Ortadoğu ayaklanmalarının arkasında yabancı servislerin veya batılı devletlerin olduğunu dillendirenler ya bu ayaklanmalara gölge düşürmeye, ayaklanmaları akim kılmaya çalışan art niyetli kişiler yada söz konusu diktatörlerin Ortadoğu halklarının vicdanlarında oluşturdukları korku ve ezilmişlik duygularına yenik düşmüş umut yoksunu kişilerdir.
Evet, ABD’nin Ortadoğu’da halklarının gözünde itibarlarını kaybetmiş olan eski diktatörleri yenileri ile değiştirmek ve öteden beri tiranların baskısı altında yaşayan Ortadoğu toplumlarının kontrollü bir şekilde demokrasiye geçişlerini temin etmek gibi bir stratejisi vardı. Ancak bu ayaklanmalar ne batının ne de onun desteklediği diktatörlerin öngöremedikleri bir takvimde, onları da şaşkına çeviren bir dizi olaylar zincirinin birbirini tetiklemesi sonucunda gerçekleşmiş ve bütün bölge ülkelerine sıçramıştır.
Örneğin bölgenin en etkin ülkesi ve ABD’nin stratejik müttefiki Mısır’da ayaklanma baş gösterdiğinde ABD yetkilileri durumu nasıl değerlendirecekleri konusunda büyük şaşkınlık yaşadılar. Mısır’da ayaklanmanın başlamasından yaklaşık iki hafta sonrasına kadar Mubarek’in gitmesi konusunda her hangi bir çözümü dillendirmediler. Sadece Mubarek’e, halkına karşı şiddet uygulamaması konusunda beylik demeçlerle yetindiler. Ancak Mısır halkının Mubarek ve rejiminin değişmesi konusundaki kararlılıklarını görünce tipik bir Amerikan politikası olan, önü alınamayacak dalganın karşısına geçip durmaktansa onun akış istikametini değiştirmek (devrimleri kontrol etmek)yönünde bir dizi strateji geliştirdiler.
ABD bölgenin en güçlü ülkesi olan Mısır’da bu krizi doğru yönetemez ve kendi çıkarları doğrultusunda sonuçlandıramazsa bunun çok vahim sonuçlar doğuracağını gördü. Bu bağlamda Tunu s ve Mısır’da ordunun rejimi güvence altına aldığı noktasında kanaati oluştuktan sonra, halkının öfkesini üzerine çekmiş olan yıllanmış diktatörlerin üzerinden oyunu sürdürmekten vazgeçti ve Mısır’da Ömer Süleyman vb. Tunus’ta ise Muhammed Gannuşi vb. başka başka isimler üzerinde manevra alanları aradı. Bütün bu atraksiyonlar meydanları dolduran milyonları teskin etmeyince bu iki ülkede diktatörlerin bırakması gerektiğini anladı ve onlara olan desteğini çekti.
Benzer bir durum Libya ayaklanmasında da yaşandı. ABD yaklaşık iki hafta sadece olayları izlemekle yetindi. Ancak İngiltere ve özellikle de Fransa’nın askeri müdahale konusunda aceleci davranmaları ABD’yi Libya konusunda behemehal pozisyon almaya zorladı.
Şimdilerde ikinci dünya savaşı sonrası bölgeye sömürgeci güç olarak girmiş olan ABD ve kadim sömürgeci aktörler olan İngiltere ve özellikle de Fransa arasında kıyasıya bir güç dengesi savaşı yaşanmaktadır.
Yemen ve Bahrayn’e sıçrayan ayaklanmalar yaklaşık iki aydır devam etmektedir. Bu ülkelerde halkın üzerine ateş açılmasın, yüzlerce ölü ve binlerce yaralı olmasına rağmen meydanları her geçen gün daha kalabalık kitleler doldurmaktadır. Bu ayaklanmaların aylardır hız kesmeden sürdürülüyor olması ve bir türlü olayların çözüme kavuşturulamaması bile tek başına batılı güçlerin ayaklanmaları önceden öngöremedikleri ve hazırlıksız yakalandıklarını kanıtlamaktadır.
Son olarak çok kanlı bir şekilde bastırılmaya çalışılan Suriye’de ise olayların nasıl başladığına ilişkin İsmail Yaşa’nın bu sitede yayınlanan makalesindeki şu ifadeler ayaklanmaların doğallığında ortaya çıktığını göstermektedir. İsmail Yaşa Suriye ayaklanmasının çıkışı ile ilgili şunları aktarmaktadır. “Mısır halkının kahramanca direnişi sayesinde artık cumhurbaşkanlığı koltuğunda daha fazla oturamayacağını anlayan Mübarek'in görevini bıraktığı ilan edilince Deraa'da yaşayan bir bayan doktor, yine Deraa'nın Harbetu Ğazale bölgesindeki bayan arkadaşını telefonla arayarak kutluyor.
Ardından da -telefonunun dinlendiğinden habersiz- "Darısı bizim başımıza" diye ekliyor.
Siyasi Şube polisleri derhal her iki kadını da gözaltına alıyor.Aracıların duruma müdahalesiyle bayan doktor ertesi günü serbest bırakılırken arkadaşı birkaç saat sonra salıveriliyor.Telefonda arkadaşına "Darısı başımıza" diyen bayan doktor ertesi gün serbest bırakılıyor bırakılmasına fakat bu süre içinde işkence görüyor.Siyasi Şube'de saçları sıfıra kesiliyor. Bir sürü hakarete maruz kalıyor. Bu duruma oldukça öfkelenen bayan doktorun akrabası küçük çocuklar kentin çeşitli yerlerinde duvarlara "Halk rejimi devirmek istiyor" yazıyor. Tabii güvenlik güçleri hepsini birer birer topluyor. İlk başta kimse gidip çocukların akıbetini sormuyor. Bir süre sonra serbest bırakılırlar ümidiyle bekliyorlar. Fakat çocukların serbest bırakılmadığını ve gözaltı süresinin uzadığını görünce kentin ileri gelenlerinden bir heyet Deraa Siyasi Şube Müdürü Atıf Necib'e çocukların akıbetini sormaya gidiyor.
Müdürün cevabı karşısında deliye dönüyorlar. Çünkü Necib heyete, "Bugün çocuklarınızı aldık, bir daha sormaya gelirseniz karılarınızı alacağız" diyor. Bu kez, belki yardımcı olur düşüncesiyle Deraa Valisi Faysal Kelsüm'e çıkıyorlar. Faysal Kelsüm, Hama katliamı sırasındaki üstün başarıları nedeniyle baba Hafız Esed tarafından "Baas'in şerefi" tabancasıyla ödüllendirilenlerden...
Faysal Kelsüm de Deraa'nın önde gelenlerinden oluşan heyeti aşağılıyor ve makamından kovuyor. Hakarete uğrayan öfkeli halk valiyi Cuma namazının ardından darp ediyor. Bunun üzerine valinin korumaları halkın üzerine ateş açıyor ve iki kişi olay yerinde, ağır yaralanan iki kişi de hastanede hayatını kaybediyor.
Daha sonra halk El-Ömeri Camii'ne sığınıyor. Camiyi basan güvenlik güçleri katliam yapıyor. Böylece protesto gösterileri ve katliamlar dalga dalga Suriye'nin her yanına yayılıyor.
Türkiye’de İslami camianın yorumlarına itibar ettiği bazı yazarlar Tunus’ta başlayan ayaklanmalar Suriye’ye sıçrayıncaya kadar televizyonlarda coşkuyla Ortadoğu halklarının destan yazdığından söz ediyorlardı. Nedense ayaklanmalar Suriye’ye sıçrayınca birden çark ettiler. Türkiye’nin Suriye konusunda izlediği resmi politikasından mı yoksa gizliden gizliye besledikleri Baas hayranlılığından mıdır bilinmez ancak hangi nedenle olursa olsun tarihi bir yanılgı içine düşmektedirler.
El-Cezire televizyonu ayaklanmaların ilk başladığı Tunus’tan her gün defaatle bir bant kaydı ekrana getirmektedir. Bu kayıtta Tunuslu, saçlarına ak düşmüş bir vatandaş, yılların biriktirdiği acıyla sözcükler boğazında düğümlenirken şunları söylüyor. “Bu tarihi anı yaşamak için beklerken yaşlandık, yaşlandık, yaşlandık”. Bu sözler gerçekten Ortadoğu’daki ayaklanmaları tetikleyen saikleri dışarılarda değil yıllarca tiranların, ceberut yöneticilerin kan kusturdukları mazlum ve mustazaf halkların belleklerinde ve kaybetmedikleri vicdanlarında aramak gerektiğini ortaya koyuyor.
Evet, gerçekten bu ümmet bu günleri, bu tarihi anları beklerken yaşlandı. İnsanca yaşama özlemlerini, hayal ve umutlarını yitirdi. Karanlık gecelerin sabahı yok mu? diyerek yakarışlarını Rabbine iletti. Ancak Ortadoğu Müslümanları bizlerin ve bütün aşağılanmış Müslüman halkların umudu oldu.
Bir Arap atasözü şöyle der: “Esaretten kurtuluşun kapısını kanlı (ağır bedeller ödemiş) eller çalar”
İşte Ortadoğu Müslümanları ağır bedeller ödeyerek; her evden kanlı cenazelerini uğurlayarak tiranlardan kurtuluşun kapısını çalıyorlar!
İnsanlık onurunu ayaklar altına alan, ümmetimizin servetlerini, jeopolitik, jeostratejik, jeoekonomik üstünlüklerini kısaca coğrafyalarının bütün imkanlarını bugüne kadar batılı devletlerin lehine işletmiş olan hain ve uşak yöneticilere, cebberrut tiranlara ve eli kanlı diktatörlere başkaldıran tüm Müslüman halklara selam olsun. Bu soylu ayaklanmalara gölge düşürmeye çalışan, zalimlere, müstekbirlere ve diktatörlere arka çıkarak bilerek yada bilmeyerek mazlum ümmetimizin yakaladığı bu tarihi fırsatı akamete uğratmaya ve dolayısıyla, onlara sunmamız gereken desteği sabote etmeye çalışanlara yazıklar olsun… Sonunda varacağınız yer arka çıktığınız zalimlerin gideceği yer olacaktır…
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, “Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını üzerimizden kaldırabilir misiniz?” derler. Büyüklenen (müstekbir)ler derler ki: «Biz hepimiz (ateşin) içindeyiz; gerçek şu ki Allah, kullar arasında hüküm verdi (artık).» Ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine dediler ki: «Rabbinize dua edin; azaptan bir günü (olsun) bize hafifletsin.»” (Mümin, 47-49)
Yorum Yap