Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Siyasi analizin sekülerleşmesi

15 Yıl Önce Güncellendi

2012-03-07 10:04:54

Siyasi analizin sekülerleşmesi
Bizler seküler paradigma ile şekillenmiş bir dünyaya gözlerimizi açtık. Tanzimatla birlikte başlayan modernleşme süreci geldiğimiz noktada bu coğrafyada yaşayan bizlerin zihinlerinde de ciddi yarılmalar ve yırtılmalar meydana getirdi.

Seküler paradigma zihinleri varlığın menşe-i; insanın, hayatın ve evrenin varoluşu noktasında yani ontolojik anlamda koyu materyalist girdabın içine sürüklerken benzer şekilde insanın ve uygarlıkların tarihini, yükseliş ve çöküşlerini, siyasi dengeleri, bu dengeler arasındaki ilişkileri ve güç dengelerinin değişimini de tastamam koyu bir materyalist bir bakışla kodladı. Bundan dolayı bizler zihinleri seküler paradigma ile şekillenmiş olan; gerek insanlık tarihi boyunca gerek elan dünyada meydana gelen her türlü hareketliliği seküler bir akılla okuyan ve değerlendiren siyaset analistlerinin köşeleri tuttuğu bir dünyada yaşadığımızı unutmamamız gerekir.

Bizler varlığı yaratan Rabbimizin yarattığı ilk insanı aynı zamanda bir peygamber olarak görevlendirdiğini, böylece ona vahiy göndererek ilk insanla birlikte insanlığın yaşamına müdahil olduğuna inanıyoruz. Hakeza Rabbimiz insanlık tarihi boyunca birçok nebiler göndererek insanoğlunun yaşamına müdahale etmiştir. Hatta Süleyman ve Davud (a.s.) gibi kimi nebileri “Halife Peygamberler”# kılarak onlara katından gönderdiği ilkelerle, adaletle hükmetmelerini telkin buyurduğu bir hükümranlık vermiştir.
Son olarak nebilerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v.) aracılığıyla M. VII. yüzyılda gönderilen İslam ile birlikte Rabbimizin, dünyanın hinterlandı sayılabilecek bir bölgede hükümran olan binlerce yıllık geçmişe sahip imparatorlukların topraklarını içine alacak; üç kıtada ve dünyanın geri kalan kısmında siyasi dengeleri altüst edecek biçimde insanlığın hayatına, tarihin akışına müdahale ettiğine tanık olduk.

Rabbimizin en son olarak kendisi ile tarihin akışına müdahale ettiği sevgili peygamberimiz nasıl bir misyonla gönderildiğinin farkındaydı. O kutlu nebi “Lailahe İllallah Muhammedün Rasulüllah” deyin, İran ve Kisra’nın sarayları sizin olsun derken, getirdiği mesajın zikri geçen imparatorlukların topraklarına hükmetmeyi içerdiğini biliyordu. Muhatapları da O’nun hangi misyonla gönderildiklerini çok iyi biliyorlardı. Yoksa “Senin getirdiğine inanırsak Arap ve Acem dostlarımızı karşımıza almamız, onlarla birlikte şimdiye kadar oluşturduğumuz siyasi dengeleri bozmamız gerekir, bizden söylememizi istediğin sözün anlamı bu” derler miydi?

Dememiz o dur ki, Rabbimiz insanlık tarihi boyunca insan toplumlarının yaşamına müdahale etmiş ve bu müdahale –en son gönderilen Nebi (s.a.v.) ile birlikte- gezegenimizin önemli bölümünde binlerce yıl hüküm sürmüş uygarlıkların tarih sahnesinden çekilmesi ile sonuçlanmıştır.

Rabbimiz bunu; uygarlıkların doğuşu ve çöküşünü, hükümranlıkların uygarlıklar arasında el değiştirmesini ve günlerin insanlar arasında dönüp durmasını bir ayeti kerimesinde şöyle bir hikmetle beyan buyurmaktadır:

“Ey Davud, gerçek şu ki, biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara (hevaya) uyma; sonra seni Allah'ın yolundan saptırır.” (Sa’d: 26)

“Şayet Allah insanları birbiriyle def edip savmasaydı yeryüzü muhakkak ki fesada uğrardı. “ (Bakara: 251) “Allah bir kısım insanları diğer bir bölümü aracılığı ile savmasaydı nice manastır, havra ve içlerinde Allah'ın adı, çokça anılan cami yıkılıp giderdi.” (Hac: 40)
Bu ayeti kerimelerden anladığımız kadarıyla Rabbimiz insanların/uygarlıkların bazısını diğer bazıları ile def ediyor, kimi uygarlıkları ötekileri ile tarih sahnesinden kaldırıyor.

Bu yüzyılın başında ümmetimizin bir anlık bir gafleti dolayısıyla İslam uygarlığı tarih sahnesinden çekilmişti. Lakin onun bıraktığı boşluğu dolduran batı uygarlığı gezegenimizi yaşanmaz hale getirdi.

Geldiğimiz noktada sanayileşmiş ülkelerin ihtiyaç duyduğu hammaddenin deposu konumunda olan zengin kaynaklara sahip İslam coğrafyasında uygulanan sömürge politikalarının, yer hareketlerinin yer kabuğu içinde volkanik patlamayla sonuçlanacak enerji birikime neden olduğu gibi bir etki meydana getirdiğini görmekteyiz.

Bir yılı aşkın süredir İslam dünyasının kalbi sayılan bu bölgede yaşanan ve yarım yüzyıllık diktatörlerin devrilmesi ile sonuçlanan bu sarsıntılar gerçek bir patlama sayılamaz. Bunlar sadece gezegenimizi yaşanmaz hale getiren batı uygarlığının ümmetimizin başına diktiği diktatörlerin devrilmesini sonuçlandıran artçı sarsıntılardır. Yer kabuğu henüz hassaten sanayileşmiş ülkelerin hammadde deposu olarak gördükleri ve kaynaklarını sömürdükleri bu bölgede 200 yıldır biriken enerjiyi atabilmiş değildir. Yüzlerce yıldır insanlığın kanını emen kapitalist uygarlığın tarih sahnesinden çekilmesi ile sonuçlanacak asıl deprem henüz yaşanmamış ve yer kabuğu rahatlamamıştır.

Evrenin sadece tesadüfle açıklanan bir patlama sonucu, ilahi bir müdahale olmaksızın oluştuğunu dikte eden seküler ontolojik yoruma katılmadığımız gibi birçok ülkede sarsılmaz denen diktatörleri koltuklarından eden, dünyanın politika yapımcılarını acz içinde bırakan ve bölgenin siyasi dengelerini altüst edecek boyutta devasa sonuçlar doğurmuş Ortadoğu halklarının ayaklanmalarına, gerçekte bu sonuçlardan hiçbirini aklının ucundan bile geçirmemişken sebep olmuş Muhammed Ebu Azizi’nin sadece kendisini yakması ile tesadüfen gerçekleştiğine yani her şeyi ya komplocu bir dille ya da ilahi müdahaleyi yok sayan koyu seküler dille yapılan siyasal analizlere de katılmıyoruz.

Rabbimiz insanlık tarihi boyunca hiçbir insan toplumunun başına gelmedik trajedileri yaşamış ümmetimize merhamet ederek, kalplerine korku verdiği, böylece hem müminlerin elleri hem de kendi elleriyle kalelerini yıkan şaşkın Hayber Yahudilerinin tersine, korkunun damarlarında dolaştığı mazlum ümmetimizin kalbine kendilerinin bile inanamayacakları ölçüde cesaret tohumları ekerek korku duvarını aşmalarını sağlamış olamaz mı? Sonra Batı uygarlığının oluşturduğu jeopolitik dengeleri korumakla görevli diktatörlerin yıkılışı gerçekte bu denklemi kuran batı uygarlığının tarih sahnesinden çekileceği büyük depremin habercisi olan artçı sarsıntılar olamaz mı? Bekleyip göreceğiz.

“O günleri; biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz. Bu, Allah'ın iman edenleri açığa çıkartıp ayırması ve sizden şahidler (veya şehidler) edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez.”

www.twitter.com/abdurrahimsen www.facebook.com/Abdurrahim Şen

Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara