91 yılındaki Körfez Savaşı'ndan zarar gören Amerikalılar için 400 milyon dolar tazminat ödeme kararı aldı.

Benzer bir trajedi Afganistan ve Pakistan’da da yaşanmaktadır. Kukla rejimlerini halklarına karşı koruma refleksleri ile aç kurtların birbirlerini leşe çağırdıkları gibi uluslar arası güçleri ülkelerine müdahaleye çağıranlar halklarının boynuna ilmiği geçirmeyi dört gözle bekleyen bu güçlerle birlikte kendi halklarını idam sehpasına taşımakta, siyasal anlamda onların intiharını hazırlamaktadırlar.

Ortadoğu ayaklanmalarının en kanlı şekilde bastırıldığı ve uluslar arası müdahalenin yapıldığı Libya ve muhtemel müdahale senaryolarının dillendirildiği Suriye bağlamında siyasi intihar konusunu gelecek yazımızla nihayete erdireceğiz, inşallah.

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara