Dolar

44,5811

Euro

51,4630

Altın

6.704,43

Bist

12.936,35

Rasulüllah (s.a.v.)’ı an(la)mak

15 Yıl Önce Güncellendi

2012-04-08 14:24:39

Rasulüllah (s.a.v.)’ı an(la)mak
“İzmler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir” diyor Cemil Meriç.

19. Yüzyılda batının ürettiği bütün izmler, ideolojiler, düşün dünyasını biçimlendiren fikirler doğunun, hassaten İslam dünyasının aklına giydirilmiş deli gömleği işlevi gördü. İnsana hayata ve evrene bakışı noktasında materyalizmi eksene alan modern paradigma doğunun aklında derin yarık ve yırtılmalar meydana getirdi. Temelde dini hayattan ayıran seküler karakteristiğe haiz batı aydınlanmacılığı coğrafyasını merkeze alarak içinde İslam coğrafyasının da bulunduğu dünyayı kendi ekseninde yeniden şekillendirdi.

Tabi ki, coğrafyalar, üzerinde yaşayan insan unsuru; insan tekinin zihin dünyası, düşünce kodları; hayata, insana ve evrene bakış açısı biçimlendirilmeden şekillendirilemez. O yüzden bizler batılı birçok etkin ağızların “Müslümanların elinden Kur’an’ı almadan onları cephede yenemeyiz/coğrafyalarına hükmedemeyiz” türünden meşhur sözler söylediklerini okumuşuzdur.

Son birkaç yüzyılda batıdan kendisine yönelen fikri ve ideolojik meydan okuma karşısında İslam ümmeti o güne kadar kendisini, emsalsiz biçimde yüksek kalkınmışlık standartlarında yaşatan İslam’a olan güvenini kaybetti, özgün fikirler ve çözümler üretemedi ve bu durum tarih sahnesinden çekilmesiyle neticelendi.

Ümmetimizin bu büyük travmayı yaşamasının, gezegenin yörüngesinin değişmesine denk bu elim hadisenin gerçekleşmesinin nedeni, geldiği günden beri bünyesine kattığı toplumları seçkin bir hayata kavuşturan dinin artık hayatlarından ayrılmış olmasıydı. İşte o günden beri Müslüman aklı batılı düşüncelerin merkezinde yeni bir biçimlenme yaşadı.

Din hayattan ayrılır da o dini getiren Rasül (s.a.v.) hayatın merkezinde kalabilir mi?

İşte modern batılı düşünce dini, hayatın ekseni olmaktan çıkartıp onu ötekileştirirken onu getiren Rasulü de bir şekilde hayatın dışına çıkartması gerekiyordu. Böylece Rasül algımızda da yanılgılar oluştu.

Okulda ilk yaptığımız deneylerden birisi “algı yanılması”ydı. Çok iyi hatırlıyorum, öğretmen içi su dolu bir kaba bir kalem bırakmıştı. Kalem, suyun içinde dışarıda göründüğü gibi görünmüyor, kırık görünüyordu. Bu algı yanılması olarak isimlendirilmişti. Bizlerde son yüzyıldır içinde bulunduğumuz modern dünyanın, kendini merkeze alan, diğer kültür ve medeniyetleri ötekileştiren ve onları hayatın içinde hiçbir belirleyici kıymeti olmayan mitolojiye ve efsaneye dönüştüren etkisi ile yeni bir zihin formatlaması yaşıyoruz ve bu geçmişe göre algımızı yanlışlaştırıyor.

Rasül (s.a.v.) özelinde yaşanan algı yanılması nedir? O, postuna bürünmüş bir derviş, öylece köşesinde oturan ve sürekli insanlara ahlak dersleri veren bir eren misali mistik bir şahsiyettir. Böyle olunca O’nun ve sözlerinin, bugün hayatımızı doğrudan biçimlendiren, ekonomi, siyaset, toplumsal yaşam ve hatta uluslar arası ilişkilere kadar insan ve hayatı için doktrinler geliştirmiş aydınlanma filozoflarının sözleri ve tezleri kadar geçerli değil.

Örneğin Rasulüllah (s.a.v.)’in “Akarsu kenarında abdest alacak olsan -dahi- suyu israf etme" buyruğu bu algı yanılması sonucu salt bireysel ibadet alanı ile ilişkilendirildi. Halbuki bu bir Allah emaneti olan gezegenin tüm kaynaklarının tüketimi noktasında ortaya konulmuş bir yaklaşımdır. Rasulüllah (s.a.v.)’in bu sözüne Rönesans aydınlarının insan aklına ve fıtratına aykırı tezleri kadar değer vermeyen kapitalist dünyanın kaynakları nasıl kullandığını ve gezegenimizi nasıl yaşanmaz hale getirdiğini görüyoruz.
Hepimiz hatırlıyoruz. Geçen Ramazan ayında Somali’de büyük kuraklık yaşandı. BM Genel Sekreteri, şayet sorun giderilemez ise birkaç gün içinde on bin insanın ölebileceğini söyleyerek dünyaya bir çağrı yapmıştı. Ben o günlerde “Golf sahaları” üzerinde basit bir araştırma yaptım. Şok edici bir istatistikle karşılaştım. Dünyada hali hazırda var olan golf sahalarının günlük su tüketim miktarının 4,7 milyar insanın günlük su tüketimine denk olduğunu öğrendiğimde gerçekten büyük şok yaşadım.

Şimdi bu istatistikleri Ban Ki Moon bilmiyor mu? Somali’de sorun kuraklık sorunu mu? Kapitalizmin gördüğü gibi iktisadi problemler kaynakların kıt olmasından mı kaynaklanıyor? Yoksa kaynaklar yeterli ancak dağıtımda mı sorun var?

“Akarsu kenarında abdest alacak olsan -dahi- suyu israf etme" diyen bir peygamber bu gün yaşasaydı, sağlıklı içme sularından yoksun olduğu için bugün yarın ölmek üzere olan on bin Somalili ölümle pençeleşirken tüm dünya genelinde sayıları birkaç bini geçmeyecek, geçse de lüks ve keyfi ihtiyaçlarını tatmin için neredeyse 5 milyara yakın insanın günlük su ihtiyacını karşılayacak bir miktarın tüketilmesi karşısında sessiz kalır mıydı.

Kendine ait bir el yazması notunda “Bu yıl iki defa yıkandım, yıkanmaya ne kadar vakit ayırdım” derken adına “aydınlanma” denen dönemin Alman filozofu Goethe bundan 1400 yıl önce Rasulüllah (s.a.v.) “Temizliğin imandan” olduğunu söylüyordu. Biz bu sözleri insanları karanlıklardan aydınlığa çıkartmak üzere gönderilmiş bir Rasül’ün sözleri olarak değil bir vaizin vaaz edebiyatı içinde ve bireysel yaşam alanına ilişkin öğüt niteliğinde söylenmiş sözler olarak algıladık.

Beşer bir peygamber olarak yönettiği toplumuna, 10 yılın sonunda “Kimin bende bir hakkı varsa gelsin alsın. Yarın Rabbimin huzuruna kul hakkıyla çıkmak istemem” sözü bir devlet başkanı olarak Allah Rasulü (s.a.v.)’in yönettikleri ile arasında bir hukukun olduğu ve bu hukukun ihlal edilmiş olma ihtimalinin bile bir Peygamber olarak kendisini nasıl kaygılandırdığını gördükten sonra “hukukun üstünlüğü” kavramı ile insanlığın taaa bundan 1400 yıl önce tanıştığını söylemeyelim.

Gladyatör filminin hepimiz izledik. Ancak bu film Avrupa’nın medeniyet tarihi açısından bizlere çok çarpıcı manzaralar sunmaktadır. Eski Roma’da savaş esirlerinin arenalarda nasıl da ölümcül dövüşlere zorlandıkları bu da kralın ve izleyenlerin keyfini getirmez ise günlerce aç bekletilmiş aslanların önünü yem olarak atılıyordu. Lakin Allah Rasulü (s.a.v.) kendisine yaşam hakkı tanımayan Mekkelilerle ilk meydan muharebesi (Bedir) sonrasında esir alınan Mekkelilerin ellerinin kollarının bağlanıp çekiştirildiğini görünce “Çözün onların ellerini, yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin. Kendinize yapılmasından hoşlanmadığınız biçimde onlara davranmayın” demiştir. Bu sözler bir vaizin kürsüden söylediği sözler değildi. Bu, bir devlet başkanının, savaş meydanında, hayatın içinde bir olguya ilişkin çözümleyici normlarıydı. Bu 1400 yıl öncesinden konulmuş bir savaş hukukuydu. Biz, değil çağımızda kıyamete kadar Rasulüllah (s.a.v.)’in şahsında insanlığa sunulmuş bu ideal yaşam standartlarına hiçbir beşeri toplumun, uygarlığın erişemeyeceğine imanımız tamdır.

Dini ve onu getiren Rasulü de ötekileştiren, O’nun sözlerini koyu bir bireyselliğe mahkum eden “algıda bir yanılma” yaşadığımızı fark etmemiz gerekiyor..

Özellikle son yıllarda kutlu doğum programları çerçevesinde öne çıkartılan “Peygamber” profilinin de 11 Eylül olayları sonrasında coğrafyaları işgal edilen, servetleri sömürülen, milyonlarca öldürülen, binlercesinin ırzına geçilen ve kuvvetle muhtemel sesini yükseltmesi beklenen İslam ümmetine, insan onuruna yakışır şekilde sesini yükseltmesini dahi kendisine fazla gördükleri için tam da böylesi bir süreçte “Merhamet”, “Barış” ve “Sevgi” “Gül” Peygamberi öne çıkartılmaktadır.

Kendi Rasüllerini anmak için kalkıştıkları etkinliklerde bile Müslümanların nasıl da uluslarası dengelere muvafık bir angajmana kapıldıkları meselesi bir başka makalenin konusu olabilir…

“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 128)

www.twitter.com/abdurrahimsen www.facebook.com/Abdurrahim Şen


Yorum Yap

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
SON VİDEO HABER

İran'dan İsrail Ben Gurion Havalimanı'na saldırı

Haber Ara